Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ne çektin sen de be Hacı Amca!

FEDERAL Almanya’da, Köln Savcılığı, kurban kampanyasında topladığı paraların bir kısmını farklı amaçlarla kullandığı şüphesi üzerine soruşturma başlatmış.

İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı 2005–2009 yılları arasında “Kurban keseceğim” diyerek toplam 377 bin bağışçıdan kurban başına 100 Euro toplamış.
Savcılık, belgeler üzerinde yaptığı incelemede bu paranın 11 milyon Euro’luk bölümünün amaç dışı kullanıldığını tespit etmiş.
Bu nedenle eski İGMG Başkanı Yavuz Çelik Karahan, dönemin İGMG başkan yardımcısı, genel sekreteri ve muhasebe sorumlusu hakkında soruşturma yürütülüyor, mahkeme günü henüz belli değil.
Karahan soyadını görünce bir an için Deniz Feneri sanıklarından İsmail Karahan’ı hatırladım ama bilmiyorum aralarında bir akrabalık vs. var mı?
Bu arkadaş Osman Döring ismiyle de tanınıyor, Türkiye’de cinayetten arandığı için Almanya’ya kaçmayı başarmış, orada evlenip, soyadını değiştirmiş vs.
Belli ki inanmış saf Müslümanları kandırıp paralarını iç edenler sadece Deniz Feneri e.V. yöneticileri değil, Milli Görüşçüler de ellerinden geldiği kadar çabalamışlar.
Elbette aşırdıkları paraları “hayırlı işler için” kullanmışlardır, Türkiye’de partiye yardım, günlük geçim ihtiyaçları için şirketler kurmak, gemicikler almak gibi!
Hatta şimdi saf Müslümanları dolandırırlarken ahbaplık ettikleri gazeteciler köşelerinde şunu da yazarlar: Bu iş Alman gizli servisinin bir oyunu!
Hazır yeri gelmişken hatırlatayım, Deniz Feneri hırsızlarının özel olarak hafifletilmiş suçlardan yargılanması bile hâlâ bitmiş değil.
Bitmez de!
Ne diyordu bu hırsızlığı soruştururken görevden alınıp mahkemelerde süründürülen savcı:
Bunları koruyan bir büyük hırsız var, soruşturmanın kendine ulaşmasını engellemek için her şeyi de yapar.
Bu büyük hırsızın kim olduğunu da açıklamıştı, belki hatırlarsınız: Damda gezer, miyav der!
Ne çekti inanmış Müslümanlar bu inanç dolandırıcılarından, bir düşünün.
Yıllarca bitmeyen cami inşaatları, Kuran kursları için toplanan paralar, Deniz Fenerleri, kurban paraları, mercimekler vs!
Ah be Hacı Amca, ne çektin sen de bunların elinden!

Tabakhaneye bir şey mi yetiştirecekler?

MECLİS’teki milletvekilleri, kendilerine emeklilik döneminde de rahat nefes aldıracak düzenlemeler üzerinde uzlaşmakta hiç sıkıntı çekmemişler.
Sanırım Meclis’in en küfürsüz toplantısı bu olmuştur.
Demek ki bundan sonra izlenecek yol belli: Yeni anayasanın her maddesi için bir teşvik primi ortaya konmalı, uzlaşılan her madde için bu teşvikten tüm milletvekillerinin ömür boyu yararlanmaları sağlanmalı.
Kişisel olarak milletvekillerinin görevdeyken de, görevden ayrıldıktan sonra da sıfatlarına uygun bir yaşam sürmelerinin sağlanmasının gerekli olduğuna inanıyorum.
Madem onları seçiyoruz, bizim adımıza yasama ve denetleme görevlerini yerine getirmelerini bekliyoruz, bunun karşılığında onların kimseye muhtaç olmadan yaşamalarını da sağlamamız gerekir. Ama bunun sınırı da budur ve herhalde en yüksek kamu görevlisinden de fazla olmamalıdır.
Öte yandan milletvekillerine ait araçların, trafikte itfaiye, polis araçları ve ambulanslar gibi haklara sahip olmalarının gerekçesini anlayamadım.
Ulaşacakları yere trafiğe takılmadan gitmek istiyorlarsa, trafik sorununu çözecek önlemleri alsınlar, onları bunun için seçtik.
Vatandaş trafikte beklerken yüzsüz bir şekilde emniyet şeridinden geçip gitsinler diye değil.

Yargının görevini idare yapacak

ADALET Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, iş mahkemelerinde görülen iş ve sosyal güvenlik uyuşmazlıklarının daha kısa sürede çözülebilmesi için yeni bir çalışma başlatmış.
Buna göre iş akdi feshedilen işçi mahkemeye gidemeyecekmiş. Müracaatını il ve ilçelerde kurulan “iş ve sosyal güvenlik anlaşmazlıkları hakem heyetine” yapacak, bu heyetin kararı da kesin olacakmış.
Hakem heyetinin başında vali ya da kaymakam olacak, dört üye de Çalışma ve İş Kurumu müdürlüklerinin personeli arasından atanacakmış. Baroya da bir üyelik uygun görülmüş.
Bu yolun seçilmesinin nedeni olarak da “mahkemelerdeki ağır dava yoğunluğu” gösteriliyor.
Demek ki memleketimizin önemli bir sorunu da haksız yere işten çıkarıldıklarını düşünen işçilermiş.
Öyle olmasa “mahkemelerin ağır iş yükünden” de söz edilemezdi.
İlginç bir durum bu!
Bağımsız yargı devre dışı kalıyor, onun aldığı kararları almak üzere idarenin kontrolü altında bir heyet kuruluyor. Yargının yerini idare alıyor!
Bu hükümet daha önce de mahkemelerin iş yükü azalsın diye dava harçlarının arttırılması gibi “adil” bir uygulamadan medet ummuştu.
Merak ediyorum: İş yoğunluğu bu kadar fazlaysa, bu sonuca göre yeni kanun çıkarmak mı daha doğru bir yoldur, yoksa bu sonucu düzeltecek önlemleri alarak adaleti sağlamaya çalışmak mı?
Demokrasi olsun, güçler ayrılığı kurumsallaşsın derken bakıyoruz ki idare, yargının görev alanına el atıyor.
Memlekette güçler ayrılığını ortadan kaldırıp, bir tek adam yönetimi kurma hayalleriyle yaşayan Başbakan da bu uygulamaya bakıp eminim ki “Yetmez ama evet” diyordur!