Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Doğru söylediği için kızıyorlar!

CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu, birçok şarta bağladıktan sonra bir “genel af”tan söz edince, ilk kıyameti koparan AKP hükümetinin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç oldu.

 “Sonu nereye varırsa varsın yapılacak” olan “Kürt açılımı-demokratik açılımın” sahibi olan hükümetin Başbakan Yardımcısı!

Hatırlayacaksınız, İçişleri Bakanı Beşir Atalay geçtiğimiz eylül ayında “Kürt açılımı” ile ilgili yasal düzenlemeleri TBMM’ye ekim ayında sunacaklarını açıkladığı konuşmasında “Bu işin başı silahların bırakılması ve tasfiyedir” demişti.

Ben de 2 Eylül 2009 tarihinde bu köşede şöyle sormuştum:

“Eğer dağdaki PKK’lıların silahlarını bırakıp gidebilecekleri bir yer olmayacaksa, örgüt nasıl tasfiye edilecek, silahlar nasıl bırakılacak?”

Bu işlerle hiç ilgisi olmayanlar bile kolayca tahmin edebilir ki, örgütün dağıtılması, tamamen dağılmasa bile gücünün önemli bölümünü kaybetmesi, gerekli önlemler alındıktan sonra ilan edilecek bir genel af ile mümkün olabilir.

Bülent Arınç’ın bir “genel” affa böylesine şiddetle karşı çıkıyor olması, esasen hükümetin ne yapacağını hâlâ bilemiyor olmasıdır.

Ortaya bir “Kürt açılımı” sözü attılar ama o günden beri ne içi doldurulabildi, ne de “ilk adım” diye sundukları “taş atan çocuklar meselesi” TBMM gündemine gelebildi.

AKP hükümetinin derin meseleler karşısındaki “hafife alma ve ben yaparım olur” tutumunun bir göstergesi, bu kafa karışıklığı.

Zannediyorlar ki iki kanun çıkacak, televizyondan Kürtçe şarkı yayımlanacak ve terör bitecek!

Öyle olamayacağını zaman içinde gördüler ama o kadar büyük konuştular ki şimdi geri dönüp, bu işi en başından muhalefetle bir uzlaşma zemini yaratarak çözümleme olanaklarını da kaybettiler.

Ve şimdi de Kemal Kılıçdaroğlu’na kızıyorlar!

Doğru bir şey söylediğini bildikleri için! Bu işin sonunu getirecek başlangıcın nereden geçtiğini “pat diye” söylediği için!

Malumatfuruşluk gazetecilikte işe yaramaz

MURAT Bardakçı, geçen gün Haber Türk’teki köşesinde, “Ertuğrul Bey’in Allah’ı kaymış fotoğrafları” başlıklı bir yazı yazdı.

Yazıda Ertuğrul Özkök’ün Tempo Dergisi’nin bu ayki sayısında yayımlanan bir fotoğrafının “ters basıldığını” iddia ediyor. Fotoğrafın ters basıldığını görünce “çok güldüğünü” söylüyor.

“Sayfayı yapan arkadaşlar, Ertuğrul Bey’i mizanpaj aşkına sola baktırmak isteyip resmi çevirmişler ve tabii üst taraftaki resimler de tersine dönmüş. Binlerce senelik ‘vav’ harfinin yamuk bir ‘e’ halini almasını bir tarafa bırakın, öteki tablodaki ‘Allah’ ibaresi de evrime uğramış, bin küsur seneden bu yana sağdan sola okunan Arap yazısı bu bir anda gelen harf devriminin şiddetiyle soldan sağa yazılmış” diye anlatıyor.

Doğrusunu isterseniz ben de Murat Bardakçı’nın yazısına çok güldüm.

Bakın söz konusu tablonun ressamı Balkan Naci İslimyeli bu konuda ne diyor:

“Tempo Dergisi’ndeki söz konusu röportaja fon olarak çekilen fotoğraftaki resimler doğru yöndedir. 1990’dan başlayarak kaligrafinin salt resimsel niteliklerine vurgu yapmak için ve iletişim temasındaki sorunsalı vurgulamak amacıyla yapıtlarımda yazıları tersyüz ederek kullandım. Bu anlamda benim sanatımda kaligrafi anlam üreten yanından çok biçimsel bir güç olarak vurgulanmıştır. Özetle bu duruş bilincin dışında değildir. Bu duruş bilinçle gerçekleşmiştir.”

Görüldüğü gibi “malumatfuruşluk”, gazetecilik mesleğinde insanı yanıltabiliyor.

Bir telefonla sanatçıya ya da derginin sanat yönetmenine ulaşıp, nedenini sormak mesleğimizin olmaz ise olmazlarındandır.

Yandaş medya yazarlarına bir uyarı!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan’da, Kral Faysal Vakfı tarafından verilen uluslararası “İslam’a hizmet” ödülünü aldı.

Kral Faysal Vakfı Genel Sekreteri Dr. Abdallah Al-Uthaimin’in ödül töreninde Başbakan’ı tanıtırken yaptığı konuşmayı ajans bülteninde okurken “yandaş medyadaki arkadaşları” uyarmak gerektiğini düşündüm.

Biliyorsunuz, işlerini koruyabilmeleri Başbakan’ın hoşlanacağı şekilde yazmalarına bağlı.

Uthaimin, Başbakan’ı takdim ederken “gecenin yıldızı, kendine özgü bir insan” sözlerini kullanıyor.

“Kendine özgü” olduğunu biliyoruz. Ama “yıldızlık” meselesi yeni! Yandaşların bunu bir kenara not etmelerinde yarar var.

Erdoğan’ın, hiçbir zaman davasından vazgeçmeyen bir insan olarak tanındığını belirten Uthaimin, “Kendisi bir nevi şövalye, kendisi eşsiz, kendisi çok kararlı, adalet için, barışın tesisi için Kuran’dan feyz alarak yola çıkıyor” dedi.

Herhangi bir yoruma gerek bırakmayan sözler!

Demek ki Suudi Arabistan’dan bakınca böyle görülüyor.

Umarım ödül ile birlikte bu “vasıflara uygun” hediyeler de verilmiştir! Biliyorsunuz iyi hediye vermek bir Suudi geleneği.

Neler olduklarını da Başbakan, yurda dönüp beyan ettiğinde öğreniriz umarım!