Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Aynı kaza Türkiye'de olsaydı

ŞİLİ’de yerin 700 metre altındaki bir sığınma odasında mahsur kalan işçilerin 69 gün sonra kurtarılmaları aklımıza Zonguldak’taki kazadan sonra cesetleri hâlâ çıkartılamayan iki işçiyi getirdi.

Zonguldak’taki kaza 17 Mayıs’ta, Şili’deki kaza 5 Ağustos’ta meydana gelmişti.
Bu konudaki eleştirilere yanıt Çalışma ve Soysal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’den geldi: “Zonguldak’taki grizu patlaması, Şili’de ise göçük oldu. Şayet Zonguldak’ta da göçük meydana gelmiş olsaydı işçilerimizden hayatını kaybeden olmayacaktı ve sadece üç günde çıkaracaktık!”
Şili’de işçilerin hayatını kurtaran asıl şey, kurtarma operasyonu yapılana kadar işçilerin hayatlarını sürdürebildikleri bir “sığınma odasının” varlığı.
Ve Bakan Dinçer, doğru bir şey söylemekle birlikte, eksik bir şey söylüyor.
Şöyle demeliydi: “Bizim sığınma odası olan madenlerimizde böyle bir kaza olsaydı, işçiler kurtulabilirdi.”
Ama bunun için işçilerin “çok şanslı” olmaları gerekiyordu! Çünkü Türkiye’de 400’e yakın yeraltı maden işletmesi var ama bunların sadece 4 tanesinde sığınma odaları bulunuyor .
Yani “kaderinde ölmek olanlar” yine öleceklerdi, az sayıdaki şanslı işçinin kurtulması mümkün olabilecekti.
Yeraltı maden işletmelerinde, sığınma odalarını zorunlu kılan ve bunu denetleyen yasalarımız ve yöneticilerimiz olsaydı, aynı şeyi bütün madenlerimiz için söyleyebilirdik.
Şimdi Bakan Çelik’e düşen, bu mevzuattaki bu eksikliğin giderilmesi için çalışmasıdır. İşçilerin, işyerlerindeki can güvenliğinden başında bulunduğu bakanlık sorumlu, hatırlatmış olayım.

Gülen’in şifresinin çözümü Bulaç’tan

SEDAT Ergin önceki gün Hürriyet’teki köşesinde, Fethullah Gülen’in sohbetlerini de yayımlayan bir internet sitesine yaptığı açıklamayı aktardı.
Ergin, Fethullah Gülen’in açıklamasındaki şu sözlere dikkat çekiyor:
“Ben özbeöz Anadolu çocuğuyum. Bir insanın kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmeleri için teşvik etmesine sızma denmez. Teşvik edilen insanlar da, o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen manadaki sızmayı belli bir dönemde bu milletten olmayanlar yaptılar. Evet, bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır, girer oraya; mülkiyeye de girer, adliyeye, istihbarata da girer, hariciyeye de.”
Ergin, Fethullah Hoca’nın bu sözlerindeki “bu milletten olmayanlar” ifadesiyle kimleri kastettiğini soruyor.
Sormakta haklı. Çünkü bu kişiler devlet kadrolarına “sızdıklarına” göre TC vatandaşı olmalılar ama Hocaefendi, onları “bu milletten olmayanlar” diye tanımlıyor.
Ergin, aktardığı bu “şifreli” konuşmanın açıklamasını bildiğimi düşünüyorum.
Hatırlayacaksınız, geçenlerde Ali Bulaç, Fethullahçıların Zaman gazetesinde şunu yazmıştı:
“Ne mutlu Türk’üm diyene formülünü kabul edip kolayca ‘resmi Türk kimliği’ni, resmi anayasal Atatürk milliyetçiliğini benimseyenlerin önemli bir bölümünün etnik köken olarak Türk olmayıp Balkan göçmeni, mübadili veya Kafkas muhaciri olması anlamlıdır.”
Hocaefendi’nin açıklamalarıyla, Bulaç’ın yazısını alt alta okuyunca şöyle düşündüm:
Acaba kanadı kırık bir arı için bile yarım saat ağlayabilen Fethullah Gülen de mi ırkçı?

Bunda bir ‘komplo’ kokusu yok mu?

KOMPLO teorilerine çok meraklı bir yazar gurubu var, biliyorsunuz. Daha çok dinci medya içinde yer alıyorlar ve uçan kuşun çıkardığı sesten bile bir komplo teorisi üretebilecek kadar geniş bir hayal güçleri de var.
Ama bir çuval dolusu dinleme kasetinin Hanefi Avcı’nın odasından çıktığı haberlerine de en önce onlar inandılar.
Emniyet Müdürlüğü’ne kadar yükselmiş, hayatının önemli bölümünü emniyet istihbaratında geçirerek uzmanlaşmış bir polis var.
Bu polis, şu ya da bu nedenle bir kitap yazıyor.
Yazdıktan sonra kitabının koparacağı gürültüyü bildiği için “Şimdi benim de başıma çorap örecekler” diye açıklamalar da yapıyor.
Sonra, Eskişehir’deki makam odasını boşaltıp, Ankara’daki yeni görev yerine gidiyor.
Beklediği gibi bir süre sonra neresinden baksanız çok tuhaf bir örgüte “yardım yataklıktan” tutuklanıyor.
Aradan neredeyse bir ay geçtikten sonra, çok önceden boşalttığı odada bir kenarda bir çuval dinleme kaseti ele geçiyor.
Her şeyi öngörmüş, bir polis müdürü, odasında arama yapılacağını bile bile dinleme kasetlerini orada bırakıp, çekip gidiyor.
Komplo teorilerine inanmam, her planlı suçta bile aksayan bir şeylerin olabileceğini düşünürüm ama bu kadarı fazla garip gelmiyor mu kimseye?