Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Aşkın ömrü kaç yıldır? (2)

 Okuyucum Mehmet S. ‘Aşkın ömrü kaç yıldır?’ başlıklı yazımı eleştiriyor ve aşkın çok kısa bir zaman süreci içine bile sığabileceğini söylüyor. Mehmet S. son ‘gerçek’ aşkını üç ayda yaşadığını, altı ay içinde de her şeyin bitip tükendiğini anlatıyor ve görüşlerimi gözden geçirmemi istiyor.

Okuyucumuz velinimetimiz olduğuna göre istediğini yapmaya çalışmalıyım.

Bir aşktan diğerine…
Ne kadar uzun olursa olsun, insan ömrü sonuç olarak belirli bir süre. Ve aşkın insanın içinden taşırdığı güzel duyguları bu süre içinde mümkün olduğunca çok yaşayabilmesi, teorik olarak bunun çok tekrarlanmasıyla mümkün olabilir.
Yani aşkınızı ne kadar çabuk tüketirseniz, bir yenisini yaşamak için o kadar çok vaktiniz olur. Ne kadar çok aşk yaşarsanız, sınırlı bu süre içinde yaşayabileceğiniz mutluluğu o kadar maksimize edebilirsiniz.
Acaba öyle olabilir mi? İnsan bir aşktan diğerine bu kadar hızlı geçebilir mi? Ve aşkın size sağladığı mutluluk duygusu, böyle çok sık tekrarlanarak çoğaltılabilir mi?
‘Paşagalaşamdan tipleri’nin renkli fotoğraflardan taşan yaşam öykülerine bakınca bunu görmek mümkün. O dergilerdeki kahramanlar inanılmaz bir hızla bir aşktan diğerine geçebiliyorlar.
İki hafta önce “tekstilci Ahmet Bey’le inanılmaz güzel ve saygılı bir ilişki yaşadığını” söyleyen bir hanımefendi, üçüncü hafta “ihracatçı Selim Bey’le düzeyli ilişkisinin aradığı gerçek aşk olduğunu” anlatabiliyor.

Sevgi dediğin…
Şaka bir yana magazin dünyasının kendine özgü kavramlarıyla gerçek aşkı elbette birbirine karıştırmamak gerek.
Gasset şöyle yazıyor: “Bir insanın içinden kaynayıp taşan sevgi hiçbir durumda ölemez. Duyarlı ruhun üzerinde sonsuza dek sürecek, aşıya benzer bir iz bırakır. Koşullar -örneğin uzaklık- sevgi için gerekli olan beslenmeyi engelleyebilir; o zaman sevgi, gücünü yitirecek, duygusal bir hevese, bilincin alt katmanlarında seyrimeye devam edecek hafif bir duygu damarına dönüşecektir. Ama ölmeyecektir, duygusal niteliği hiç değişmeden kalacaktır. Bir zamanlar seven kişi, ruhunun en derin köşelerinde, sevgilisinin onun bir parçası olduğu duygusunu sürdürecektir. Gerçek sevginin en büyük belirtisi şudur: Sevgiliye yer birliğinin sağladığından daha derin bir bağlılık ve yakınlık içinde olmak.”
İşte bu yüzden üç ayda, iki yılda yaşanıp biten duygulara aşk adını vermiyoruz. Evet mutlaka o da insani bir duygu ama yerini kolayca nefrete bırakabiliyor, dışardan gelen çekici çağrılara kapılabiliyor.
Öte yandan yukarıdaki alıntıda da vurgulandığı gibi, bazı nedenlerle aşk gücünü yitirebiliyor, ‘hafif bir duygu damarına’ dönüşebiliyor. Bu nedenle bir kez âşık olan birisinin bir daha hiçbir şekilde başkasına âşık olamayacağını da söyleyemiyoruz.

Zaman her şeyi gösterir
Bence okuyucum Mehmet S. Bey’in yaşadığı ve ‘gerçek bir aşktı’ diye vurguladığı duygu aşktan başka bir şey olmalı.
Yaşadığımız aşkın gerçek bir aşk olup olmadığını ölçebileceğimiz tek aracımız var: Zaman.
Eğer aradan geçen yıllar, yaşadığınız duyguları yıpratamıyorsa gerçekten âşıksınız demektir. Ve bu yüzden geçen haftaki yazımda ısrar ediyorum: Gerçek aşkta sevgiliniz çekim merkeziniz olur, bütün dünya onun etrafında dönmeye başlar, üç beş yılda da bu çekimden kaçabilmek mümkün olamaz.