Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu kez Irak tezkeresindeki hataya düşmek istemediğini söyleyince yandaş medyaya alıcı gözle baktım.
Bu kez birinciliği Yeni Şafak kazandı, Karagül Bey’i kutlarım.
Karagül, ak tolgalı beyler beyinden aldığı işareti iyi değerlendirmiş, şöyle yazıyor:
“Türkiye, Suriye’ye müdahale etmeli!”
Ama bu müdahale artık nasıl olacak ise İran ve Rusya ile çatışmaya girmeden olacak ve böylece Suriye’nin, Türkiye karşıtı bir “garnizona” dönüşmesi engellenecekmiş.
Karagül’ün sözleri şöyle bitiyor: “Buna savaş çığırtkanlığı diyecekler, biliyorum, ama bu müdahale olmazsa, birkaç yıl sonra Türkiye’nin parçalanmasını tartışıyor olacağız. Bir yere not edin!”
Karagül de, Suriye krizinin ilk günlerinde “üç saatte Halep’i, beş saatte Şam’ı alır, Emevi Camisinde sabah namazını eda ederiz” diyen öteki sivil generaller gibi!
Kaç ay askerlik yaptı, merak ettim. Ama şunu söyleyeyim ki artık Rusya ve İran ile çatışmayı göze almadan bu müdahale yapılamaz.
Ama bizim bir “asrın lideri” ülkesi olduğumuz gerçeğini de bir kenara tümüyle koymuyorum.
Eğer başkanlık sistemi ve başkanlık seçimi için Suriye’de bir savaşa girmek gerekiyorsa, onda da tereddüt etmeyecektir.
Durduk yerde 1 Mart tezkeresini hatırlaması ve bunun sözünü etmesinin bir nedeni olmalı. Ve o neden, bugünlerde Bülent Arınç ile Abdullah Gül’den hoşlanmıyor olması değildir.
Önce gitti Suudi Arabistan ile “çok kapsamlı” askeri anlaşma yaptı. Hükümet, bu anlaşmanın askeri boyutunun “danışmanlık – eğitim” ile sınırlı olduğunu açıkladığında “hayır” dedi, gerekirse ortak operasyonların da yapılabileceğinin sinyalini verdi.
Katar’da üs kuruyoruz, “ortak düşman” ile savaşabilmek için.
Kanal İstanbul çılgın projesi yattı gibi. Yeni “çılgın proje” de sanırım bu olacak!
—————————
Göklerden gelen o ses!
MİT Krizinin yıl dönümünde, havuz televizyonunda bir belgesel yayınlandı.
Belgeselde, “dönemin Başbakanı” (bunu tırnak içinde yazıyorum, çünkü biliyorsunuz bunu düpedüz yazmak bile darbe iddianamesine girmek demek) Recep Tayyip Erdoğan, o gece ameliyat olmadan önce bir eve ziyarette bulunmuş.
Dizide, Erdoğan’ın eve gidişi şu sözlerle anlatılıyor:
“O eve onu, göklerden gelen bir karar göndermişti!”
Belgeselin senaristleri Erdoğan’a “göklerden bir karar” göndermişler ki o sese uyup, bir eve misafirliğe gitsin ve önce Hakan Fidan’ı, sonra da ona bağlı olarak milletimizi bir felaketten kurtarsın!
Şimdi bu ne demek oluyor?
“Göklerden gelen karar – ses” metaforu daha çok sinema, tiyatro, roman gibi sanat eserlerinde kullanılıyor, biliyorsunuz.
Böyle bir eserde “göklerden gelen bir ses” birisine bazı talimatlar veriyorsa, o sesin Tanrı’ya ait olduğunu varsayıyor, oyunu, filmi bu gözle izliyoruz.
Kısacası, göklerden gelen ses, “Tanrı’nın sesi, Allah’ın mesajı” gibi algılanıyor.
Esasen Allah her yerde hazır ve nazır olduğu için sesinin de göklerden gelmesi gerekmez.
Beyninizin içinde yankılanması, kalbiniz ve beyninizle bu sözleri algılıyor olmanız daha akla uygun bir durum olur.
Buradan da anlıyoruz ki havuz televizyonunun belgeselcileri, Erdoğan’ı adeta peygamber yerine koymuşlar.
Hadi biz kullardan utanıp, sıkılmıyorsunuz, Allah’tan korkun yahu!
———————————
Şems’in biraderine kim saldırdı?
Dün bu köşede Şems Ethem’in yayın grubu başkanı Murat Sancak’ın avukatı Begüm Hanım’dan gelen bir tekzip yayınlandı.
Memleketimizin hakimleri maşallah haber ile yorum arasındaki farkı ayırt edemiyorlar. Yoruma gönderilen tekzip için bile yayınlama kararı veriyorlar.
Gerçi haksızlık etmeyeyim. Aslında yargıçlar neyin haber, neyin yorum olduğunu gayet iyi biliyorlardır ama biliyorsunuz bir de “tarafsız HSYK” var!
Şems’in kardeşinin tekzibini reddederlerse o tarafsız HSYK’nın, tarafsızlığı kafalarına öyle bir iner ki, bunun olmasını ben de istemem. Varsın bütün tekzipleri kabul etsinler.
HSYK da bu konuda bu köşeye sıkça tekzip yolluyor ve yargıçlar ne yapsınlar?
Bir gazetecinin özgür yorum hakkını mı gözetsinler, kaderlerini elinde tutan HSYK’nın taleplerini mi?
Begüm Hanım’ın tekzip metnine geri dönecek olursak, şunu söyleyebilirim:
İstanbul Emniyet Müdürü derhal görevden alınmalıdır. Terörle  Mücadele Şube Müdürü, bu kentin bugüne kadar gördüğü en kötü müdürdür.
Çünkü ellerindeki sanıkların terörist olup olmadığını bile ayırt edebilecek durumda değiller!
Tarafsız HSYK, bu işe bakan savcıyı değiştirmelidir, çünkü savcı bey hala gözünün önündeki soruşturmayı tamamlayıp, iddianameyi yazamadı.
Şems’in biraderine saldıran sanıklar biliyorsunuz polis tarafından aylar sonra tespit edilebildi.
Kentin her tarafında binlerce kamera var ve polis bu saldırganları yakalamayı aylar sonra başardı.
Sonra Emniyet’in açıklamasından şunu öğrendik:
“Saldırıyı gerçekleştirenlerin 3 kişi oldukları ve ilimizdeki ‘Kriminal’ bir grupla iltisaklı kişilerden oldukları anlaşılmıştır.”
Tamam bunu öğrendik de Begüm Hanım, bu kişilerin “kumar mafyasının adamı olmadığını”, tam tersine “terörist” olduklarını ima ediyor.
Emniyet bizi kandırıyor muydu, bu kişilerin “kriminal iltisaklı” olduğunu açıklarken?
Bunlar terörist mi, mafya tetikçisi mi? Açıklamak için neyi bekliyorsunuz?
Bakırköy Savcısı da saldırının “kumar borcu ile ilgili olmadığını” açıkladı, bu köşede de yayımladım hatırlarsınız.
İyi de Savcı Bey: Saldırının neyle ilgili olmadığını bildiğiniz halde neyle ilgili olduğunu nasıl olup da bilemiyorsunuz?
Hadi şu iddianameyi görelim artık. Sanıkları belli, soruşturması “genişletilmiş” ve üzerinden aylar geçmiş bir olayın iddianamesi bu kadar bekler mi?