Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ciddi bir siyasi ahlak meselesi

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Aydın’a gitti ve bir miting ile toplu açılışlar yaptı.

Açılışını yaptığı yerlerin bir bölümü daha önce açılmıştı, bir bölümü de açılış yapılmasına rağmen henüz kullanılabilecek durumda değil. Haksızlık etmeyeyim, yeni yapılmış ve hizmete girecek olanlar da vardı.
Başbakan, devlet olanaklarıyla bir siyasi miting yaptı. Törendeki konuşmasının çok büyük bölümü referandumda nasıl oy kullanılması gerektiği ile ilgiliydi.
Başbakan’ın referandum mitinginde vali de konuştu.
Belki de MHP binasındaki pankartı polis zoruyla indiren bir valinin siyasal bir mitingde konuşmasını çok yadırgamamam gerekirdi.
Bununla da kalmadı, Aydın ve ilçelerinde bu mitinge katılmak isteyen kamu görevlilerinin idari izinli sayılacakları da resmi yazılarla duyuruldu.
Öte yandan benzer bir iş de Antalya’da yapıldı. Belediye kentin dört bir yanını “Hayır” afişleriyle donattı ama bu “Hayır”lar orman yangınları, trafik kazaları filan içinmiş!
Hepimizin zekâsına hakaret niteliğinde bir açıklama bu.
Her iki durum da neresinden bakarsanız bakın hem Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı yasaklara ve konuyla ilgili yasaların gerçekleştirmek istedikleri şeye aykırı bir iş.
Dün de bu konuyu yazmıştım.
Yasalar, siyasi rekabette eşitlik bozulmasın, vatandaşlar tercihlerini özgürce kullanabilsinler diye yapıldı.
Arkalarından dolanmak, devlet ve belediye olanaklarıyla propaganda yapmak siyasi etiğe uygun bir iş değil.
AKP’nin de CHP’nin de aldıkları Hazine yardımı, bu mitingleri kendisinin düzenlemesine de yetecek kadar büyük ve zaten Hazine yardımı bu amaçla partilere veriliyor. Devlet olanakları istismar edilmesin, siyaset sadece paralı insanların işi olmasın diye!

Bu sözü size kim söyledi?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, “Bana Menderes’in akıbetini bilmiyor musun diyorlar. Biz bu yola beyaz gömleğimizi giyerek çıktık. Ruhumuzu, canımızı bu uğurda vakfettik” dedi.
Daha önce de yazmıştım. Başbakan, sekiz yıldır iktidarda ve canının istediği her şeyi yapabiliyor ama bu “beyaz gömlek-kefen” metaforundan da bir türlü vazgeçemiyor!
İnternette şöyle bir araştırma yaptım, gazete köşelerinde ya da siyasi parti liderlerinin demecinde, Başbakan’ın kendisine söylendiğini iddia ettiği bir söze ya da imaya rastlamadım.
Birileri bunu söylüyorsa, demek ki Başbakan’ın kulağına bunu özel olarak fısıldıyorlar.
Demek ki Başbakan artık mağdur edebiyatının bunca yıllık iktidardan sonra tutmadığını gördü, “potansiyel mağduru oynamaya” karar verdi.
Her gün düzenlediği mitinglerden birinde bu sözü kimin söylemiş olduğunu açıklasa da hepimiz öğrensek, ne kadar iyi olurdu.
Başbakan, mitingde, “Merhum Menderes, demokrasi dedi, özgürlük dedi, yeter söz milletindir dedi. 12 Eylül Menderes’in vasiyetinin yerine getirileceği tarihtir” diye konuştu.
Menderes’in bir askeri darbe ile görevinden uzaklaştırılması ve idam edilmiş olması elbette herkes için bir utançtır.
Ama Başbakan kusura bakmasın, rahmetli Menderes’in demokrasi anlayışı, bugünün ölçülerine hiç sığmıyor.
Tahkikat komisyonları, basına getirilen kısıtlamalar, hapislerde süründürülen aydınlar, cadı avına dönüştürülen komünist tevkifatları, mahkemelere belli amaçlarla atanan yargıçlar o dönemden tarih kitaplarına kalmış şeyler.
Rahmetli Menderes de ne yazık ki Türkiye’nin sağcı politikacılarının çoğu gibi “kendine göre bir demokrasi” istiyordu.
Başbakan, kendisi ile Menderes arasında bir benzerlik arıyorsa o da işte tam bu noktadır!

Kök hücre tedavisi Türkiye’de de mümkün

GEÇEN gün kas hastası çocuklara yönelik kök hücre tedavisi ile ilgili olarak yazdığım yazıdan sonra Sağlık Bakanlığı’ndan bir açıklama almış ve bu köşede yayımlamıştım.
Bakanlık bu işin idari karardan çok bir bilimsel karar meselesi olduğunu belirtiyordu.
Bunun üzerine Ankara Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Günhan Gürmen ile konuştum.
Ankara Üniversitesi’nde bir Kök Hücre Enstitüsü var ve Başkan, enstitü bünyesinde bu konuyla ilgili mükemmel bir ekip bulunduğunu, yeterli bilgiye de sahip olduklarını söyledi.
Kök hücre teknolojisinden yararlanılarak damar, kıkırdak, kemik, kas ve omurilik tedavilerinin yapılabildiğini anlattı. Bu işin Türkiye’de de yapılabilmesinin mümkün olabileceğini ekledi.
Damar ve kıkırdak yapılabildiğini, bu tedavi ile bazı hastaların iyileşebileceğini belirtti.
Kök hücreden kas hücresi yaratmak için uygun laboratuvar ve yetişmiş eleman olduğunu, uygun bir çalışma ortamı sağlandığı takdirde 1-2 yıl içinde bu tedavinin yapılabilir hale geleceğini anlattı.
Bu amaçla DPT’ye sunulmuş bir proje de var. Bununla bir “mükemmeliyet merkezi” oluşturulacak ve çalışmalar konu üzerine yoğunlaşabilecek.
Bunun için 100 milyon dolarlık bir yatırım gerekiyor.
Türkiye gibi bir büyük ekonominin, böylesine önemli bir bilimsel çalışma için ayırabilecek 100 milyon doları olduğunu biliyoruz.
Hükümetin bu konuda duyarlı davranıp çalışmaları bir an önce başlatabilmek için bu desteği bilim adamlarımızın hizmetine sunmasını diliyorum.