Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Rövanş mitinglerinde suç işleniyor

HER ne kadar aksini iddia ederlerse etsinler Başbakan ve yakın çevresinin sinirlerinin Tandoğan, Çağlayan ve Gündoğan mitingleri nedeniyle fazlasıyla bozulduğunu görmek gerek.

“Biz istesek daha kalabalıklarını yaparız” diye başlayan “burun kıvırmalar” belli ki bu kızgınlığı örtbas etmek amacına yönelikmiş.

Devlet kesesinden yapılan Van mitingindeki “Vandoğan” pankartları bunu açıklıkla ortaya koyuyor.

Belli ki Başbakan ve yakın çevresi bu mitingleri bir tür “rövanş” olarak görüyorlar ve laiklik mitinglerinin milyonlarca kişiyi neden bir araya getirdiğini bile anlamamışlar.

İşin ilginci Erzurum ve Van mitinglerinin “organizatörünün” AKP değil, devlet kuruluşları olması.

Kamu kuruluşlarının değişik törenler nedeniyle düzenledikleri toplantıların, AKP yöneticileri tarafından bu şekilde yönlendirilmesine izin verilmesi, o törenlerin sorumluluğunu taşıyan kamu görevlilerinin ağır bir ihmalidir. Bu kamu görevlileri açıkça suç işliyorlar.

Kamu kaynaklarıyla yapılan törenlerin, laiklik endişesiyle meydanlara dökülenlere karşı girişilmiş bir “rövanş” hareketi haline dönüştürülmesine, savcılar neden seyirci kalıyorlar?

AKM, 50 yılın 50 eseri arasında!

İNŞAAT Mühendisleri Odası, 50. kuruluş yıldönümünde Türk inşaat mühendisliğinin tarihsel gelişimine tanıklık edecek bir kitap hazırlanmasına karar verdi.

Prof. Dr. Uğur Ersoy, Prof. Dr. Güngör Evren, İnşaat Yüksek Mühendisi Yılmaz Karataban, Prof. Dr. Fikret Keskinel, İnşaat Mühendisi Mahmut Küçük, İnşaat Yüksek Mühendisi Süreyya Yücel Özden, Yüksek Mimar Doğan Tekeli, Prof. Dr. İlhan Tekeli, İnşaat Yüksek Mühendisi Ali Terzibaşoğlu ve İnşaat Mühendisi Taner Yüzgec’ten bir jüri oluşturuldu.

Oldukça uzun süren çalışmanın sonuçları “50. Yılda, 50 Eser” isimli bir kitapta toplandı.

Ve “Türk mühendisliğinin tarihsel gelişimine tanıklık eden” 50 eserden biri de AKP hükümetinin yıkıp yok etmek istediği Atatürk Kültür Merkezi.

Bu binanın tarihsel ve mimari açıdan bir değeri olmadığını iddia edenlere önce bunu duyurmuş olayım.

Yurtdışında yaşayan bir mühendis okurum da gönderdiği bir notta 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın yeniden imarı sırasında geliştirilen bir teknolojiden söz ediyor.

Bu teknoloji ile 1956 yılında inşa edilen ilk bina Zürih’teki Alusuisse binası. Aynı yıllarda İsviçre Vevey’de de Nestle Holding’in merkez binası yapılmış. 1960’ların sonlarında da yine aynı teknik Brüksel’deki AB binasında uygulanmış. AKM’nin aynı teknikle inşa edilmesi de 1960’lara denk geliyor ve bu türün Türkiye’deki ilk örneği.

Okuyucumun gönderdiği fotoğraflarda bu sözünü ettiği binaların ayakta durduklarını ve özenle korunduklarını da gördüm. Dileyenler internet üzerinden bu fotoğraflara da ulaşabilirler.

Demek ki o ülkelerde tarihe sahip çıkma bilinci bizimkinden fazlaymış. Ya da bir ikinci ihtimal, orada kimse “kafasına göre bir koruma kurulu bulamadığı için” bu binaları yıkmayı becerememiş!

Olayları sadece ağır cezalar önler

GALATASARAY-Fenerbahçe maçı öncesinde ve oyun oynanırken yaşanan rezillikler benim için hiç de sürpriz olmadı.

Bu sezon, Kadıköy’deki maçtan sonra yazdığım yazıda (ki cumartesi geceki olayların yarısı bile olay olmamıştı o maçta) bu tür olayların önlenebilmesinin ancak çok ağır cezalarla mümkün olabileceğini yazmıştım.

Ve gerçekten caydırıcı bir ceza verilmezse, çok daha kötülerinin Ali Sami Yen’de yaşanacağını vurgulamıştım.

Fenerbahçe’ye o zaman çok ağır bir ceza verilmedi, Ali Sami Yen’de nelerin olduğunu da hep birlikte izledik.

Bu bir ders olmalı: Galatasaray’a ağır bir ceza verilmeli ki bu herkese ders olsun.

Öte yandan önümüzdeki sezon başlamadan önce, bu tür olayların bundan sonra “en az yarım sezon saha kapatma” ile cezalandırılacağı açıklanmalı.

Ve elbette uygulamada da küçük-büyük kulüp ayrımı yapılmamalı.

Vestel Manisa’nın ortada saha olayı yokken hükmen mağlup edilmesine ve puanının gasp edilmesine yol açan maçı hatırlayın. Bir de sahada artık yürüyecek yer kalmadığı halde ısrarla oynatılan Galatasaray-Fenerbahçe maçını.

“Büyük kulüp-küçük kulüp” ayrımı derken bunu kastediyorum.

Federasyon, bu rezilliğe göz yumarak maçı ısrarla oynatan hakeme de bir daha maç vermemeli ki bu hakemlerin tümü için bir ders olsun.

Bu olay da küçük bir ceza ile geçiştirilirse biliniz ki bundan sonrası çok daha kötü olacak.