Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Sorgulamaya Başsavcılık izin vermemiş

ALMANYA’da açılan ikinci Deniz Feneri e. V. Davası ile ilgili olarak, Alman savcılara gerekli iznin verilmediğini yazmıştım.

Yazımda iznin Adalet Bakanlığı tarafından verilmediğini, gazete haberlerine dayanarak belirtmiştim.

Dün Adalet Bakanlığı’ndan bu konuyla ilgili bir açıklama aldım.

Bakanlık, Frankfurt am Main Bölgesel Mahkemesi Savcılığı’nın adli yardımlaşma talebiyle ilgili işlemleri yürütme yetkisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ait olduğunu, bakanlığın görevinin evrakın iletilmesinden ibaret olduğunu belirtiyor.

Bakanlık, bu görevini zamanında yerine getirdiğini vurguluyor.

Alman savcılara sorgulama izni verme yetkisine sahip olan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı böyle bir izin vermeye gerek görmemiş.

Başsavcılığın 20 Ekim 2009 tarihli yazısında “Savcı Kertsin Latz, Başkomiser Alexander Böhn ve Adliye Müfettişi Tanya Jacop’un, Türkiye’de yapılacak hukuki işlemlere dahil edilmesi, hazırlanan soru kataloğundan zanlılara ve şahitlere soru sormalarına izin verilmesi talebinde bulunulmuş ise de bu talep tarafımızca uygun bulunmamaktadır” deniliyor.

Adalet Bakanlığı açıklamasında Deniz Feneri e. V. ile ilgili Alman ve Türk adli makamlarından gelen her türlü talebin zamanında ilgili yerlere iletildiği de belirtiliyor.

Bu durumda Adalet Bakanlığı’nı “haksız” olarak suçladığımı kabul etmem gerekiyor.

Elbette Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu izni neden vermediğini merak etmeye devam edeceğim.

Türk işçilerinin yardım duygularını sömürerek, büyük bir dolandırıcılığa karışanların, Türkiye’de ve Almanya’da ortaya çıkarılmasını sağlamak onların görevidir.

Ankara’da yürütülen soruşturmanın neden bu kadar uzadığını da merak etmeye devam ediyorum.

 

Vural’ın sorusuna samimi bir yanıt

DÜN MHP’li Oktay Vural’ı, bir küçük çocuğa ayakkabısını boyattığı için eleştirmiştim.

Vural dün aradı ve bana bir soru sordu:

“O çocuk sabahtan itibaren yanımda dolaştı. Defter almak için çalıştığını söyledi ve sürekli gözlerimin içine baktı. Siz bu durumda ne yapardınız? Görmezden mi gelirdiniz, yoksa çocuğa yardım olsun diye bir şeyler mi yapardınız? Çocuğa karşılıksız para vermemek için ayakkabılarımı fırçalattım sadece.”

Doğrusunu isterseniz, soruya yanıt vermekte zorlandım.

Şu anda bu yazıyı yazarken de sizlere “samimi bir yanıt” vermem gerektiğini düşünüyorum: Evet, sanırım ben de Vural gibi hareket ederdim.

Çocukların okul yerine işe gönderilmesini önlemek gerektiğini biliyorum, doğru tutumun bunun için çabalamak olduğunu biliyorum ama sanırım bir çocuk gözlerimin içine bakarak böyle bir yardım talebinde bulunsa, buna kayıtsız kalamazdım.

Vural, meselenin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, devletin bu çocukların çalıştırılmasını önlemek ve onlara eğitim olanağı sağlamak görevi olduğunu hatırlatıyor.

MHP, bununla ilgili olarak TBMM’ye çok sayıda “araştırma önergesi” vermiş.

Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi TBMM’nin “çok daha önemli” başka işleri nedeniyle araştırma önergeleri rafta bekliyor.

AKP her fırsatta milli iradeden söz ediyor ama milli iradenin temsilcisi TBMM’nin bu tür görevlerini yerine getirmesini de ısrarla engelliyor.

Adamına göre muamele devleti

ADANA Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak görevinden alındı.

Gerekçe, hakkındaki iddialar ile ilgili olarak açılan “soruşturmanın selameti”!

Biliyorsunuz Aytaç Durak, hakkında 45 ayrı rüşvet ve yolsuzluk iddiası var. Soruşturma açılması da, soruşturma tamamlanana kadar görevden alınması da doğru bir uygulama.

Ama şunu da iyi biliyoruz ki Aytaç Durak AKP’de iken de bu tür suçlamalara maruz kalmıştı, hakkında soruşturma bile açılmamıştı.

Yine AKP’de olsaydı, aynı durum geçerli olacaktı.

Şu anda AKP’li birçok belediyede ve AKP’nin atadığı bürokratlarla ilgili olarak benzeri iddialar sıkça ortaya atılıyor ama bir soruşturma açıldığına hiç tanık olmuyoruz.

Soruşturma açılmadığı için de kimse “soruşturmanın selameti” gerekçesiyle görevden alınmıyor.

Hiç kuşku yok ki Aytaç Durak, bu seçimlerde AKP adaylığını kaybetmiş olmanın bedelini ödüyor.

Hükümet yolsuzluklarla mücadelede gerçekten samimi olsa benzer durumlarda benzer uygulamalar içinde olurdu.

“Hukuk devleti”
dediğimiz şey de budur zaten. Kanun uygulamalarının kişilere, mensup oldukları gruplara, partilere göre değişmemesinden söz ediyorum!