Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kabataş’ta Grinin Elli Tonu

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Kabataş’ta saldırıya uğradığını iddia eden kadının başından, hiç de anlattığı gibi şeylerin geçmediği haberleri üzerine şöyle konuştu: “Sizler Adli Tıp raporlarını nerenize koyacaksınız?”

Adının önünde Başbakan sıfatı var ve sözlerindeki, kurduğu cümledeki seviyeye bak!
Böyle sorulara yanıt vermek kolaydır aslında, sonuç olarak ben de yatılı erkek mektebinde okudum, “Ona öyle demezler” diye girişebilirim ama yapamam.
Çünkü Başbakan gibi konuşur, yazarsam annem kızar, en azından “terbiyesiz” der, ailem utanır.
Kabataş’ta saldrıya uğradığını iddia eden kadın meselesine de artık girmeyecektim ama bir yalanın ısrarla sürdürülmeye çalışılması, bunun üstelik bir de terbiyesiz ifadelerle yapılmak istenmesi, fikrimin değişmesine neden oldu.
Bu kadın, Star gazetesinde Elif Çakır’a başından geçenleri anlatmıştı, olayın hemen ertesinde.
Kısaca özetleyelim:
* Üstleri çıplak, başlarına siyah bantlar takmış, elleri eldivenli 60-70 kişilik bir grup bu kadına saldırmış, darp etmiş, taciz etmiş ve hatta üzerine işemişlerdi.
Olay sırasında kadının yanında, bebek arabasında yatmakta olan çocuğu da vardı ve bebek arabası havalara fırlatılmıştı.
Kadına yardım etmek isteyen yaşlı bir erkek ve torunu da saldırganlardan dayak yemişti, yaşlı erkek öldüresiye dövülmüştü.
Önce olay yerinde MOBESE kameralarının bulunduğu, görüntülerin ifial yaratacak kadar iğrenç olduğu iddia edildi.
Sonra “Hayır, MOBESE görüntüsü yok, kameralar bozukmuş” dendi.
Bu arada öğrendik ki kameralar bozuk filan değilmiş, İstanbul polisi kamera görüntülerini inceleyip, onlarca kişinin ifadesine başvurabildi, bu sayede.
En son olarak ortaya çıkan ve Kabataş’ta iddia edildiği gibi bir olayın yaşanmadığını kanıtlayan görüntüler, kadının esasen bir fantezi kurduğunu gösterdi.
Şimdi de kadın çıkmış “İlahi kamera çekse bile inanmayacaklar” diyor.
Başbakan da “Adli Tıp raporundan” söz ediyor, kadının bacaklarında bazı morarmaların varlığını belirten rapor!
Şimdi bazı sorular soracağım, bunların bir yere sokulması gerekmiyor, yanıt verilse yeter:
Üstleri çıplak erkekler nerede? Neden bugüne kadar böyle garip giysili insanları gördüğünü söyleyen biri çıkmadı?
Öldüresiye dayak yiyen yaşlı adam ve torunu nerde? Onlara tıbbi yardım nerede verildi, neden kayıt yok?
“Görüntüleri gördüm, iğrençti” diyenler nerede? Neden onların görebildiğini polis ve savcılar göremiyor?
Havaya fırlatılan bebek arabasındaki minicik bebeğin böyle bir olaydan “sıyrıksız” kurtulabilmesini sağlayan mucizeyi kim gerçekleştirdi? Bu mucizeyi gerçekleştiren kişinin türbesi nerede?
O gün orada, bu kadıncağızın saldırıya uğramadığı belli. Bu yalanda ısrar ne anlama geliyor?
Evet hepimiz biliyoruz ki “yalan”, Siyasal İslam’ın en önemli silahlarından biri, o yalanlara kanmaya hazır milyonlarca saf Müslüman var. Ama bu kadarı da artık ayıp!
Memlekette bir tane savcı olsa, “dini duyguları kullanarak halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmekten” bunların topuna dava açardı ama nerede bağımsız yargı?
Ve kadının ailesine bir önerim var: Anlattığı öykü, Grinin Elli Tonu tadında. Hanımefendiyi, içine girdiği bu bunalımdan kurtarmak için acaba nefesi kuvvetli bir hocaya mı götürseniz diyorum. Belli ki içindeki “sıkıntıyı” atmasına yardım edecek bir rahatlamaya ihtiyacı var.

Din-iman bahane, dolandırıcılık şahane!

CEMAAT ile AKP’nin kapışması bir bakıma iyi de oldu.
Böylece inançlarını kendi halinde yaşarken, bunların tuzaklarına düşmüş olan Müslümanlar, dinin ne oyunlara alet edildiğini ve bunu yapanların gerçek yüzlerini de görme fırsatını buldular.
Deniz Feneri vesilesiyle öğrenmiştik ki bunlar mütedeyyin insanların dini duygularını sömürüyorlar, sonra paraları cebe atıyorlar. Hatta savcı ne demişti hatırlayalım: “Zekât paralarını kadınlarla yediler, kendilerine arabalar, gemiler aldılar, televizyonlar kurdular.”
Cemaat-AKP kapışmasından sonra da ortaya çıktı ki bunlar, “Rüşvet, devlet kasasından çıkmazsa helaldir” anlamına gelen fetvalar bile verebiliyorlar.
Tabii bu dünyada bu fetvalarla insanları kandırabilirler ama acaba var olduğuna inandıkları son hesap günü geldiğinde, bu fetvayla kimi kandıracaklarını sanıyorlar, orası meçhul!
Neyse, niyetim teolojik tartışmalar başlatmak değil, isteyen istediğine inansın, bizi ilgilendirmez.
Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu ile Cemaat, karşı tarafın rezilliğini ortaya dökünce, onlar da boş durmadılar tabii.
Geçen gün Sabah gazetesinde bir haber yayımlandı.
Cemaatçilerin kurduğu bir dernek, (Adı Kimse Yok Mu derneği imiş) Somali’de açlık çeken Müslüman kardeşlerimiz için yardım toplamış.
Gazetedeki haber, “Bebeklere mama, büyüklere yemek dağıtıyoruz” diye toplanan yardımların yerine ulaşmadığını anlatıyordu.
Söz konusu derneğin yardım dağıtıyoruz dediği kampa iki yıldır kimsenin uğramadığı iddia ediliyor, bu iddiayı öne süren de Somali’de Dışişleri Müşaviri olan bir Türk!
Yıllardır memleketimizin inançlı insanları böyle dolandırılıyor işte!
Dünyanın değişik yerlerinde içsavaşlar, tabii afetler nedeniyle perişan durumda olan Müslümanlara yardım gerekçesiyle milyonlarca lira toplanıyor, sonra o paraların nereye gittiği bilinemiyor.
Hatırlayın, Bosna’ya yardım paralarını Mercümeklemişlerdi!
Deniz Feneri’nin inanmış Müslümanları kerizlemesini
Alman mahkemesi “yüz yılın dolandırıcılığı” diye nitelemişti.
Kimse Yok Mu’nun marifetini de AKP-Cemaat kavgası sayesinde öğrendik.