Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

CHP bu faturayı ödemek zorunda

“FETÖ konusunda CHP’nin faturası çok şişkindir.”
Bu sözü Başbakan Binali Yıldırım, dün partisinin grup toplantısında söyledi. Günün ortasında beni bir gülmedir aldı tabii, televizyonun sesini biraz açtım, baktım Başbakan iyi alkış alıyor. Niye alkışladıklarını merak ettim. Doğru bir tespit yaptı diye mi alkışladılar, yoksa onlar da benim gibi güldüler de bu standup gösteriyi alkışladılar?
Tabii Başbakan bunu söyleyince, CHP’nin FETÖ konusundaki faturasını nelerin şişirdiğini bulmak için internete girdim. Öncelikle dehşet içinde gördüm ki bunlar devlete en çok CHP iktidarı döneminde yerleşmişler. Hatta bir dönem bütün İçişleri Bakanlığı’nda, Adalet Bakanlığı’nda bunların adamları hâkim olmuş. Emniyet müdürleri, valiler, kaymakamlar, saymakla bitmiyor. Hâkimler, savcılar desen gırla!
Sınav sorularını çalıp kendi adamlarını memur yapmışlar. CHP ne yapmış? Seyretmiş. Seyretmekle kalmamış, bununla ilgili olarak sağda solda açılan soruşturmaları da örtbas etmiş. Soruları çalanları görevden bile almamışlar ki adamlar bildiklerini okumaya devam etsinler. CHP’nin FETÖ ile işbirliği bununla kalmıyor tabii.
Bunların açtıkları davalara savcılık yapmak mı ararsınız, bunların kurdukları kumpaslara destek olmak mı? Hatta FETÖ’cüler, muhalefet liderlerinin ve parti yöneticilerinin özel hayatlarını röntgenlemişler, CHP de “Bunlar özel değil, genel genel” diye tutturup bu işin sözcülüğünü yapmış.
Ama en affedilmez işbirliğini 17 Aralık’ta yapmışlar. CHP, İş Bankası’ndan çektiği paraları getirip bunların marifetiyle bakanların çocuklarının, banka genel müdürlerinin evlerine yerleştirmiş. Bakanlara elbise torbası içinde, çikolata tepsisinde, ayakkabı kutusunda para göndermiş, FETÖ’cüler de bunu tespit etmiş.
Olmadık rezillikler yani! Yok, bu CHP’nin yatacağı yer yok! CHP 14 yıllık iktidarında bu terör örgütüne ne destekler verdiğini tam liste olarak açıklamalı. Affedersiniz duymadım, “CHP hiç iktidar olmadı” mı dediniz? Bana ne, olsalardı!
OLAĞANÜSTÜ HAL OLAĞANLAŞTIRILACAK
OLAĞANÜSTÜ hal uygulamasının hemen kaldırılmayacağını, çünkü AKP’nin bu işin “tadını aldığını” yazmıştım. Öyle görünüyor ki az yazmışım.
Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı yeni kanun paketi, olağanüstü hali, artık olağan hal haline getirmeyi amaçlıyor. Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılmak istenen bazı değişikliklerin başka bir açıklaması yok. Mahkeme kararına gerek kalmadan bilgisayarlara el konulabilmesi, iletişimin tespitine olanak sağlanması, polisin ifade alma yetkisinin genişletilmesi, mallara el koymanın CMK’ya taşınması Türkiye’yi her gün olağanüstü hal yaşanan bir ülke haline getirmeyi hedefliyor.
Ceza Kanunu’nun ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun düzeltmelere elbette ihtiyacı vardı. Ama öyle görünüyor ki FETÖ mücadelesi bahanesiyle bir polis rejimi kurmaya yönelik adımlar da atılıyor. AKP, kendi hatalarıyla besleyip büyüttüğü FETÖ tehlikesini kendisine gerekçe yapıp son kalan özgürlük kırıntılarını da yok edecek.
Bunun sorunlarımızı çözmeyeceğini, tam tersine daha da derinleştireceğini görmüyor, görmek istemiyor. İşe yaramayacağını biliyorum ama Türkiye, demokrasisini güçlendirip gerçek bir hukuk devleti olmayı başaramadığı sürece bugünkü sorunlarını çözemez, sorunlarının daha da derinleşmesine neden olur.
Türkiye’nin ihtiyacı bir Ortadoğu rejimine dönüşmek değil, demokratik bir Batılı ülke olabilmektir.
DUYARLILIK MI? O DA NE?
ANKARA Emniyet Müdürlüğü’ne 15 Temmuz’dan bugüne kadar yapılan “FETÖ’cü” ihbarlarının sayısı 40 bine ulaşmış bulunuyor.
Hatırlarsınız devlet büyüklerimiz, vatandaşları böyle bir ihbarcılık için teşvik eden konuşmalar yapmışlardı. Öyle görünüyor ki bu demeçler hedefine ulaşmış ve sadece Ankara’da yapılan ihbarların sayısı 40 bine ulaşmış. Ancak küçük bir sorun var ki bu ihbarların çok büyük kısmı asılsız çıkmış.
Emniyet yetkililerinin verdiği bilgiye göre ihbarların en önemli nedeni kişisel problemler. Alacak­verecek meseleleri, karı­koca geçimsizliği, komşu hasedi gibi kişisel meseleler. Emniyet yetkilileri asılsız ihbarların, zaten çok olan iş yükünü iyice arttırdığına da dikkat çekmişler. Vatandaşları “duyarlı” olmaya çağırmışlar.
Pek işe yarayacak bir çağrı olmayacağını şimdiden söyleyebilirim. Vatandaşlarımız böyle duyarlılıklara sahip olsaydı, zaten en başından bu asılsız ihbarlar çığ gibi büyümezdi. Kendi özel meseleleri dışında hiçbir duyarlılığı olmayan bir halk olduğumuzu bu vesileyle tekrar hatırlamış olduk.