Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Başbakan, muhalefette gibi konuşuyor!

CUMHURBAŞKANLIĞI seçimindeki yenilgi ile başlayan sürecin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “vücut kimyası” üzerinde olumsuz etkileri olduğunu düşünüyorum.

Eğer sağlıklı bir değerlendirme yapacak olursa, kendisinin de “terör zirvesinden hemen önce” söylediği sözlerin anlamsızlığını fark edebileceğine eminim.

Yıllardır bütün dünyaya “PKK Kuzey Irak’taki kamplarda barınıyor, oradan bize saldırıyor, bunu önlemek gerek” diyen kimdi, “Dışarıdakilerin sayısı az, önce içeridekileri halledelim” diyen kim?

Kuzey Irak’tan kaynaklanan sorunu çözmek için Amerikalılar ile karşılıklı “koordinatör” atayan, ona Başbakanlık binasında oda veren kimdi?

İçerideki teröristlerden kurtulmamızı sağlama görevi kime ait?

Başbakan “Terörün halkın içinde bir beslenme noktası var, önce bu tarafı çözelim” diyor.

Dört buçuk yıldır bu bağı çözmek için kullanılacak iktidar gücü kimin elinde?

Başbakan, sanki iktidarda değil de muhalefetteki bir siyasi partinin lideri gibi konuşuyor.

Sanki bunca zamandır bu konuyu hiç düşünmemiş, Türkiye’de bu sorun hiç yaşanmamış gibi, yeni keşfettiği gerçekleri açıklar edasında.

Ve zaten Türkiye’nin sorunları da terör dahil, en temelinde bu durumdan kaynaklanıyor: Yetersiz ve önemli sorunlara karşı açık seçik politikalara sahip olamayan bir hükümet!

Al Gore’u dinlemesi gerekenler

ÖNCEKİ akşam İstanbul’da Garanti Bankası ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından düzenlenen bir toplantıda eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’un “Küresel İklim Değişiklikleri” konulu konferansını izledim.

Al Gore’u, Clinton’un yardımcısı olarak tanımıştık. Konferansını izlerken ABD Başkanlığı’nı kıl payı Bush’a kaptırmış olmasının, dünya için ne büyük talihsizlik olduğunu düşündüm.

Konferans, Al Gore’un “Oscar’lı” filmi “Rahatsız Edici Gerçekler” filminin bir özeti niteliğindeydi.

Filmi seyretmiş olmama rağmen konferans boyunca ilgimin hep canlı kalmasının bir tek nedeni vardı: Al Gore, gerçekten iyi bir hatip!

“Keşke Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bu konferansı izleseydi” diye düşündüm. Biteviye ve yüksek bir ses tonuyla bağıra çağıra konuşmanın “nutuk atmak” olmadığını böylece o da görmüş olurdu.

Ve ismi lazım olmayan ama sizlerin kim olduklarını tahminde zorlanmayacağınız birileri için de bu konferansı dinlemek iyi olabilirdi.

Seçim kaybetmiş bir siyasetçinin, hayatta yapabileceği ve insanlara faydalı olabileceği başka işler de olduğunu böylece görürler, yeniden bir delik bulup da siyasete gireyim diye uğraşmazlardı diye düşündüm.

Erdoğan’a ’Sultan Makamı’!

GENÇ kuşağın popüler düşünürü Alain De Botton, “Her tasarım belli bir ruh durumunu ve ahlak anlayışını yansıtır” diyor.

Sade hatlarıyla dikkati çeken bir İskandinav kahve takımı ile işlemeli bir Sevr porselen takımını karşılaştırarak, birincinin bizde “demokrasi, zarafet ve mantık” gibi duygular uyandırdığını, ikincisinin ise “resmiyet ve aristokrat sınıf bilinci” duygusu yarattığını anlatıyor.

AKP’nin yeni binasında Genel Başkan için hazırlanan çalışma odasının fotoğraflarına bakarken hatırladım bunları.

Oda mor koltuklar, bol miktarda renkli minderler, oymalı sehpalar, altın kaplama izlenimi yaratan ve eski büyük şamdanlara benzeyen ayaklar üzerine oturtulmuş abajur başları, ağır ve oturaklı kristal avizeler ile doldurulmuş.

Fotoğraflardan çıkartabildiğim kadarıyla yerde de bol desenli dev ipek halılar var.

Vatan muhabirinin yazdığına göre bu odayı görenler hemen “Sultan Makamı” yakıştırması yapıyorlarmış.

Botton “Tasarım ürünlerinin ve mimari yapıtların bize anlattığı şey, kendi temsil ettikleri kavramlarla bağdaşacak yaşam biçimidir” diye yazıyor.

Evlerimizi, çalıştığımız alanları dekore etme şeklimizin bizi şöyle veya böyle bir insan olmaya davet ettiğini anlatıyor.

Mobilyalarımız, bir anlamda iç dünyamızı yansıtıyor. Görsel olarak, duygusal algılarımızın ortaya konmasına aracılık ediyor.

Yeni odasının döşenme biçimine bakınca, Başbakan Erdoğan’ın “iç dünyasını yansıtma biçiminden” ürktüğümü söylemeliyim.

Böyle bir oda herhangi birisinin olsa “Ne yapalım, o da böyle bir zevk işte” der geçerdim ama söz konusu kişi Türkiye’yi dört buçuk yıldır yönetiyor ve bir beş yıl yönetmeye daha talip!