Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

SEVDİĞİM güzel bir sözdür bu: Asla asla deme!

Nietzsche’nin “bütün genellemeler yanlıştır” genellemesini çağrıştıran bir paradoks bu da!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Afrika gezisi öncesinde yaptığı açıklamada şöyle söyledi:

Şunu çok açık net söylüyorum. Teröre bulaşmış olanları burada bağışlayan, böyle bir genel af bilmem ne, böyle bir şey asla söz konusu değildir. Bunun da bilinmesini istiyorum. Örneğin İmralı için ev hapsi böyle şeyler uyduruluyor. Böyle bir şey asla söz konusu değil. AK Parti iktidarında asla böyle bir şey olamaz.”

PKK’nın önce sınır dışına çıkması ve sonra da silah bırakmasıyla ilgili olarak MİT Müsteşarı–Abdullah Öcalan arasındaki görüşmeler yeni başladı.

Ve kuşkusuz ki böylesine önemli bir sorunu üç–beş görüşmede çözebilmek de mümkün değil.

Daha çok görüşmeler olacak, taraflar bir adım atmak için karşısındakinden bir adım bekleyecek vs.

Almadan vermek Allah’a mahsus” olduğu için de karşılıklı tavizlerle bu iş yürüyecek.

Bakın daha ilk görüşmelerde bile Öcalan–PKK tarafının ortaya koyduğu istek “dağdakiler ile hapistekinin” daha doğrudan görüşebilmesine olanak verecek bir düzenleme isteği oldu.

Kuşkusuz ki bunu “ev hapsi” ya da “gevşetilmiş bir hapis cezası” isteği izleyecek.

Ve yine kuşkusuz ki bir genel af da gündeme gelecek.

Dağdakilerin ellerindeki silahları bırakıp kuzu kuzu hapse girmek için Türkiye’ye döneceğini kim düşünebiliyor?

Dünyanın değişik yerlerindeki benzeri terör sorununun çözümünde son aşamada hep genel af da gündeme geldi.

Onun için Başbakan daha temkinli konuşsa bu görüşmelere daha az zarar verir diye düşünüyorum.

Kim bilir, belki de hiç konuşmamalı! Konuşmaya başladığı zaman kendi sesinin gazına öyle bir gelebiliyor ki nerede duracağını kendisi bile kestiremiyor.

Konuşmaları anlama kılavuzu

PKK’nın hapishanedeki lideri Abdullah Öcalan ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan arasındaki görüşmelerle ilgili olarak iktidar partisinden siyasetçilerin kullandığı dil ilgimi çekiyor.

Mesela kimse Abdullah Öcalan’ın adını ağzına almıyor!

Sanki bu ismi söylerlerse abdestleri bozulacakmış gibi bir durum! Başbakan’dan başlayarak bütün yetkililerin ağzında bir “İmralı ile görüşmeler” kavramıdır gidiyor.

Oysa biliyorsunuz İmralı bir ada, onunla oturup görüşebilmek mümkün değil.

İmralı’da bir hücrede hapis olan Abdullah Öcalan ile görüşülüyor, adanın kendisiyle değil ama kimse bu adı söylemiyor.

Yine Başbakan dahil yetkililer, PKK’nın Avrupa’daki kanadından söz ettikleri zaman “Avrupa” diyorlar, sanki AB’den söz eder gibi.

Aynı şekilde “Kandil” ya da “PKK” demek de sanki zımnen yasaklanmış gibi, ondan da “dağ” diye söz ediliyor. Bakınız: Başbakan’ın ve AKP yetkililerinin konuşmaları!

Aynı şekilde görüşmeleri Başbakan’ın talimatıyla yürüten MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın adına da hükümet yetkililerinin konuşmalarında hiç rastlamıyoruz.

Ondan söz edileceği zaman kısaca “devlet” demeyi tercih ediyorlar.

Devlet sanki canlı ve kendi kendine hareket edebilen bir yaratıkmış gibi, “Adaya devlet gitti, devlet görüştü” gibi cümleler işitiyoruz.

Hakan Fidan’ı hiç görmedim ama ondan söz edilirken o kadar çok “devlet” dendi ki günün birinde adını “Devlet” diye değiştirmek için mahkemeye başvurursa hiç şaşırmayacağım.

Komisyon Başkanı bunu neden yaptı?

ESKİ başbakanlardan Tansu Çiller, Milliyet’te Fikret Bilâ’nın sorularını yanıtladı.

“Çiller özel örgütü
” ile ilgili olarak MİT’in gazetelerden derlediği bilgilere yer verdiği raporla ilgili olarak bir soruya verdiği yanıt ilgimi çekti.

Hatırlarsınız, Çiller’in eşi ile birlikte içinde Abdullah Çatlı, İbrahim Şahin gibi isimlerin de yer aldığı 700 kişilik bir özel örgüt kurduğu iddiaları vardı.

Kanıtlanmamış bu iddialar bir MİT raporunda da gazetelerden alındığı şekliyle yer almıştı.

Fikret Bilâ’nın bununla ilgili sorusuna Çiller şu yanıtı veriyor:

“Ben Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu üyelerini kabul ettiğim zaman da bu iddialara benzer sorular bana yöneltildi. Sanıyorum Mehmet Şeker Bey sordu. Bu soru bana yöneltilince Komisyon Başkanı Sayın Nimet Baş orada bana bir not göndererek ‘Cevap vermeyin, bunlar mesnetsiz iddialar’ dedi. Anlaşılıyor ki Sayın Nimet Baş da Sönmez Köksal’ın belirttiği gibi gazete haberlerine dayalı bu raporun mesnetsiz ve saçma iddialar taşıdığı sonucuna varmıştı ve kaale almamamı istiyordu.”

Gerçekten ilginç bir durum! TBMM bir komisyon kuruyor, milletvekilleri bir olayı aydınlatmak için herkesle görüşüyor ve sorularla meseleyi anlamaya çalışıyorlar.

Ama komisyonun başkanı, sorunun muhatabına bir not göndererek bir milletvekilinin sorusu için “Cevap vermeyin” diye yol gösteriyor.

Bunu o sırada neden açıkça yapmıyor, “Bu sorunuz mesnetsiz iddialar içeriyor, sormamalısınız” demiyor da el altından not gönderiyor, anlayamadım.

Ve neden sadece bu soruyla ilgili?

Hepimiz biliyoruz ki komisyon bir sürü mesnetsiz iddiayla ilgili değişik kişilere sorular sordu, ama Komisyon Başkanı muhataplarından hiçbirine böyle bir not yazmadı.

Neden acaba?