Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Başbakan ‘elle’ nasıl düzeltecek?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Filistin’deki son olaylar üzerine yaptığı konuşmada şöyle söyledi:

Burada bizim için üç yol var: Ya elimizle müdahale edeceğiz, ya dilimizle müdahale edeceğiz, ya da kalbimizden buğzedeceğiz. Hiçbirini yapma, yan gel yat! Bizim değerler silsilemiz içinde böyle bir şey yok!”

Başbakan’ın sıkça dini referanslar verdiğini biliyoruz, bu da bir başka örneği.

Söylediği söz esasen bir hadis ve şöyle: “Bir kötülük gördüğünüz zaman elle düzeltin. Buna gücü yetmezse dilinizle düzeltmeye çalışsın. Buna da gücü yetmezse kalben buğzedin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”

Dini kaynaklardan baktım, İslam bilginleri hadisi şöyle yorumluyor:

“Elle düzeltmek devletin, askerin ve polisin vazifesidir. Dille düzeltmek eğitimle, öğretmen ve din adamlarının görevidir. Kalben buğzetmek de halkın vazifesidir
.”

Başbakan’ın, Gazze sorununu çözmek için seçeneklerinden biri askeri mi? Bunu anlayamadım.

İsrail’in sorununu “dille” yani eğitimle nasıl çözeceğiz, burası da meçhul!

“Buğzetmek” ise kötülük işleyenlere karşı düşmanca davranmak ve kalben o insanlardan nefret etmek anlamına gelebiliyor ama İslam âlimleri bunun yanlış bir yorum olduğunu düşünüyorlar.

Bunu söylemelerinin nedeni ise İslam dininin kötülüğe iyilikle mukabele etmeyi öneriyor olması.

Said–i Nursi şöyle yorumlamış: “Bize hasım olan ve bizimle uğraşanlara düşmanca davranmak yanlıştır. Bu yangına körükle gitmek demektir. Bu durumda ise düşmanlık daha da artacaktır. Mü’min, kerim olmak ve daima ikram etmekle mükelleftir. Çünkü insanlar ikram ile birbirlerine yaklaşırlar. Fena bir adama ‘iyisin, iyisin’ desen iyi olur. İyi adama ‘fenasın, fenasın’ dersen fena olur.”

Başbakan’ın kalbinin ve zihninin içine girmeme olanak yok tabii. “Buğzetmeyi” nasıl yorumluyor bilemiyorum. Ama İsrail’e karşı genel tutumuna bakınca “düşmanca davranmayı” tercih ettiğini düşünmüyor da değilim.

Başbakan böyle konuşmayı seviyor. Olabilir, bir itirazım yok.

Ama bu meseleyi “elle” nasıl düzeltmeyi düşünüyor, daha açık konuşsa da öğrensek iyi olur.

Cihat ilanı mı bu?

BAŞBAKAN partisinin grup toplantısında şöyle de konuştu: “Türkiye, Mısır, Katar başta olmak üzere, Suudi Arabistan hep birlikte el ele vermeliyiz. BM’deki Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelerin ağzına bakarak adım atarsak, halimiz perişan olur. Bugün onlara, yarın bize. Öleceksek, adam gibi ölelim!”

Başbakan sanki bir tür cihat ilan ediyor gibi!

Müslümanlar bir araya gelecekler ve gerekiyorsa böyle yaşamak yerine ölümü de göze alarak bu sorunu çözmeye çalışacaklar!

Bu sözlerden başka türlü bir sonuç çıkmıyor, çünkü diğer yazıda da vurguladığım gibi Başbakan bir hadis aracılığıyla “elle düzeltmekten” de söz ediyor ki bu zaten savaş demek.

Öte yandan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da aynı havada. Gazze’de şöyle konuşuyor:

Bilin ki bizler, Arap dünyası, Türkiye ve İslam dünyası, bu haksızlıklara karşı omuz omuza durmaya devam edecektir.”

Mesele sadece Müslümanların meselesi mi, yoksa bir insanlık sorunu mu?

Gazze’de ve İsrail’de yaşananlara karşı çıkmak için bir dine inanmak bile gerekmez, insan olmak yeterlidir akan kanın durmasını istemek için!

İdeolojik körlük böyle bir şey işte! Gaza gelip, ağzına geldiği gibi konuşabiliyorsun, sözünün nereye gideceğini düşünmüyorsun bile.

Bu sorunu çözmek istiyorsanız yapmanız gereken, yangına körükle gitmek değildir.

Gazze’deki drama karşı gerçekten hassassanız bunu önlemenin yolu Türkiye’de hamaset yapmak değil, bir masanın etrafına herkesi toplamaya çalışmaktır!

Tükürük savaşı!

AMERİKAN Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, basın açıklaması sırasında Başbakan Erdoğan’ın “İsrail terörist devlet” sözünü nasıl yorumladığı sorulunca şöyle dedi:

“O şunu dedi, bu bunu dedi tartışmasına girmeyeceğim
!”

Bizim siyaset dünyamız için ne kadar yabancı bir yaklaşım!

Gazeteci, “O zaman neden Türkiye ile aynı fikirde olmadığınızı söylemiyorsunuz” diye sorusunu devam ettirince de şu yanıtı verdi:

Müttefiklerle kamuoyu önünde tükürük savaşına girmeyeceğim!”

Başbakan da, Dışişleri Bakanı da biliyorsunuz bu işin başladığı günden beri Obama’ya ve ABD yönetimine demeçlerle sallayıp duruyorlar.

Ama demek ki Atlantik Okyanusu’nun öteki tarafında, bu iş böyle görülüyor: Tükürük savaşı!

Böyle gördükleri için de ciddiye bile almıyorlar.

Söylenen sözlere verdikleri değer bu kadar: Tükürük savaşı!

Belli ki onlar da bizim gibi salı konuşmalarına alıştılar, bizimkilerin ağız dalaşına girecek kapı aradıklarının farkındalar.

Bölgesel güç böyle olunuyor mu bilmiyorum!

Ama konvansiyonel bir tükürük savaşından bizimkilerin galip çıkacağına iddiaya girebilirim!