Ülkemizin tanınmış simalarından Bilal Erdoğan, TRT’nin Asırlık Gece dizisinde 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili görüşlerini bizlerle paylaştı.
Gerçi kendisi görüşleri çok merak edilen bir şahsiyet değil ama o yine de fırsatını yakaladığında mikrofonu kaptırmıyor.
Bana öyle geliyor ki “Recep Tayyip Erdoğan sonrası için” hazırlık bu.
Doğrusunu isterseniz Bilal Bey’e rakip olarak gösterilenleri de o yarışta hiç şanslı bulmuyorum.
Cumhurbaşkanı bir kenara çekilmeye karar verirse, yerine göstereceği isim kesinlikle Bilal Bey olur. Hakan Bey ya da Berat Bey bu yarışta Bilal Bey’i geçemezler.
Her neyse, nasıl ki doğmamış çocuğa don biçmiyorsak, emeklilik kararı vermemiş politikacıya da halef tayin etmemeliyiz.
Rabbim her şeyin hayırlısını versin!
Bugünkü yazımın kahramanını sizlere tanıtırken “tanınmış sima” dedim çünkü sıfatlarını tek tek yazsam, o kadar çok ki okurken uykunuz gelebilir. Bu riski göze alamadım.
TRT’nin dizisinde rolü kapmış olmasının nedeni de İlim Yayma Vakfı Başkanı olması.
Tevazu göstermiş diyebilir miyiz, bilmiyorum.
O kadar çok vakıfta görev yapıyor ki başını kaşıması için bir yardımcı tutsa yeridir.
Bütün bu vakıfların yanında bir de iş adamı kimliği var ki deniz nakliyatından tutun da gıda, kozmetik ve kuyum gibi sektörlerde faaliyet gösteren başarılı şirketlerde ortak olarak yer alıyor.
Tabii yöneticisi, kurucusu ya da mütevellisi olduğu bu vakıfların “vakfedeni” kendisi değil.
Daha çok kamu kaynakları ve hayırseverlerin yardımlarıyla yürüyen vakıflar bunlar ama konumuz bugün bu değil.
Bilal Bey, TRT’nin programında şöyle konuştu:
“FETÖ’yü doğuran, inanan insanlar üzerinde yapılan baskı olmuştur. FETÖ’yü doğuran o katı laikliğin ta kendisi olmuştur. FETÖ’yü doğuran dindarlık olmamıştır, FETÖ’yü doğuran İslam olmamıştır, FETÖ’yü doğuran Risale – i Nurlar olmamıştır. Dolayısıyla bunun da tespitinin yapılması gerektiğini düşünüyorum.”
“Katı laiklik” dediği nedir, “sıvı laiklik” nasıl olur, bunun gevşeği mi makbuldür, serti mi makbuldür gibi sorular aklımdan geçti ama aldırmadım.
Çünkü Bilal Bey bu konuda bir şeyler biliyor belki ama yanlış biliyor.
FETÖ’yü doğuran şey elbette İslam dini değil.
Dindarlık konusu da öyle.
Risale – i Nur bahsine girmiyorum ki zaten benim bildiğim Nurcular, Fetullah Gülen’den de Fetullahçılardan da hazzetmezlerdi.
“İnanan insanlar üzerindeki baskı” bahsi ise belli ki Bilal Bey için konunun en lezzetli bölümü.
Elbette kendisinden “bizim peder bunlara ne istedilerse verdi çünkü aynı menzili maksuda gittiklerini zannediyordu” demesini beklemiyordum.
Ancak Harvard’ın ağaçları altında oturmuş, binaları arasında dolaşmış birisinin en azından “baskı altındaki inanan insanların” bir bölümü darbeci oldu da öbürleri neden olmadı sorusunun yanıtını düşünmesini beklerdim.
Hatta görebildiğim kadarıyla darbeci olanlar, darbeci olmayanlara göre çok küçük bir azınlık.
Fetullahçıların sonunda darbe yapmaya kalkışacak bir güce dönüşmesinin baş sorumlusu kuşkusuz ki AKP iktidarıydı.
Bunların devlet içinde örgütlenmesine, memuriyete giriş sınavlarından tutun da harp okullarına, polis kolejlerine girişleri kontrol altına almalarına imkânı yaratan da “CHP zihniyeti” değildi.
Bilal Bey, Geçtiğimiz 14 Temmuz günü yazdığım yazıyı okursa, Fetullahçıların nasıl olup da orduya hâkim olabildiklerini, bunun zeminini kimin hazırladığını öğrenebilir. (“Lambayı tutanı unutma” başlıklı yazım.)
Ergenekon ve Balyoz Davalarında, gönüllü savcılık yapan bir yakınından da bu konuda dinleyeceği şeyler olabilir.
KPSS hırsızlarının, Arınç’a suikast yalanını uyduranların nasıl korunduğu da ayrı bir mevzu.
Şurası gerçek ki Fetullahçıların devlet içinde örgütlenip, darbe yapmaya kalkışma cesaretini bulmalarının nedeni dindarlara uygulanan baskı filan değil.
Böyle derseniz, Fetullahçıları da sanki aklıyormuşsunuz, onlara bir haklılık payı ayırıyormuşsunuz gibi görünür, Allah korusun!
Bilal Bey ve tanıdığı birtakım insanlar bugün de aynı hataları tekrarlıyorlar.
Kamu yönetimine giriş ve kamu yönetiminde yükselme liyakate değil de bazı tarikat aidiyetlerine bağlı olursa, bugün değilse bile gelecekte benzer tehlikeleri yaşayabiliriz.
Tarikatın şeyhinin Azrail’e iki tokat atıp, hizmetçisinin canını geri alabildiğine inanan mankurtların bağlılıkları, Anayasa, kanunlar ve devletin meşru yöneticilerine değil, tarikatadır.
Sizden görünüp, “bizdendir” denilerek devlet kadrolarına doldurulanların yarın ellerindeki gücü nasıl kullanabileceğinin örneğini 15 Temmuz’da yaşadık.
AKP iktidarı o yıllardaki uyarılarımızı dinlemediği gibi bugün de uyarıları sallamıyor.
Akıllanmadıkları için dinlemeyeceklerini bilsek de uyarmaya devam edeceğiz elbette.
——————————–
