Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Burası Türkiye Kuzey Kore değil!

 Her gün dünyanın dört bir yanında binlerce olay oluyor.
Bunların bir bölümünü gazetelerinizden okuyorsunuz, bazılarını televizyonlarınızdan seyrediyorsunuz.

Bütün bu gelişmelerden haberdar olmamızı her ülkenin yerel basını sağlıyor.
Çünkü üç tane uluslararası ölçekteki ajans dışında, dünyanın belli başlı büyük gazetelerinin bile her yerde bir muhabir bulundurması mümkün değil.
Bu hem ekonomik olarak mümkün değil, hem de fiziksel olarak..
İnternetin keşfinden beri zaten dünyanın her yerinde bir muhabir bulundurmanız da gerekmiyor.
Dünyanın her köşesindeki gazetelerin dış haberler servisleri, bütün gün bir yandan ajanslar ve yerel gazeteler gibi “geleneksel” kaynaklardan, diğer yandan da “internet” gibi modern çağın buluşlarından besleniyorlar ve dünyayı izleyip, okuyucularına aktarıyorlar..
Yakın geçmişte bu iş bugünkü kadar kolay değildi.
Çünkü bazı ülkelerde özgür basın faaliyeti yoktu ve o ülkelerin gazeteleri, ajansları sadece devlet yönetiminin izin verdiği yerel olayları yansıtabilirlerdi.
Çernobil’de bir nükleer kaza olduğunu bu yüzden çok geç öğrenebildik.
Romanya’nın, bugünkü Moldova sınırlarında meydana gelen ve sivillerin öldürülmesiyle sonuçlanan olayları da bu yüzden çok geç öğrendik.

Dünya çok ‘karanlık’tı..
Dünyanın iki bloka ayrıldığı dönemde uçak kazalarını, madenlerdeki çökmeleri, sivil halka karşı işlenen suçları hep çok geç öğrenirdik, çünkü Sovyet yönetimi bu haberlerin yayımlanmasını sansürler, duyulmasını istemezdi..
Sadece Sovyet blokunda değil, İdi Amin’in Uganda’sında olan bitenleri de öğrenemezdik.
Angola’da sivillere karşı milislerin işlediği suçları da…
Afrika’nın değişik ülkelerinde çocukların açlıktan ölmekte olduğunu da..
Kızıl Kmer’lerin Kamboçya’sındaki ölüm tarlalarını da…
İran’da sokaklarda inşaat vinçleriyle idam edilenleri de..
Suudi Arabistan’da kafası kılıçla kesilerek idam edilenleri de..
Bugün Kuzey Kore de bu yönüyle bizler için “karanlık” bir ülke.. Orada da ne olup bittiğini hiçbir zaman öğrenemiyoruz, çünkü yerel basın devletin ağır baskısı ve sansür uygulamaları altında sadece yazılmasına izin verilen şeyleri duyurabiliyor…

Bu zihniyet ‘anlamlı’..
Dünya, Başbakan Erdoğan’ın da belirttiği gibi 8 Mart Kadınlar Günü nedeniyle İstanbul’daki bir izinsiz gösteriye katılanlara karşı işlenen suçları Türk basınından öğrendi.
Ama bunları biz yazmasak da zaten öğreneceklerdi. Çünkü Türkiye, Kuzey Kore gibi “kapalı” bir rejimle yönetilmiyor.
Birçok gazetenin, ajansın Türkiye’de muhabirleri var ve onlar bizim yazmadığımız, göremediğimiz, atladığımız şeyleri de görüp okuyucularına anlatma olanağına sahipler..
Bu nedenle Başbakan’ın Türk basınını, “Bizi yabancılara jurnallediler” diye suçlamasının da bir değeri yok..
Ama bu sözler bizler için değersiz olmakla birlikte çok “anlamlı”…
Türkiye’yi bugün yöneten kişinin zihniyetini gösteriyor çünkü..
Bu, Başbakan’ın bu konudaki ilk “vukuatı” da değil.. Zina tartışmalarında da sonunda dönüp dolaşıp Türk basınını suçlamıştı..
Bu, sözler gösteriyor ki Başbakan aslında “kapalı bir rejim” istiyor.
Öyle olsa ve burada olup biten bazı şeyler gazetelere yansıyıp eleştirilere konu olmasa, belli ki Türkiye’yi daha rahat yönetebileceğini düşünüyor.
Avrupa Birliği’nden tarih alınmasının gündemde olduğu günlerde Başbakan, AB’nin “Türk toplumunun modernleşme projesi” olduğunu söylemişti.
Son demeçlerine bakınca şunu söylemek istiyorum: Başbakan, modernleşmeye önce kendi kafasından başlamalı.. Böylesi çok daha inandırıcı olur!