Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Savcı Bey için “re’sen” soruşturma fırsatı

Savcı Bey için “re’sen” soruşturma fırsatı

Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Mısra Sapan, okuldaki protesto gösterisi sırasında polis tarafından 14 öğrenci ile birlikte gözaltına alındı.

Gözaltından çıktığında da gözünün altında koca bir morluk vardı.

Avukatı Mısra Sapan’ın gözaltına alma sırasında ve ardından polis aracının içinde polis şiddetine maruz kaldığını açıkladı.

Aslına bakarsanız özel bir açıklamaya da gerek yoktu, fotoğraf polis aracında ya da karakolda neyin yaşandığını apaçık ortaya koyuyor.

O günden beri savcılığın bir açıklama yaparak “Mısra Sapan’ın maruz kaldığı şiddet nedeniyle resen soruşturma başlattığını” duyurmasını bekledim.

Tıss!

Sapan’ın sadece Anayasa’dan kaynaklanan açıklama yapma, protesto gösterisine katılmak gibi hakları çiğnenmedi. Vücut bütünlüğüne yönelik açık bir saldırının da kurbanı oldu.

Ve bu konu soruşturulmuyor bile.

Gerçi soruşturma açılmış olsaydı da savcılık, alması gereken izni Valilikten almayı başaramazdı ama hiç olmazsa vatandaşların hukukunu koruma hassasiyeti gösteren bir savcının varlığını öğrenmiş olurduk.

Belli ki vatandaşların hakları, bizim adliyemizin umurunda bile değil.

Bunun çok ayıp ve utanılacak bir durum olduğunu adalet camiamıza hatırlatmış olayım.

O çocuk günün birinde sizin çocuğunuz da olabilir, bunu unutmayın.

Öte yandan şöyle bir sorunumuz da var ki İstanbul’da görev yapan bazı polisler sadist eğilimler gösteriyor.

Elbette bütün İstanbul Emniyeti’ni suçlamıyorum.

İçlerinde hukuka saygılı, vatandaşın hizmetinde olduğunun bilincinde olan polisler elbette çok sayıdadır.

Ancak belli ki sayıları az olsa da bazı sadistler bu kuruma sızabilmiş ve bir kız çocuğuna bu şiddeti reva görmüş.

İstanbul Emniyet Müdürü filan böyle bir şeyden rahatsızlık duymuyor mu, bunu çok merak ediyorum.

Bu sadist polislerin yarın kimlerin başına neler açabileceğini hiç aklına getirmiyor mu?

Toplumun kadına şiddete karşı ne kadar hassas olduğunun bile farkında değiller mi?

Yöneticilerimiz Türkiye’de işkence ve kötü muamelenin “sistematik olmadığını”, arızi olduğunu anlatıp dururlar.

Bu olay bize bir kez daha gösteriyor ki Türkiye’de işkence ve kötü muamele yapan polislerin amirleri ve adalet sistemi tarafından korunmaları durumu sistematik hale gelmiş.

——————————–

Mübarek Cuma Soruları – 8

İki haftadır farklı engeller nedeniyle cuma günleri yazı yazamadım. Birinde yurt dışındaydım, diğerinde omzumu dinlendirmem gerekiyordu.

Soruları sormayınca bazılarının ümitlendiğini, “unuttu galiba” diye sevindiğini tahmin edebiliyorum.

Bende fil hafızası var, unutmam mümkün değil.

Bu soruları soruyorum ama aslına bakarsanız yanıtlarını hepimiz gayet iyi biliyoruz.

Bu soruların sorulmasını gerektiren olayların asıl sorumlusu hepimizin bildiği gibi, halkımızın seçip, ülkeyi yönetme sorumluluğunu verdiği kişi.

O izin vermemiş olsaydı, bu soruların sorulmasını gerektiren olayların hiçbiri yaşanmazdı.

Daha fazla uzatmadan, soruları hatırlatayım ki Cuma günü cami bahçesinde yapmayı alışkanlık hale getirdiği basın toplantısı sırasında yanıtlamayı düşünür belki.

* Türkiye Cumhuriyeti yargısının iki önemli ismi, olmayan bir MASAK raporunu varmış gibi göstererek kara para aklayan bir kişinin 150 milyon dolarlık bir mal varlığını kaçırmasını sağladı.

Bunlardan biri daha sonra ödüllendirildi ve Adalet Bakanı Yardımcısı yapıldı.

Şimdi gel de bu adalete güven!

Söz konusu savcı ve hakim, bu kararı nasıl ve hangi teşvikin etkisiyle verdi?

Teşvik, siyasi miydi (Adalet Bakanı Yardımcılığına tayin edilmek gibi mesela) yoksa ayakkabı kutuları da kullanıldı mı?

Bu “ayakkabı kutusu” çağrışımının çok ayıp olduğunu biliyorum.

Sadece bir yanıt istiyorum: Savcı ve hakim, olmayan bir MASAK raporunu, neden var gibi gösterir?

* İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bir mafya reisinin, bir politikacıyı maaşa bağladığını açıkladı.

Daha sonra, muhalefetin ısrarlı baskısı üzerine bu ismi savcıya da söylediğini biliyoruz ama aslına bakarsanız savcı zaten elindeki bir soruşturma dosyası vesilesiyle bu ismi biliyor, bilmezden geliyordu.

Bu politikacı kimdi, hangi partiye mensuptu?

Bu adamın iktidar partisi mensuplarından biri olma ihtimali kaç derseniz, yüzde 100 derim.

Muhalefetten birisi olsaydı adını çoktan havuz medyasının manşetlerinden okumuş olurduk.

İktidar partisi içinde tanıdığım, uzaktan tanıdığım ya da bende olumlu izlenimler bırakan çok sayıda politikacı var. Dürüstlüklerinden kuşku duymam için bir gerekçem de yok.

Şunu merak ediyorum: Aralarında böyle tiplerin barınmasından rahatsız olmuyorlar mı? Bu çamurun kendilerine de sıçradığının farkında değiller mi?

Bakan ve savcı bu politikacıyı koruyor, bu çok açık belli. Neden?

* Kendisine gazeteci süsü  veren bir tip Sezgin Baran Korkmaz’dan 10 Milyon Euro istedi.

Bu parayı alınca Bakan Soylu ile Korkmaz’ı buluşturup, aralarındaki sorunu çözecekti.

Belli ki bu işte de bir çeteleşme var.

Bu 10 milyon Euro’yu kim alacaktı? Bakan’ın payına buradan bir şey düşecek miydi?

Bakan Soylu’nun, yurtdışına kaçmasından önceki gün Sezgin Baran Korkmaz ile görüşmesi ve bu görüşmede 2 de polis memurunun bulunması bu tür ilişkilerin sonucunda mı gerçekleşti?

* İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ankara ve İstanbul belediyelerinin elinden aldığı yolsuzluk dosyalarını neden saklıyor ve savcılığa göndermiyor?

Bakan’ın bu işten çıkarı sadece siyasi midir?

Yoksa yolsuzlukları yapanların ortağı mıdır?

Dosyaları geciktirerek, hakkında böyle bir kuşku doğması onu hiç rahatsız etmiyor mu?

* Erdoğan rejiminin en önemli müteahhitlerinden Rönesans’ın bir off shore hesabı üzerinden, 105 milyon 484 bin 952 dolar 46 Cent’i “bağış” olarak adını bilmediğimiz bir kişi ya da kuruluşa gönderdiği ortaya çıktı.

Bağış yapmak için off shore hesap kullanmak, daha önce hiç tanık olmadığımız bir durum.

Bu bağış kime gitti?

———————————-