Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ve katil, TRT ekranında ‘suçsuz’ ilan edildi

SONUNDA bu da oldu ve Abdi İpekçi’nin katili devlet televizyonunun haber kanalına çıkıp konuştu.

Yakın bir gelecekte Hrant Dink’in katillerini de devlet televizyonunda izlersek şaşırmayın sakın. Çünkü programın sunucusuna göre “Bunu yapmayan, gazeteciliği bırakıp limon satmalı”ymış!
Zaten programı izleyen ve geçmişteki olayları bilmeyen bir insan Ağca’nın Abdi İpekçi’yi öldürdüğü için mahkûm edildiğini de öğrenemeyecekti, çünkü bu konuda herhangi bir soru da sorulmadı, bununla ilgili bir bilgi de verilmedi.
Programın sunucusuna göre zaten Ağca artık “suçsuz” bir insanmış. “Bugün konuşacağımız Ağca, İtalyan ceza yasasına göre de Türk ceza yasasına göre de sabit olan suçlarından dolayı hükümlerini yatmış, bugün yasalar karşısında suçsuz bir insan” diyor.
Nezaketi de elden bırakmıyor, sorularını sorarken “Şu soruyu sormama izin verin” diyor.
Programın sunucusunun röportajda söylediği bir söz var ki unutulmasın diye burada aktarıyorum: “O mesafeden öldürmek istediğiniz birini ıskalamanız pek mümkün değil”.
Bunu Ağca’nın, Papa’yı “ıskalaması” ile ilgili olarak söylüyor. Nereden biliyor dersiniz?
İşte TRT’nin bugünkü zihniyetinin vardığı nokta burası.
Gazetecilerin bu röportaj ile ilgili olarak sordukları “Ağca’nın devlet televizyonuna çıkmasına ne diyorsunuz” sorusuna Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği yanıt da şu:
“Bunu özel kanal, devlet kanalı diye niye ayırıyorsunuz?”
Başbakan, “Artık devletçilik geride kaldı, özgürlükler öne çıktı” demeyi de ihmal etmiyor ve Ağca’nın devlet televizyonuna çıkmasını bir “özgürlük meselesi” olarak ele alıyor.
Madem artık “devletçilik yok”, o zaman TRT’yi neden vergilerimizle finanse etmeye devam ediyoruz?
Başbakan’a vatandaşların ödediği vergiler ile finanse edilen ve hükümetin borazanı olarak görevini sürdüren bir kuruma “devlet televizyonu” demek zorunda olduğumuzu nasıl anlatsak acaba?

Başbakan’ın dilinin altındaki

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, ilköğretimde “türbanın” söz konusu olamayacağını, o yaştaki bir çocuğun bu konuda kendi kararını kendisinin verebilecek durumda olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı da ertesi gün eşinin bu görüşüne katıldığını açıkladı. Gazeteciler, Başbakan’a bu açıklamalar ile ilgili olarak ne düşündüğünü sordular. Yanıtı şu oldu:
“Bütün bu konularla ilgili olarak özellikle milletvekili seçimlerinin sonrasını ben çok önemsiyorum. Yeni anayasayı çok önemsiyorum. Ve bu yeni anayasa ile birlikte aslında bu tür soru işaretlerinin netliğe kavuşacağı düşüncesindeyim ve biz halkımızla bütünleşmek suretiyle inşallah bu soruları netliğe kavuşturmanın da mücadelesini vereceğiz. Ben özgürlüklerin tanımı noktasında bireysel açıklama yapma noktasında değilim. Çünkü özgürlüklere olan inancım çok farklı. Bunu da karar merciinde olan özellikle yargı kesimiyle paylaşmanın ne kadar zor olduğunu geçmişte de maalesef gördük. Onun için bu süreç inanıyorum ki milletvekili seçimlerinden sonra. Yeni anayasayı hazırlayacağız ve en geniş mutabakatla da bunu çıkardığımız takdirde artık zaten bu tür açıklamalara da yer kalmayacaktır.”
Başbakan’ın bin dereden su getiren bu yanıtından şu sorucu çıkarıyorum: Başbakan, ilköğretimde de türbanın serbest olmasını istiyor. Bunu şimdiden açıkça söyleyemediği için de “Benim özgürlüklere olan inancım çok farklı” diyor.
Böylece CHP’nin istediği “ilköğretimde türban olmamasının teminatını” AKP’nin TBMM grup yöneticilerinin neden veremediğini şimdi daha iyi anlamış oluyoruz.

Yandaş medya raporu da sansürledi

AVRUPA Birliği tarafından hazırlanan “İlerleme Raporu”nda basın özgürlüğü ile ilgili olarak şöyle bir bölüm de var: “Basına yönelik siyasi saldırılar ile ilgili endişeler devam etmektedir. Hükümeti eleştiren Doğan Medya Grubu’na 2009 yılında verilen vergi cezası ile ilgili dava sürmektedir. Basın bu davanın başlamasının ardından haber yaparken kendi kendini kısıtlamaktadır.”
AB raporunda söz edilen “kendi kendini kısıtlama” kavramı kamuoyunda daha çok “otosansür” olarak bilinen bir durum.
Ve bundan en çok da yandaş medyanın etkilendiğini söyleyebiliriz. Yandaş medyanın ağababaları raporun “basın özgürlüğü” ile ilgili bu bölümünü okurlarından sakladılar mesela.
Sabah, Bugün ve Yeni Şafak raporun bu bölümünü görmezden geldi.
Zaman 19. sayfasında, Star 14. sayfasında, Yeni Akit (eski Vakit) ise 16. sayfasında raporun bu bölümünü Ergenekon’da soruşturmanın gizliliğini ihlal eden gazetecilere açılan davalar çerçevesinde gördüler.
Yeni Akit de, Star da, Zaman da basın özgürlüğü ile ilgili olarak “kendi kendini kısıtlama” bölümünü atladı.
“Büyük patron”u kızdırmamak için “kendi kendilerini kısıtlamaktan” kaçınmadılar!