Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Arı kovanına çomak sokunca!

ERZİNCAN’daki tarikat örgütlenmelerini soruşturan savcı İlhan Cihaner’in başına ne geldiyse, Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın başına gelen de odur.

Böylece, bu cemaat örgütlenmeleriyle ilgili olarak başını kaldırmayı düşünenlere de güçlü bir mesaj veriliyor: Rahat durmazsanız, yakarız!
Ama bu sefer ki biraz fazla kaçtı gibi geliyor bana.
Yılların “dini eğilimleri güçlü” polisinden, bir Marksist örgüt üyesi çıkarmak, böyle bir teşkilata “yardım ve yatakçılık” iddiasında bulunmak kargaları güldürebilir, o kadar.
Mahkemenin tutuklama kararı vermiş olması da ilginç.
Suçlama “yardım ve yataklık” olduğuna ve o kişiler de yakalanmış bulunduğuna göre artık “delillerin karartılması” söz konusu olmamalı. Zaten savcılık bütün delilleri toplamış olmalı ki sanığı bu suçlama ile mahkemeye sevk edebiliyor.
Sanığın “kaçabilme” olasılığı da pek görülmüyor. İşyeri binlerce polisin çalıştığı bir yer. Ne zaman istense yakalanabilecek, adresi, yeri yurdu belli.
Demek ki kanunun aradığı “tutuklama şartları” açısından bakıldığında da tutuklama kararı tuhaf ve önyargılı.
Belli ki Hanefi Avcı’nın yazdığı kitap da, tıpkı İlhan Cihaner’in açtığı soruşturma gibi belli bir merkezde paniğe ve telaşa yol açmış.
Hesaplaşmanın burada kalmayacağını da göreceğiz.
İlhan Cihaner’in davasıyla ilgili “telefon ve ortam dinleme kayıtlarını” internete verenler, şimdi benzeri bir süreci Avcı için de işletecekler.
Savcılar da, hâkimler de, hükümet de bu Anayasa suçunun nasıl işlendiğini araştırmayacaklar tabii.
Kim, aynı arı kovanına bir çomak daha sokmaya cesaret edebilir ki?

Bu artık bir ‘paranoya’ değil!

İKİ Yargıtay üyesine ait olduğu öne sürülen ses kayıtları ile ilgili soruşturma, ABD adli makamları yardımı reddettikleri için tıkanmış. Gazeteler böyle yazıyor.
Yargıtay üyeleri asılsız ve gerçek dışı olduklarını belirttikleri bu konuşmaları internete koyanların bulunup, cezalandırılması için suç duyurusunda bulunmuşlardı.
Soruşturmayı yürüten savcının Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na yazdığı yazı da zaten ancak ikinci seferinde yanıtlanmıştı. TİB, söz konusu Yargıtay üyeleri ile ilgili yasal bir dinleme kararı bulunmadığını belirtiyor.
Demek ki kayıtlar, montaj yoluyla elde edilmediyse, bir de yasa dışı dinleme suçu var!
Ama savcılık, şimdi eli kolu bağlı, oturacak, çünkü ABD yardım etmiyor!
Oysa kayıtların nasıl elde edilmiş olabileceği ile ilgili hepimizin bir fikri var!
Hanefi Avcı da zaten kitabında bunu anlatıyor.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün istihbarat şubesinde devletin envanterinde olmayan ortam ve telefon dinleme cihazlarının bulunduğunu söylüyor.
GSM hatlarının ancak devletin elindeki olanaklarla dinlenebileceğini, bireysel dinlemelerin mutlaka yakalanacağını söylüyor.
Ama o şimdi hapiste, yasa dışı dinlemeleri kaydedip, zamanının geldiğini düşündüklerinde kullananlar dışarıda serbest!
Ne olduğu bile tam olarak anlaşılamayan bir suç ihbarı üzerine ordunun kozmik odalarında aramalar yapılabiliyor ama ciddi bir ihbar varken ve dinleme kayıtları ortalıkta gezinip dururken bunu ciddiye alıp, Emniyet’te bir arama ve soruşturma yapan savcı yok!
Böyle bir ülkede bir “polis devletinin” kurulmakta olduğunu düşünenlerin “paranoyak” olduklarını söyleyebilir misiniz?

Vizyon dar olunca böyle oldu

BENCE “günün haberi”, 16 “din istismarcısının” gözaltına alındığı haberiydi. Hanefi Avcı’nın tutuklanması bu haberi gölgede bıraktı diye düşünüyorum.
Gözaltına alının 16 kişiye yönelik suçlama “dini istismar ederek menfaat temin etmek”!
Günümüz Türkiye’sinde artık bunun suç sayılmadığını zannediyordum, demek ki yanılmışım.
Belki de yanılan ben değilim de, gözaltına alınanlar!
Büyük olasılıkla “dini istismar ederek temin ettikleri menfaatlerin” düşük miktarlarda olmasından kaynaklanıyor olmalı bu durum.
Daha büyük menfaatler elde etmiş olsalardı, günümüzün yükselen yıldızlarından olabilirlerdi, örnekler bunu gösteriyor.
İstedikleri devlet ihalesini alabilirlerdi örneğin. Bunun için sermayelerinin olması da gerekmezdi. İhaleye girmek isteyenlere “Şu bizim Mehmet Amca’yı da ortak alın, işi bitirelim” denilir, mesele hallolurdu.
İhtiyaç halinde banka kurabilirler, kamu bankalarından kredi alabilirlerdi.
Hatta işi bir adım ileri götürüp, din istismarını siyaset sahnesine taşıyıp, milletvekili, bakan bile olabilirlerdi.
Bence bu arkadaşlar “küçük düşünmelerinin” kurbanı olmuşlar.
Yeterli vizyon sahibi olmuş olsalardı, bu ülkede küçük iş çevirmenin başa bela çıkarabileceğini de bilirler, istismarlarını ona göre yaparlardı.
Hadi vizyonları bu kadarına yetmiyordu, genel merkezi ABD’ye taşıyıp, bir cemaat örgütlenmesine gitmek de mi akıllarına gelmedi, anlayamıyorum!