Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu kafayla Anayasa değişmez

CUMHURBAŞKANI Başdanışmanı Prof. Dr. Şükrü Karatepe, referandumda oylayacağımız Anayasa değişikliği ile ilgili olarak “Uygularız 3 sene 5 sene, baktık olmuyor, toplanır parlamento tekrar değiştirir” dedi.

Prof. Dr. Şükrü Karatepe, bir Anayasa hukukçusu. Gördüğünüz gibi isminin önünde de “profesör” yazıyor. “Anayasa Hukukuna Giriş” isimli bir ders kitabı da var. Teorik olarak ciddiye almamız gereken birisi yani.
Ama bir de söylediği söze bakın.
Anayasa dediğimiz şey, bir devletin yönetim biçimini belirleyen, milletin egemenliği hangi organlar eliyle kullanacağını gösteren ve vatandaşların haklarını tanımlayan bir hukuki metin.
Bütün hukuki metinlerin üzerinde, temel kurallar getiren bir ana kanun.
Bir boyacı küpü değil.
“Boyadın, beğenmedin, yeniden boya” belki bir kazak için söz konusu olabilir ama bir devletin temel yasası yapılırken ya da değiştirilirken söz konusu olamaz.
Devleti yönetenlerin ifadelerine bakarsak, Türkiye bir “beka sorunu” yaşıyor.
Bağımsızlığımız, egemenliğimiz, toprak bütünlüğümüz tehdit altında.
Ve böyle olduğunu iddia ettikleri bir ülkenin temel kanununu “Bir deneyelim görelim” diye değiştirmeye kalkıyorlar.
12 Eylül darbesinin “hatırası” olan bugünkü Anayasa, birçok kez değiştirildi.
Hepsinde Meclis toplandı, komisyonlarda uzun çalışmalar yapıldı, değişiklikler olabilecek en geniş katılımla yapıldı. Bazıları için referanduma da gidildi.
Ve elimizde şimdi yamalı bir bohça var.

Bu yamalı bohçayı bir kenara atıp, özgürlüklerimizi, demokrasimizi geliştirecek, güçler ayrılığını sağlamlaştıracak, yargıyı gerçek bir bağımsızlığa kavuşturacak yeni bir Anayasa yapmak yerine, şimdi bir yama daha yapacağız.
Ve bunu da “Üç sene, beş sene deneyelim, baktık olmadı, yine değiştiririz” kafasıyla yapmak istiyorlar.
Memlekette bunca ciddi Anayasa hukukçusu var.
Bu kadar zor muydu, komisyon çalışmaları sırasında onlara kulak vermek ve değişikliğin sonucunun ne olabileceğini “denemeden” görmek?
‘DARBEDE NEREDEYDİN’ TARTIŞMASI
CUMHURBAŞKANI ve Başbakan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kontrollü darbe” sözlerinden yola çıktılar ve oradan “Kılıçdaroğlu, niye havaalanından ayrıldı da tankların üzerine çıkmadı” noktasına kadar geldiler.
Bu aynı zamanda yandaş medyanın da bir numaralı konusu oldu.
Kılıçdaroğlu’nun darbeye karşı çıkmadığının kanıtı olarak, havaalanında bulunan tankların üzerine çıkmaması gösteriliyor.

Birisi HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, diğeri AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı.
Ertuğrul Kürkçü, bu tartışmalar üzerine Twitter’dan bir açıklama yaptı.
Anlatıyor ki havaalanındaki VIP salonunda ve çevresinde darbeci asker filan yokmuş. Havaalanının TEM çıkışındaki iki zırhlı araçta da herhangi bir hareket görülmüyormuş.
Şöyle diyor:
“Darbecileri her şeyin yanı sıra VIP’e el koymayarak Ankara’dan gelenleri tarih yazma fırsatından mahrum bıraktıkları için de lanetliyoruz. Kılıçdaroğlu, tarih yazma fırsatını telefonla yakalamış. Ama Hayati Yazıcı’nın neden havalimanı direnişimizin başına geçmediğini bilemedim. Gene de Yazıcı’nın ortalığı velveleye vermemesine bakınca bu Atatürk Havalimanı köpürtücülerinden daha makul bir insan olduğu söylenebilir.”
Kürkçü, espri yapmış ama Yazıcı’ya da haksızlık etmemek gerek.
Havaalanından parti binasına gittiğini ve orada toplananlara bir konuşma yaptığını biliyoruz.
Kılıçdaroğlu da bir eve gidip telefonla televizyonlara bağlanacağına keşke öyle yapmış olsaydı.
Ama bunu yapmadı diye, darbecilerin onun havaalanından çıkışına izin verdiklerini iddia ederek, darbe destekçiliğiyle suçlamak da haksızlığın dik âlâsı.
İKİ MEMUR MECLİS’İ TAKMIYOR
DARBE girişimini araştırmak için kurulan TBMM komisyonunun AKP’li başkanı Reşat Petek, arkadaşımız Murat Yetkin’in sorularını yanıtladı.
Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı’nın komisyon tarafından ifadelerinin alınmaması ile ilgili soruya şu yanıtı verdi:
“İfadelerinin olmayışı, kamuoyunda raporun eksik bırakıldığı şeklinde düşünüldüğü noktada Genelkurmay’a ve MİT’e yazılar yazdık. MİT’ten henüz bir cevap gelmedi; göndermeyeceğiz diye bir cevap da gelmedi. Araya referandum girdi tabii. Genelkurmay Başkanlığı’na da sorular yönelttik, oradan da gelmedi. Gelmesi beklentisi var tabii.”
MİT’ten yanıtın gelmemesinin hatta yanıt verilip verilmeyeceğinin bile söylenmemesinin referandum ile ilişkisini anlayamadım.
Belli ki MİT’in, Meclis’i yanıt vermeye bile layık görmüyor olmasına mazeret üretmeye çalışıyor.
Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı’nın 15 Temmuz günü ile ilgili olarak açıklamak zorunda oldukları çok şey var:
1– Genelkurmay Başkanı ve Müsteşar, Binbaşı H.A.’nın ihbarını neden bir darbe girişimi olarak değerlendirmediler?
2– Genelkurmay Başkanı, bir darbe girişimini, askerler daha kışlalarında iken vereceği emirler ile bastırabilecekken, neden o emirleri veremedi?
3– MİT Müsteşarı, neden Cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmedi?
4– “Cumhurbaşkanı istirahatte” olduğu için onu uyandırmadıysa, neden koruma müdürünü darbe olasılığı konusunda uyarmadı?
5– MİT Müsteşarı, bağlı olduğu Başbakan’a neden yapılan ihbarı bildirmedi? Neden onun korumalarını da uyarmadı?
6– İçişleri Bakanı neden bilgilendirilmedi?
7– Ağzınızdan “milli irade” lafı hiç düşmüyor ama iki devlet memurunun koskoca Meclis’e yanıt verme gereği bile duymamasından hiç rahatsız olmuyor musunuz?