Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Görev çoğunluk partisine düşüyor

TBMM’de yemin töreni yapılacak ama bu yazıyı yazdığım saate kadar CHP’nin yemin törenine girip girmeyeceği belli değildi, BDP’li bağımsızların da yemini boykot edecekleri biliniyordu.

Önce şunu söylemeliyim ki ortaya çıkan bu olumsuz tabloyu düzeltmenin yolu TBMM’yi çalıştırmamak değil, tam tersine daha aktif bir güç haline getirmektir.
Yemini boykot ederek sağlanamayacak bir şey bu.

Bir yandan milletvekili seçilmiş kişilerin tutukluluk hallerinin devamlarını milli iradenin tecellisine engel bir durum olarak tanımlamak ama öte yandan o iradeyi kullanılabilecek yeri çalıştırmamak açık bir çelişkidir.

Seçilmiş kişiler yeminlerini etmeli ve görevlerine başlamalıdır ki sorunun çözüleceği yer çalışabilsin.

Öte yandan şöyle bir durum da var: Sorunu çözecek yer TBMM ama çoğunluk partisinin katkısı olmadan bunun yapılabilmesi de mümkün değil.

Bu konuda da olumlu bir işaret görüldüğünü söyleyebilmek mümkün değil.

İktidar partisi bu sorunu TBMM’de çözmek istiyor mu, bunun için ne düşünüyor, bilmiyoruz.

Bir-iki çekingen ve yuvarlak açıklamanın dışında bir söz söylediklerini duymadık.Başbakan da yeni bir demokratik anayasanın gereklerinden söz ediyor ama böyle kapsamlı bir Anayasa değişikliğinin aylar süreceğini ve acil sorunun çözümüne katkı yapamayacağını da görmek gerek.

YSK’nın mazbatasını almış bir milletvekilinin üyeliğini yetkisini aşarak düşürmüş olması nedeniyle milletvekili olma hakkı kazanan üyenin yemin ettirilmesi de Hatip Dicle ile ilgili sorunun çözümünü imkânsız kılacak, bu da ayrı bir sorun.

Seçimlerden sonra oy dağılımı, bu TBMM’nin toplumdaki genel eğilimleri sağlıklı olarak yansıttığından, “dışarıda oy kalmadığından” söz ediyorduk.

Oysa şimdi ortaya çıkan bu tablo değişmez ise bu kez TBMM’nin temsil yeteneğinin meşruiyeti sorgulanacak.

Buna izin vermemek herkesten önce çoğunluk partisinin görevi olmalıdır.

Siyasi irade olmadan çözüm mümkün değil

HATİP Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi ve bazı milletvekillerinin tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesi tartışmaları, çok önemli bir raporun gazete sayfaları içinde kaybolup gitmesine neden oldu.

Gazeteci arkadaşımız Cengiz Çandar’ın TESEV için hazırladığı rapor, “devlet” ile Abdullah Öcalan’ın 18 yıldır belirli aralıklar ile “temas kurduğunu” gösteriyor.

Rapor, 2005’e kadar daha çok askeri kadrolar aracılığıyla yürütülen temasın, bu tarihten sonra “asker-Öcalan görüşmelerinin” dışına çıktığını gösteriyor.

Hükümet desteğiyle MİT de devreye girmiş, 2010’da’da Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarı olmasından sonra “devlet heyetine” Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü bürokratları da katılmış.

Yani Başbakan’ın geçmişte söylediği “Bu teması devlet yapar, hükümetin teması olmadı” sözleri “gerçeğin bir başka türlü ifadesi” olmalı!

Böyle bir heyetin kurduğu temas, hükümetin bilgisi ve izni dışında yapılmış olamaz, bunun için bir siyasi irade gerekir.

Bunun için hükümeti eleştiriyor değilim. Terör sorunu, PKK’nın silah bırakması ile çözüm yoluna girecek, bunun için gerekiyorsa bu tür görüşmeler elbette yapılmalı.

Benim dikkat çekmek istediğim husus şu: Hükümet bir yandan böyle bir temas için devletin kadrolarını görevlendirmiş, ama öte yandan oy kaygısıyla olacak bu teması reddetti.

Sorunlar böyle çözülmez.

Artık önümüzdeki dört yıl yeni bir seçim olmayacak, iktidar partisi halkın yarısının oyunu aldı.

Bundan sonraki adımlar böyle ikircikli tutumlar ile atılırsa bu fırsat da kaçırılmış olacaktır.

Üçüncü dönem de tek başına iktidar olanağına sahip olan AKP hükümeti, bu sorunu çözmek zorundadır, çünkü artık sorunun çözülmemesi nedeniyle suçlayabileceği herkesten daha uzun ve güçlü bir iktidar dönemi yaşamış olacak.

Sporda şiddet yasasına ne oldu?

GALATASARAY ile Fenerbahçe arasında oynanan basketbol maçından sonra çıkan olayları tatilde iken gazetelerde okudum.

Fenerbahçeli oyuncuların kupayı almalarına uzun süre izin verilmemiş, sahaya yabancı madde yağdırılmış. Salonun boşaltılmasından sonra, salonun dışında polis ile Galatasaraylı taraftarlar arasında çatışmalar meydana gelmiş, altı polis yaralanmış.

Gazetelerin yazdığına göre olaylar nedeniyle önce 30 kişi gözaltına alınmış ama sonra yöneticiler devreye girince gözaltına alınanların sayısı 2’ye inmiş.

Gazetelerde daha sonra bununla ilgili herhangi bir habere rastlamadım. Basketbol Federasyonu olaylar ile ilgili nasıl bir disiplin işlemi uyguladı, “sporda şiddet yasası”nı uygulamak ile görevli olanlar nasıl işlemler yaptılar, bilmiyoruz.

Bilmiyoruz, çünkü kimse bununla ilgili bir işlem yapmadı!

Ortaya çıkıyor ki bu yasa da “adamına göre” uygulanacak.

Büyük kulüp seyircilerinin taşkınlıkları para cezası ile geçiştirilecek, küçük kulüplere Bursaspor’a yapıldığı gibi tavizsiz davranılacak.

Sorunumuz bir kez daha çifte standart olarak karşımıza çıkıyor.

Ve böyle davranıldığı sürece holiganizmin önlenemeyeceğini göreceğiz.