t24.com.tr

Fenerbahçe Cumhuriyeti’nde seçim zamanı

Nietzsche’nin “ebedi döngü” felsefesi; hayatın tüm acıları, sevinçleri ve detaylarıyla sonsuz kez aynı şekilde tekrarlanacağını önerir.

Nietzsche’nin en çarpıcı varoluşsal metaforlarından biri olan bu döngü, hayatın amaçsızca tekrar eden bir lanet değil, en yüksek düzeyde olumlanması gereken bir sanat eseri olduğunu savunur.

Memlekette yaşadığımız bazı şeyleri düşündüğümde aklıma hep bu “ebedi döngü” meselesi gelir.

Bu yazıyı yazmak üzere bilgisayarımı açtığımda bir kez daha hatırlamamın nedenini biraz sonra açıklayacağım.

Bu hafta sonu Fenerbahçe Spor Kulübü, futbol takımının başarısız geçen bir sezonunun ardından bir kez daha olağanüstü kongreye gidiyor.

Fenerbahçe üyesi olduğumu bilen okuyucular e – posta ile soruyorlar. Kime oy vereceksin?

Aynı konuyu, kime oy vereceğimi soracak kadar bana yakın olan arkadaşlarım da merak ediyorlar.

Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanamayacağını bildiği bir seçimi kazanabilmek için yargı silahını çekip, CHP’nin başına zorla Kemal Kılıçdaroğlu’nu oturttuğundan beri ertelemek zorunda kaldığım bu yazının konusu da bu: Fenerbahçe seçiminde oyumu nasıl kullanırım?

“Ebedi döngü” meselesinin gelip bir kez daha beynimin içinde dönmeye başlamasının nedeni de bu soruya vereceğim yanıt aslında.

Lafı dolandırmadan baştan söyleyeyim: Kongre sırasında yurtdışında olacağım için oy kullanamayacağım ama İstanbul’da olsaydım oyumu Aziz Yıldırım’a verirdim.

Fenerbahçe, Aziz Yıldırım’ın başkanlık yaptığı 20 yıl içinde Süper Lig’de 6 kez şampiyon oldu.

10 kez ikinci, 2 kez üçüncü, 2 kez dördüncü, 1 kez de altıncı sırayı aldı.

O dönemde 2 kez de Türkiye Kupası kazanıldı.

Normal bir futbol ülkesinde olsak bu tablo aslına bakarsanız önemli bir başarı anlatıyor.

20 sezonun 16’sında takım şampiyonluk yarışının içinde olmuş. Bu “ikincilikler” arasında son maçta kaybedilen sezonlar da var.

Ali Koç’a karşı seçimi kaybettiği sezonun sonunda şampiyonluğu kaçırmasının nedeni de hakem Bülent Yıldırım’ın bütün hakem yorumcularının “net penaltı” dediği 3 pozisyonda gözünü kapatmasından başka bir şey değildi.

Hep düşünmüşümdür: O gün hakem hangi hesaplar içindeydi bilemiyorum ancak o penaltıların sonucunda Fenerbahçe şampiyon olsaydı, Aziz Yıldırım seçimi kaybeder miydi? Kaybetse bile yeni gelen Ali Koç, Aykut Kocaman’ı yine de gönderir miydi?

Ama burası Türkiye ve Fenerbahçe geleneğinde futbolda iki – üç sezondan daha uzun süre şampiyon olamamak diye bir şey kabul edilebilir bir durum değil.

Üstelik bu süre içinde Galatasaray, Fenerbahçe’den daha çok şampiyon olduysa, bu hiç kabul edilebilir bir şey değil.

Öte yandan Fenerbahçe “istikrar” ile birlikte anılabilecek bir isim de sayılmaz.

Bu vaatle seçim kazanan Ali Koç döneminin, kendinden öncekilere rahmet okutmasının nedeni de istikrarsızlığın zirve yapmış olması.

Aziz Yıldırım’ın 20 sezonunda 17 teknik direktör görev yaptı.

Mustafa Denizli, Zico, Aykut Kocaman, Ersun Yanal şampiyonluk yaşadıkları sezonun ertesinde sudan sebeplerle kulüpten gönderildiler.

 

Öte yandan dünyada ve elbette cennet vatanımızda da hiçbir spor kulübüne nasip olmamış bir başarı var ki “efsane sezon” olarak hafızalarda yer edecek.

2010 – 2011 sezonu, Aziz Yıldırım yönetimindeki Fenerbahçe, faaliyet gösterdiği 9 branşta da şampiyon olmuştu.

Futbol, erkek ve kadın basketbol, erkek ve kadın voleybol takımları ile atletizm takımları o sezonu şampiyonlukla tamamladılar.

Fethullahçı çetenin kumpası olmasaydı, bu sezonun ardından gelen sezonda Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi için çok iddialı bir kadro kuracağını ve hedefini yükselteceğini biliyordum. Fethullahçı kumpas Fenerbahçe’yi en azından 20 yıl geri götürdü, hedeflerinden sapmasına neden oldu.

Aziz Yıldırım’ın basketbolu bir Fenerbahçe sporu haline getirdiğini de unutmayalım.

Kadın ve erkek basketbolunda sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da büyük işler yaptı, şampiyonluklar kazanıldı.

Aziz Yıldırım’ı başkanlığı döneminde “tek adam yönetimi” nedeniyle çok eleştirmiştim.

Ancak şu özelliğinin altını çizmemek büyük haksızlık olur: Aziz Yıldırım olmasaydı, bugün Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış şahane stadyumlar da olmayacaktı, buna emin olabilirsiniz.

Şükrü Saracoğlu stadının tribün tribün yıkılıp, yeniden yapıldığı dönemde bizzat şahit oldum: Yıldırım bir ustabaşı gibi inşaatın hep içindeydi. Bu seçimde de yönetim kurulu listesinde yer alan Nihat Özbağı ile birlikte stadı yoktan var ettiklerini hatırlarım.

Yıldırım’ın vizyonu, sadece Fenerbahçe’yi değil, bütün futbol takımlarımızı eski “çöplüklerde” oynamaktan kurtardı ve o inşaat, Fenerbahçe’nin öz kaynaklarıyla yapıldı.

Sadece o değil: Ülker Arena, olimpik yüzme havuzu, kamp tesisleri ve kulübe uzun vadede gelir getirecek gayrimenkul yatırımlarını da unutmayalım.

Elbette Ali Koç da bir dönem yönetim kurulu üyesi olarak bu başarıda pay sahibi sayılmalı, diğer yönetim kurulu üyeleriyle birlikte.

Ve gördüğüm kadarıyla Ali Koç’un Fenerbahçe’nin geleceğini şekillendirecek projelerini ortaya koyabilmesi için taraftar ve üyeler nezdinde hala kredisi var.

Birkaç dönem sonra yeniden Ali Koç’un adaylığını görürseniz şaşırmayın.

Diğer başkan adayı Hakan Safi’yi ve yönetim kurulu listesindeki isimleri tanımıyorum.

Safi’nin konuşmalarını izledim; öyle görünüyor ki “tek adam yönetimi” Fenerbahçe’nin genetiğine işlemiş. Safi seçilirse yine bir “One Man Show” izleyeceğiz.

Ancak Aziz Yıldırım’ın listesindeki Önder Fırat, Nihat Özbağı, Mahmut Uslu gibi isimlerin geçmiş tecrübeleri de önemli.

20 yıl önce seçimi kazandığında Aziz Yıldırım’ın işi daha kolaydı. Beklenen tek şey futbol takımının şampiyon olmasıydı.

Ancak artık çıta yükseldi: Futbol elbette en önemlisi gibi görünüyor ama bundan sonra erkek ve kadın basketbol, erkek ve kadın voleybol şubeleri de “hedefleri olan” takımlar olmak zorunda.

Aziz Yıldırım’ın geçmişte yaptığı hatalardan da ders çıkarmış olarak, geçmişteki başarılarını tekrarlayacağını ümit ediyorum.