Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Borat hafızasını ve mantığını da yitirmiş

BORAT, bir günlüğüne misafir olduğu Hıncal Uluç’un sütununda bir süredir sağda solda anlattığı bir senaryoyu tekrarladı.

İddiasına göre, Sabah’a TMSF tarafından el konulması, Doğan Grubu’nun Sabah’ın yayınlarından rahatsız olmasından kaynaklanıyormuş.

Sabah’a neden ve nasıl el konulduğunu TMSF Başkanı açıklamıştı.

Sabah ve atv’ye ikinci kez el konulmasının nedeni, Dinç Bilgin tarafından TMSF’ye teslim edilen bir “ortaklık belgesi”dir.

Henüz geçersizliği kanıtlanmamış olan bu belgeye göre Turgay Ciner, Dinç Bilgin’in Merkez Grubu’na ortak olduğunu kabul ediyor.

Batık bankasından kaynaklanan borçlarını ödeyememiş bir kişinin, gizli bir ortaklığının ortaya çıkmış olması durumunda TMSF ne yapmalıydı?

Bunu görmezden gelerek “mal kaçırılmasına” göz mü yummalıydı?

Bu gizli ortaklık belgesinin Turgay Ciner ile Dinç Bilgin arasında imzalanmış olmasını Doğan Grubu nasıl sağlayabilir?

Borat, Hıncal Uluç’un köşesinde “neredeyse bir aydır yazmadığı için kudurmak üzere olduğunu” söylüyor.

Belli ki bu süre hafızası ve mantığı açısından da iyi olmamış.

Bir seçimde orada öbüründe burada!

PARTİLERİN aday listelerine koyacakları isimler ortaya çıktıkça kafamız giderek daha çok karışacak gibi geliyor bana.

Mesela İlhan Kesici ve Yaşar Okuyan’ın CHP adaylıkları böyle bir durum. Ya da kırk yılın sosyal demokratı Ertuğrul Günay’ın bir gün karşımıza AKP adayı olarak çıkması.

Eczacılar Birliği Başkanı Mehmet Domaç’ın “siyasi çizgisi” de oldukça çarpıcı. 1999 seçimlerinde DSP adayı imiş. 2002 seçimlerinde CHP’den aday adayı olmuş. Bu seçimde ise AKP adayı olarak listelerde boy gösterecek.

İnsanların siyasi görüşlerinin zaman içinde değişebileceğine inanırım, bu nedenle bu söylediklerimi bir eleştiri olarak kabul etmeyin.

Ancak şunu vurgulamak istiyorum ki bu tablo, Türkiye’de siyasi partilerin yapısından kaynaklanıyor.

Çünkü Türkiye’de parti içi demokrasi yok. Politikaya meraklı vatandaşların bir partiye üye olarak ve partinin değişik kademelerinde görev aldıktan sonra demokratik bir işleyiş içinde daha üst görevlere gelebilmeleri de mümkün değil.

Bunun bir tek yolu var: Partiye hákim olan kliğin adamı olacaksınız, Genel Başkan’a ve merkez kurullarına biat edeceksiniz, onlar da istedikleri zaman sizi daha üst görevlere getirecekler, milletvekili listesine koyacaklar vs.

Böyle olduğu içindir ki bir önceki seçimde bir partinin adayı olarak gördüğümüz bir kişi, bir sonraki seçimde tam ters kutuptaki bir partinin adayı olarak karşımıza çıkabiliyor.

Siyasi partilerimizin yapısını değiştirebilmek bugün için mümkün gibi görünmüyor.

Belki Türkiye’yi milletvekili sayısı kadar seçim çevresine bölmek ve dar bölgelerden bir milletvekili seçmek bu garip tabloyu ortadan kaldırabilir.

Ama diyeceksiniz ki yasalarda bu değişikliği yapacak olanlar da bugünkü politik düzenin devam etmesinden yarar sağlayanlar olmayacak mı?

Sorunun yanıtı içinde zaten!

Bulgaristan’dan ders almak

TODOR Jivkov’un, Bulgaristan Türklerine karşı giriştiği ve toplama kamplarıyla başlayan taciz, sindirme, kimliklerini yok etme politikasının üzerinden 20 yıldan fazla zaman geçti.

20 yıl önce de Balkanlar, son yüzyılın en büyük “zorunlu göç” dalgasına tanık oldu. Yurtlarından koparılan on binlerce Bulgaristan Türkü, sadece yatak yorganlarıyla Türkiye’ye göç ettiler.

Aradan 20 yıl geçti ve önceki gün yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Bulgaristan Türkleri tarafından kurulan Hak ve Özgürlükler Partisi, 18 sandalyenin 5’ini kazandı.

Bulgaristan, bugün Avrupa Birliği üyesi demokratik bir ülke!

20 yıl önce insanlık tarihinin en utanç dolu sayfalarının yazıldığı ülke, bugün geleceğine güvenle bakıyor.

Demokrasinin, ülkesindeki azınlıklara kötü gözle bakmamasının ve o insanlarla barışmasının ödülünü alıyor.

Ülkemizdeki azınlıklara karşı korku dolu komplo teorileri üretenlerin Bulgaristan örneğinden almaları gereken önemli dersler var.