Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Mübaret Cuma soruları – 3

Mübaret Cuma soruları – 3

Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi sorduğum sorulara yanıt alamıyorum.

Bu yeni bir durum değil.

AKP iktidarı boyunca böyle oldu. Ama önceki iktidarlar da zaten bu tür soruları yanıtlamaz, geçiştirmek isterlerdi.

Suudi Kralının hediyeleri ile ilgili sorularıma neden yanıt vermediklerini anlayabiliyorum.

Üç buçuk yıl boyunca sordum ama hangi yürek sahibi erkek eşine dönüp, “hanım ver şunları, kaydettirelim” diyebilir?

Oysa KPSS sorularıma yanıt vermek isteselerdi, Fetullahçı çetenin, ülkemizin başına nasıl bir çorap örmekte oldukları ortaya çıkardı.

Bugün hepsinin ardından Fatiha okuyoruz ama 15 Temmuz şehitleri de aramızda olurlardı.

Yine yanıt vermeyeceklerini biliyorum.

Çünkü verecek yanıtları olsaydı, zaten verirlerdi.

Türk kamu yönetimi düzeninde sorulara verecek yanıtınız yoksa susup, tam siper yere yatmak adettendir.

Zannederler ki yazar, yazar unuturlar.

Buradan bir konteyner gemisine karşı 15 metrelik bir trawlerına iddiaya girmek isterim ki yazarım, yazarım, unutmam!

Bakıyorum başta Reis, hepiniz Cuma’yı kaçırmıyorsunuz. O zaman mübarek cumanın yüzü suyu hürmetine; kestane kebap, acele cevap!

***

1 – Sen geçerken sahilden sessizce / Gemiler kalkar yüreğimden gizlice!

Lafı uzatmayacağım, daha önce çok sordum, tekrarlıyorum:

Man Adası’nda 1 Kraliçe Lirası’na kurulan şirket nasıl oldu, nasıl bir ticari başarı elde etti ki kucağa oturtulması planlanan iş adamına 15 milyon dolara satılabildi?

Marinasına çöküldüğü iddia edilen iş adamı, neden kendi tankerini bu şirkete satıp, daha fazla para ödeyerek geri kiraladı?

2 – Fış fış kayıkçı!

Bir öğretmen ile bir devlet memurunun çocukları, babalarının siyasette yükselişiyle beraber zihni bir küşayişe uğradı.

30’dan fazla gemiden oluşan bir ticaret filosunu böyle yapabildiler.

Tebrik ediyorum ancak bir eleştirim var: Harvard İş İdaresi okulunda örnek olay olarak okutulacak bu başarının nasıl gerçekleştirildiğinin Türk gençlerinden gizlenmesine itiraz ediyorum.

Bu bilgi herkesle paylaşılmalı ki yerli ve milli ve hatta Müslüman bir deniz ticaret filosuyla dünyanın ümüğünü sıkabilelim.

3 – Harman döğen öküzün ağzı bağlanmaz!

Bu güzel atasözümüzü ilk kez söyleyen atamızın ruhu şad olsun; sanki bugünleri görmüş gibi konuşmuş.

Sezgin Baran Korkmaz isimli kara para aklayıcısı bir kişinin mal varlığına tedbir konmuştu.

Sonra olmayan bir MASAK raporunu gerekçe göstererek bir savcı ve bir hakim bu tedbir kararını kaldırdılar.

Bu karar da SBK’ya 150 milyon dolarlık mal varlığını kaçırma olanağı sağladı.

Savcı daha sonra taltif edilerek Adalet Bakanı Yardımcısı yapıldı.

Ben de haliyle merak ediyorum: Savcı ve hakim olmayan bir MASAK raporunu, var gibi gösterirken hangi müşevvikin tesiri altındaydılar?

HSK Bayanları, Beyleri bunun nasıl olduğunu merak etmiyor mu?

4 – Al kaşağıyı gir ahıra, yarası olan gocunsun!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, örgütlü suç hükümlüsü Sedat Peker’in, bazı politikacıları maaşa bağladığını açıkladı.

Orada da durmadı gitti bu bilgiyi önce TBMM Başkanı ile, sonra da Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ile paylaştı.

O günden beri de ne savcıda, ne Soylu’da ne de Şentop’ta “tık” yok.

Bu siyasetçi kim? Şentop, Soylu neden bildiklerini açıklamıyor. Savcı Bey’e bu bilgi iletilirken “aramızda kalsın” mı dediler?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, çay içerken dedikodu yapılmasına uygun bir yer midir?

5 – Çaylar şirketten!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yurtdışına kaçmasından bir gün önce Sezgin Baran Korkmaz ile bakanlıkta ne konuştu?

Bu buluşmada iki polis müdürünün ne işi vardı?

6 – Yoğurt koydum dolaba!

Süleyman Soylu, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinde yapılan milyarlarca liralık yolsuzluk dosyalarını belediyelerden aldı ve odasında bir dolaba kilitledi.

Bu yolsuzluklar ile ilgili soruşturma, Soylu izin vermediği için orada takıldı, yapılamıyor.

Soylu’nun korktuğu ya da çekindiği şey nedir?

O yolsuzluklardan kendisi de bir pay aldı mı?

Buna inanmak istemem ama yerli ve milli bir bakan bunu yapıyorsa, haliyle kıllanıyorum!

Kim bilir, belki kendisi bunlardan bir pay almayı gururuna yediremedi ama öyle bir yerden emir geldi ki sesini çıkaramıyor.

Bir Bakan, müfettişlerin tespit ettiği yolsuzlukları, mahkemeye intikal ettirmek konusunda neden böyle davranır?

Bunun varoluşsal saikleri nedir? Keşke Kafka hayatta olaydı da bize de anlataydı.

6 – Gül yüzüne bakarken, kaybettim öküzleri!

Orman Bakanı’nın öngörüsüzlüğü ve beceriksizliği nedeniyle binlerce hektar ormanımız yandı, bitti kül oldu!

Ama bir öküz var ki orman yanmadan önce dağa kaçtı, suyu içti filan.

Uzun lafın kısası: 23 milyon dolara 3 yangın söndürme uçağını kiraladığımız şirket, hayatında ilk kez bu işe girdi ve paraları, “bir sıra naftalin, bir sıra dolar” olarak tahsil etti.

Bu şirketi kim, nereden buldu?

——————————–

Soru işaretini  niye seviyorum?

Bazı noktalama işaretleriyle ilgili kişisel takıntılarım var.

Mesela ünlem işaretini, istihza anlamında kullanıldığında hiç sevmem.

İstihza, tırnak işareti ile daha anlamlı olur.

Soru işaretinin o kıvrımlı haline de bayılırım, sanki Seher Şeniz dans ediyor gibi gelir bana.

Soru işareti ile ilgili bir tekerleme de var, çok severim. Sizinle paylaşmak istedim:

“Soru işareti derler adıma

Sorgularım herkesi.

Sayemde öğrenilir bilinmeyen,

Cümlenin sonundadır yerim.

Soru sormak benim görevim,

Korkuturum herkesi.

Aynı zamanda meraklıyımdır.

Şaşırtırım karşımdakini.

————————————