Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Türk yapımı Peşaver’den bir fragman

Türk yapımı Peşaver’den bir fragman

Önceki gün Suriye’nin kuzeyinde, Esad rejiminden korumak için asker bulundurduğumuz, küçük bir ordu kurup her türlü ihtiyacını karşıladığımız bölgede, “halk” ayaklandı.

Video görüntülerinde ellerinde Türkiye ve Katar tarafından verilmiş silahlarla TIR’ları tarayan “asker görünümlü” kişiler de “halkın” arasındaydı.

Türkiye’den mal taşıyan kamyonlar yakıldı, Türkiye adına bölgede görev yapan memurlar tartaklandı, bayraklar yırtıldı, caddelerdeki direklerde bulunan ışıklı bayraklar kırıldı.

Bayrakları yırtanların ve kamyonları yakıp, görevlileri tartaklayanların bir yandan da tekbir getirmelerini izlerken acaba Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ne düşünüyordu diye merak ettim.

Bunu elbette öğrenebilmemize imkân yok.

Ancak gerek yöneticilerimizin gerekse “özgür” Suriye ordusu adı verilen oluşumun yetkililerinin açıklamalarına göre olaylar “provokasyon” sonucu gerçekleşmiş.

“Kayseri’de başlayıp, başka kentlere de yayılan Suriyeli göçmen karşıtı vandallığa karşı gösterilen bir tepki” diye olayı geçiştirmek isteyenler de var.

Nasıl olmuş da içme suyuna, doktoruna, elektriğine kadar her şeyleri Türkiye tarafından karşılanan insanlar, böyle provoke edilebilmiş?

Muhtemelen bu sorunun yanıtını da alamayacağız.

Çünkü aslına bakarsanız olup bitenlerin nedeni provokasyon da değil, Türkiye’deki saldırılara tepki de değil.

Bir provokasyon varsa o da Erdoğan’ın, “Sayın Esed” ile eskiden ailecek görüştüklerini, yine görüşebileceklerini açıklamasından ibaret.

Çünkü bir zamanların “katil Esed” yaygarası bir kenara bırakıldı, “sayın Esed” moduna geçildi.

Asker bulundurarak Esad rejiminden koruduğumuz insanların, şimdi bir gelecek telaşı ve paniğiyle bu saldırıları yapmalarında yadırganacak bir durum yok.

Şeriatçı muhaliflerin deyimiyle “devrim topraklarında” yaşayabilmeleri, Türkiye ile Esad yönetiminin kavga etmeye devamıyla mümkün.

Ama bu artık Türkiye için sürdürülebilir bir durum değil.

Suriye’deki karışıklığı bir iç savaşa dönüştürmek için gayret ettiğimiz günlerdeki kehanetler birer birer gerçekleşiyor.

Sınırımızın hemen güneyinde kontrol edilmesi son derece güç bir silahlı güç var.

Türkiye’nin, Suriye sınırını Peşaver’e çeviriyorsunuz derken tam olarak bunu kastediyorduk.

Bunların ailelerinin, akrabalarının bir bölümünün Türkiye’nin değişik kentlerine dağılmış olarak yaşadığı da bir sır değil.

Suriye’nin “toprak bütünlüğünü” savunuyoruz ama bu tipleri korumak için o bütünlüğü ihlal edenlerden biri de biziz.

Esad ile ilişkileri normalleştirme yönünde bir istek belirtmişken bunlar yaşanıyorsa, o ilişkinin daha da ilerlemesinin nasıl sonuçlar yaratabileceğini hayal edebilirsiniz.

Erdoğan’ın ideolojik körlükle malul Suriye politikasının sonucu bu: Sınırda eli silahlı bir güruh, sınırımızın içinde 3 milyondan fazla sığınmacı.

Erdoğan kötü giden her durumda kendisinin dışında birilerini suçluyor. Türkiye’yi karıştırmak isteyenler varmış filan.

Türkiye’yi karıştırmak isteyen birileri gerçekten varsa onlar için bulunmaz bir fırsatı adeta altın tepsiyle sunan Erdoğan’dan başkası da değil.

Kayseri’de başlayıp, Anadolu’nun değişik kentlerine de yayılan saldırılarla, Suriye’nin kuzeyinde yaşanan saldırılar, gelecekte neler olabileceğinin ipucunu da veriyor.

“Provokasyon” deyip geçiştirmek elbette mümkün, deve kuşları da öyle saklanıyorlar zaten!

———————————-

“Profilsiz bakan” haram lokmaya göz mü yumacak?

Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin bakanlık görevinden istifasının nedeni, kendi açıklamasına göre “çocuklarının boğazından haram lokma geçmemesini sağlamak”.

Çok ilginç bir istifa gerekçesi ancak bir o kadar da inandırıcı görünüyor.

Kulis haberlerine göre Özhaseki, deprem konutlar ihaleleri ile ilgili olarak ciddi bir baskı altında kalmış.

Böyle durumlarda zaten sadece iki seçenek olur: Ya göz yumup, “salla başı, kullan kırmızı plakayı” diyerek göreve devam edersiniz ya da istifa edersiniz.

Belli ki Özhaseki, mücadele edemeyeceği bir güç ile karşı karşıya gelmiş ve istifa da mecburi istikamet olmuş.

Zaten görevden ayrılmasının ardından yerine atanan kişinin Murat Kurum olması, kulis haberlerinin yüzde 100’e varan olasılıkla doğru olduğunu da gösteriyor.

Murat Kurum’u İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi kampanyası sırasında gayet iyi tanımıştık.

İki kelimeyi bir araya getiremeyen, sosyal zekâ konusunda sıkıntıları olan, belli ki tek vasfı verilen emirleri tartışmadan yerine getirmek olan bir zatı muhterem.

Daha önce aynı bakanlığa tayin edilmiş olmasının nedeni de İstanbul’a aday yapılmasının nedeni de buydu.

“Düşük profili” bile denilemez, düpedüz “profilsiz” bir karakter.

Özhaseki’nin “baş edemeyeceği siyasi güç” kuşkusuz ki Erdoğan’dan başkası değil.

Türkiye’nin “baş emlak eksperi” de o sayılır zaten.

Erdoğan, “Özhaseki’den haram lokma yutmasını neden istedi” diye bir soru elbette sorulamaz.

Ama şurası bir gerçek ki bu işlerde “haram lokma” meselesi var ve en azından Özhaseki bundan ciddi bir rahatsızlık duyduğuna ve baş edemediğine göre yükseklerden esen bir rüzgâr olmalı.

Türkiye’de hiçbir büyük inşaat şirketinin genel müdür bile yapmayacağı birisinin, bakanlığa tayin edilmesindeki tek açıklayıcı şey bu sanırım.

————————————–