Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ali Taran biçilmiş kaftan!

REKLAMCI Ali Taran, AKP’ye bir “sunum” yapmış ve çok beğenilmiş.

Ali Taran’ın yaptığı sunumun daha çok seçim kampanyasına ilişkin genel stratejiyi içerdiğini tahmin ediyorum.

Ali Taran’ı, basit, kolay anlaşılır, esprili ve bu nedenle de etkin kampanyalarıyla tanıyoruz.

Başarısının nedeninin onda var olan reklamcılık içgüdüsünden kaynaklandığını düşünmüşümdür hep.

Bugüne kadar yaptığı kampanyaları gözümün önüne getiriyorum ve diyorum ki, Ali Taran, AKP için biçilmiş bir kaftan!

Bir kere o da Başbakan gibi kitap okumaktan hoşlanmıyor.

Bu nedenle anlaşmaları zor olmayacaktır.

Zaten Başbakan Erdoğan’ın “Kasımpaşalı harbi delikanlı” üslubu ile Taran’ın reklam kahramanı Ali Desidero arasında da benzerlikler kurulabilir.

Desidero’nun “Haydi hayırlı tıraşlar” repliğini söyleyiş tarzı ile Başbakan’ın siyasi tarihimize geçecek sözleri meydanlarda söyleyiş biçimi de uyuyor!

Hatta bu replik, AKP sözcüleri konuşmalarına başlarken de tekrarlanabilir ki zaten ikisi aynı şey!

Bir de fındık reklamı var, unutmamamız gereken.

AKP’nin, 5 yıllık iktidarı döneminde yapılanların anlatıldığı konuşmaları tamamlayacak şahane bir final cümlesi var bu kampanyanın da: Yerseniz!

Dış politikada ’şeriat’ sınavı

YUNANİSTAN Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani’nin, Batı Trakya’daki Türk azınlığın “müftüyü seçme hakkı” ile ilgili sözleri, Türkiye’de pek yankı bulmadı.

Biliyorsunuz Yunanistan, Türk azınlığın seçtiği müftüyü tanımıyor. Kendi atadığı müftüyü muhatap olarak alıyor.

İlk bakışta hiç de ilginç bir konu gibi görünmüyor olabilir.

Ama şöyle söylersek belki okuyucuların dikkatini daha çok çekecektir:

Avrupa Birliği’nde şeriat hukukuna tabi olan tek Türk topluluk, Batı Trakya’da yaşayanlar!

Yunanistan, bizim bildiğimiz anlamda laik bir ülke değil.

Bu çerçeve içinde Yunanistan’da Ortodoks kilisesinin gücü neyse, müftünün de gücü aynı.

Bakoyani’nin önerisi, Batı Trakyalı Müslümanların “şeriat hukukundan” vazgeçtikleri takdirde, müftünün atamayla değil, seçimle gelmesinin Yunanistan tarafından kabul edilmesi anlamına geliyor.

Bu, Turgut Özal’ın Yunan vatandaşlarına vizeyi kaldırması gibi sürpriz bir “gol”.

Dışişleri Sözcüsü’nün konuyla ilgili açıklamasında buna değinilmemesi de bu çıkışın beklenmiyor olmasından kaynaklandı sanırım.

Bakalım AKP hükümeti, Batı Trakya’da şeriat hukukunun uygulanmasından vazgeçilmesi önerisini nasıl karşılayacak?

Gılgamış da 301’lik mi olacak?

İMRALI Gevezesi’nin, Gılgamış’ı aradan geçen 48 yüz yıldan sonra fark etmiş olması, memleketimizin doğusundaki bazı kişilerde büyük bir heyecan yarattı!

Belli ki Apo’nun tek başına kaldığı hücrede gördüğü halüsinasyonlar, kendisini Gılgamış zannetmesine yol açmış.

Yakında avukatlarına “reenkarnasyon” üzerine çektiği nutukları Özgür Gündem’de okursanız, hiç şaşırmayın!

İmralı’dan üfürülen her şeyi emir telakki edenler de Diyarbakır’a bir Gılgamış anıtı yaptırdılar.

Diyarbakırlı bazı kadın kuruluşlarının “Gılgamış, karısını dövüyordu” diye karşı çıkmaları üzerine yapılan anıtın parka konulmasından vazgeçildiği de haberler arasında.

Yani gelişmeler şahane bir “fars” tadında. (Fars: İlkel, sade ve kaba güldürü öğelerinden yararlanan, abartılı durum komedisi.)

Olay Türkiye’de geçtiği için elbette burada bitemezdi!

Nitekim meseleye Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da el attı.

Şimdi bu projenin belediyeyi zarara uğratıp uğratmadığı araştırılacak.

Doğrusunu isterseniz, bununla ilgili haberi ilk gördüğümde içimi bir sıcaklık basmadı değil.

Çünkü ajans haberinin başlığı, “Gılgamış rölyefine savcılık soruşturması” şeklindeydi.

Bunu okuyunca “eyvah” demişim farkına varmadan: “Şimdi Gılgamış da mı 301’den yargılanacak?”

Neyse ki soruşturmanın amacı bu değilmiş!