Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Anneye ümit veren “olağanüstü” birliktelik

Anneye ümit veren “olağanüstü” birliktelik

Haberin dikkatimi çekmesinin iki nedeni vardı. Birincisi, amirlerim tarafından sizler için bu işleri takip etmekle görevlendirilmiş olmam, ikincisi ise fotoğraflarında erkeğin çok yakışıklı, kadının çok çekici görünüyor olmasıydı.

Hemen okudum tabii: “Fotoğrafçı Bennu Gerede’nin oğlu Daren Gerede Erkaya, aradığı aşkı avukat Bilge Öztürk’te buldu.”

Haber şöyle devam ediyordu: “İkili, sosyal medya hesaplarından yaptıkları …”

Büyük medya grupları, yayıncılık işini bir tür “bedel ödeme” olarak gören grupların eline geçtiğinden beri, Türkiye’de gazetecilik mesleğinin gerilediğini çok konuşuyoruz.

Bu sadece ekonomi ve siyaset gibi toplumun daha dar çevrelerinin ilgisini çeken haberlerde yaşanmıyor.

Toplumumuzun çok geniş kesimine hitap eden magazin ve spor haberleri de öyle ve bunun nedenini soracak olursanız ilk aklıma gelen yanıt “rekabet ortamının” ortadan kalkmış olması derim.

Rekabet yok, çünkü iyi gazetecilik yapıp satışı arttıracağım derken, “üç harflilerin” ayağına basma tehlikesi var!

Gördüğünüz gibi gazeteleri ve televizyonları üç – dört gündür meşgul eden bu magazin haberi de “ikilinin sosyal medya hesaplarından” aktarılıyor.

Böylece okuyucuya da “sosyal medyayı takip ederseniz, bize ihtiyaç yok” diyorlar ki bu konuda haksız sayılmazlar.

Bilge Öztürk’ü tanıyoruz, kendisi haksız yere hala “Tarkan’ın eski sevgilisi” diye anılıyor ama aslına bakarsanız on parmağında on marifet olan, okumuş – yazmış bir genç kadın.

Sadece kendi adıyla anılmayı hak ediyor.

Daren Gerede Erkaya’yı tanımıyorum, ama çok genç ve çok yakışıklı.

Dilerim bu geçici özelliklerinin eğitim, mesleki beceri, iyi insan olmak gibi konulardan daha önemli olduğunu zannederek bu güzel yıllarını boşa harcamaz.

Gördüğünüz gibi giderek yaşlı bir bilge gibi konuşmaya başladım.

O yaşlardaki Mehmet’e sorsaydınız, “Allah’ım bana da nasip et” derdi, orası ayrı hikaye!

İki güzel insanın birbirlerine aşık olmasını bu kadar önemli kılan şey ise şöhretlerinden daha çok Bilge Hanım’ın 43, Daren Bey’in 21 yaşında olmaları.

Anne Bennu Gerede’ye de bu ilişki “bu olağanüstü birliktelik bana ümit ve ışık veriyor” dedirten de sanırım aradaki yaş farkından kaynaklanan “uzlaşmaz çelişki”!

“İnsanoğlu gariptir” mottosunu haklı çıkaracak bir durum bu.

Tersi olsa, erkek 43, kadın 21 olsa kimse yadırgamayacaktı.

Erkek 53 filan olsaydı belki müstehzi bir tebessüme eşlik eden “azgın teke” yakıştırmaları yapılacaktı ama emin olun bu durum bile yadırganmayacaktı.

Bu şaşılacak bir durum olarak görülmeyecekti.

Aslına bakarsanız, dünyanın her yerinde de böyle durumlar aynı tepkiyle karşılanıyor.

Kadın – erkek ilişkilerinde beklenen, kadının genç olması, erkeğin yaşının çok önemi yok. Çok özel bazı yerel kültürel durumları elbette istisna kabul etmemizde bir sakınca yok.

Daha doğrusu var da bir yere kadar önemli.

Bu milyonlarca yıl süren evrim sürecinin genlerimize kazınmış bir veri olmalı.

Jared Diamond, “İnsan Cinselliğinin Evrimi” isimli eserinde şöyle bir soru soruyor:

“Erkekler ne işe yarar?”

Yanıtı da antropologlardan aktarıyor:

“Pek çok memeli türünün erkekleri sperm boşaltmaktan başka bir işe yaramaz.”

Çağımızda, kadınların toplumsal hayatın içindeki yeri ve önemi erkekle eşitlendikçe, benzeri bir sonuç insanoğlu için de ortaya çıkıyor.

Günümüz ABD’sinde çocuk sahibi bekarların sayısının, evli çiftlerden daha fazla olduğunu ve bu bekar çocuk sahiplerinin çoğunluğunun da kadın olduğunu biliyor muydunuz?

“Yaşlı erkek – genç kadın” durumunu yadırgamıyor, buna karşılık “genç erkek – yaşlı kadın” ilişkisini sıra dışı buluyor olmamızın nedeni de işte tam burada yatıyor:

Belli bir yaşa gelen kadınların doğurganlıklarını yitirmesi buna karşılık erkeklerin ileri yaşlarda zorlaşsa, miktarı ve kalitesi bozulsa bile hala sperm üretebiliyor olmaları.

“Polijini” yani bir erkek ile birden fazla kadın arasında uzun ve eş zamanlı birliktelik halinin, devletin icadından önce çok yaygın bir durum olmasının nedeni de buydu.

Üremek, temel içgüdüydü ve üreme eylemine hizmet etmeyecek ilişkilerin yaygınlaşmasına ve normalleşmesine de olanak yoktu.

Devlet kurumunun icadının ardından özellikle kadın tek eşliliğinin yaygın bir norm haline gelmesinin mülkiyet – soy ilişkilerinden kaynaklanan nedenleri konumuz dışında.

21. Yüzyılın ilk çeyreğini bitirmeye 4 kalmışken biliyoruz ki kadın ve erkek ilişkisinin tek hedefi üremek, soyu devam ettirmek değil.

 

***

 

“Temel içgüdü” deyip de Sharon Stone’u anmamak olmaz.

Şu sözünü not etmiştim:

“Menajerler 40 yaşına geldiğimde bir cüzzamlı gibi beni kaldırıp bir kenara attılar.”

“Menajerler” kelimesinin önünde ağır bir küfür de var, yeteri kadar Amerikan dizisi filan izlediğinize göre o kelimeyi kendiniz tahmin edip, cümleyi öylece okuyabilirsiniz.

Sharone Stone ile aynı yaştaki bir erkek oyuncu için “artık yaşlandı” yorumunu hiç duymuyoruz ama Sharone için “hala genç kız gibi” denmesi bir iltifat sayılabiliyor.

Gerard De Nerval’in, “Doğu’ya Yolculuk” isimli gezi kitabından bir bölüm aktaracağım:

“Cenevre’de yemekler oldukça iyi ve halk çok sevimli. Kadınlar çok güzel ve hemen hemen hepsi diğerlerinden ayırt edilmesini sağlayacak farklı bir görünüşe sahip. Saçları genellikle siyah ya da kestane, ama tenlerinin parlak bir beyazlığı ve inceliği var; hatları düzgün, yanakları renkli, gözleri güzel ve sakin. Bana öyle geldi ki en güzeli geçkinlerdi ya da daha doğrusu kesinlikle yaşlı olanlar. Kolları ve omuzları hayranlık uyandırıcı ama belleri biraz kalın.”
Nerval, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal gibi yazarları etkileyen bir yazar, çok genç yaşta ölmüş.

Bu genç yazarın, en çok beğendiği kadınların “geçkinler, daha doğrusu kesinlikle yaşlı olanlar” olduğuna dikkatinizi çekeceğim.

Belki de insanların, yaşlanan kadınların da güzel olabileceğini fark etmeleri için Gerard De Nerval hassasiyetine sahip olmaları gerekiyor.

 

***

Kadınların çoğunda bir yaşlanma korkusu olduğunu biliyoruz.

Bu da öğrenilmiş bir durumdur; toplum içinde insanların konumunu da belirleyen üretim ilişkilerinden  kaynaklanan bir durum.

Kadını, ikinci sınıf  olarak konumlayan dini öğretiler de bunu besliyor.

Çünkü tarihin ilk dönemlerinden itibaren bazı özel – ilkel toplumsal yapıları bir kenara bırakacak olursak “erkekler için başarı” denilince akla “iç faktörler” geliyor: Çalışkanlık, akıllılık, zekâ vs. gibi!

Bunlar erkeğin kendi doğasından kaynaklandığı varsayılan erdemler.

Oysa kadınlar için “başarı” genellikle dış etkenlere bağlı olarak algılanıyor.

“Şanslı”, çünkü iyi bir erkekle evlendi. Genç, çünkü doğalı daha 20 yıl oldu. Güzel çünkü annesi de güzeldi. İşinde başarılı, çünkü “erkek gibi kadın”!

Doç. Dr. Zehra Y. Dökmen, “Toplumsal Cinsiyet – Sosyal Psikolojik Açıklamalar” isimli kitabında televizyon reklamlarında erkeklerin daha çok orta yaşlı, kadınların ise daha çok genç yaştaki modeller arasından seçildiklerine dikkat çekiyor.
Yaşlanan aktrislerin bir daha kolay başrol bulamadıklarını, filmlerdeki ikinci derecede karakterlerle yetinmek zorunda kaldıklarını da hatırlayalım.

Oysa aynı durumdaki erkek oyuncular için böyle bir sorun yok!
Sean Connery, akordeona dönmüş boyun kaslarıyla, 24’lük kızlarla filmlerde kırıştırabiliyordu ve bunu kimse yadırgamıyordu.

Ancak Diane Keaton’ın genç bir doktorla yaşadığı aşkın ömrü filmde bile ancak on dakika sürebiliyor.
Bunun büyük bir haksızlık olduğu çok açık.

 

***

 

Frank Sinatra, en sevdiğim şarkısı “It was a very good year”da 17 yaşından itibaren giderek büyüyen bir erkeğin kadınlarla ilişkisini anlatır.
Şarkının son bölümünde ki artık ölümü beklemektedir, şöyle der:

“Ama şimdi günler kısaldı
Yılların sonbaharındayım
Şimdi yaşamımın yıllanmış bir şarap olduğunu düşünüyorum:
Ağzına kadar tortuyla dolu eski bir fıçıdan
Berrak ve tatlı dökülüyor.”

Her ne kadar çocukça davranışlarım olduğunu söyleyenler olsa da artık olgun bir erkek sayılırım.
Ve tıpkı Frank Sinatra’nın şarkısındaki gibi şunu biliyorum:
Bir erkek için yaşamın anlamı, birlikte olduğun kadındır.
Bir erkeğe yaşadığını hissettiren şey, sevgiyle bağlandığı bir kadın ile birlikte geçirdiği anlardır.

Stendhal’in dediği gibi, “gerçekten seven bir adamın, hayal ettiği her şeyden çılgınca zevk aldığını ya da ürperdiğini ve doğadaki her şeyin ona sevdiği kadınla ilgili bir şeyler fısıldadığını” unutmayalım.

O zaman sorayım size de: Yaşın ne önemi var?

Kadın kaç yaşında, erkek kaç yaşına gelmiş, ne önemi var?

———————————–