Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bir palavracı var ama kim karar veremedim!

TARAF yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’nın İHH Başkanı Bülent Yıldırım ile yaptığı özel görüşmeyi aktardığı yazısının başlığı şöyleydi:

“Mossad Ajanı bana kendileri için çalışan Türk gazetecileri açıkladı.”

Yazıda “tırnak içinde yazılmış” yani İHH Başkanı’nın ağzından öyle çıktığını varsaymamız gereken bir bölüm var. Şöyle:
“Mossad beni sorgularken ben onlara ‘Bu işten siz zararlı çıkıyorsunuz, krizi iyi yönetemiyorsunuz. Türkiye ve dünya kamuoyuna bunu anlatamazsınız’ demiştim. Bunun üzerine beni sorgulayan baş adam da ‘Her şey daha yeni başlıyor, önümüzdeki haftadan itibaren neler olacağını, havanın nasıl değişeceğini göreceksin’ diyerek, belli yayın organlarının ve belli gazetecilerin isimlerini verdi. Maalesef bu Mossad ajanının söyledikleri tek tek çıkıyor, dediklerinin bu kadar birebir çıkacağına ben de ihtimal vermemiştim. Allah şahidimdir bu isimlerin hepsi bende saklı. Bunları şu an söylemek istemiyorum ama gerekirse bu Mossad ajanının söylediği isimleri tek tek ifade edeceğim. Hiç kimse Mossad’la ortak çalışıp, sonra da millete ‘Gazze için yüreğim yanıyor’ diye yalan söylemesin. Bu yalanları ortaya çıkar sonra.”
Ben de bu yazı üzerine İHH Başkanı’nın palavra attığını, bildiği isimler neyse açıklaması gerektiğini yazdım.
İHH Başkanı, Kütahyalı ile ertesi gün yine konuşmuş. Şöyle diyor:
“Bu meselenin iki tarafı var. Birincisi, İsrailli bir muhalif ismin bize aktardığı. O muhalif isim bu süreçte bir devlet yetkilisiyle görüşmesi esnasında kendisine söyleneni bize söyledi. O yetkili ‘beslediğimiz kalemler’ ifadesini aynen kullanmış, bu sadece Türkiye’ye özgü de değil. İsrail devletinin her yerde böyle adamları var anlamında söylenmiş bir şey. O devlet yetkilisi ‘Öyle bir duruma düştük ki, Türkiye’de sadece beslediğimiz kalemler bizden yana çıkıyor’ diye kendini ifade etmiş. Öbürü bana bizzat söylenen bir şey. Size de salı günü aktardığım gibi, Mossad’ın beni sorguladığı sırada o yetkilinin ‘Yakında hava değişecek, belli medya kurumları nasıl davranacak göreceksiniz’ diyerek saydığı medya kurumu isimleri var. Orada somut gazeteci ismi verilmedi. Ama kurum isimleri söylendi. Ben bizzat duydum. Beni herkes tanır, Bülent Yıldırım asla yalan söylemez. Allah şahidimdir o Mossad sorgusu sırasında bana bu kurumlar söylendi.
Beni sorgulayan yetkilinin söylediği kurumları açıklamayı doğru bulmuyorum. Düşündüm, vicdan muhasebesi yaptım ve buna karar verdim. O Mossad’çı, içimizdeki bütünlüğü bozmak için, aramıza nifak sokmak için o kurumları bana söylemiş olabilir. Sonra bu söylediği yalan ve çarpıtma da olabilir. Bu önemli bir ihtimal. İsrail’in en çok istediği şey, birbirimize düşmemiz. O da bunu amaçlayarak söyledi muhtemelen.”
İHH Başkanı aynı gün Ahmet Hakan ile konuşmuş.
Ahmet Hakan “Ancak bu sözler Türk medyası için değil, Avrupa ve Amerika medyası için geçerliymiş. Türk medyası kastedilmemiş” diye yazıyor.
Demek ki tırnak içinde İHH Başkanı’na ithafen yazılan “Mossad ajanı bana kendileri için çalışan Türk gazetecileri açıkladı” sözleri hayal mahsulü!
İHH Başkanı’nın Rasim Ozan Kütahyalı ve Ahmet Hakan’a yaptığı açıklamalardaki çelişkileri ve farkları da aktardığım yazılardan kolayca görebiliyoruz.
Ortada bir “palavracının” olduğu kesin ama onun kim olduğuna karar veremedim.
Kütahyalı, İHH Başkanı’nın o sözlerini neden tırnak içinde yazdı? Başkan böyle bir şey söylemedim diyor.
İHH Başkanı, Kütahyalı’ya ikinci açıklamasında “kurum isimlerinden” söz ediyor, Ahmet Hakan’a “onlar yabancı gazeteler” diyor. Hangi açıklaması doğru?
Dedim ya, bir palavracı var. Ama kim, karar veremedim!

Raportör sanıyordum ‘başkadı’ çıktı!

ANAYASA Mahkemesi raportörü Osman Can, “Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliği konusunda esasa girerse Meclis buna direnmeli ve yine de referandum yapılmalı” dedi.
Demek ki artık “yeni bir hukuk anlayışı” geçerlilik kazanıyor.
Bir mahkeme kararını beğenmediğinizde, siz de ona direnip, bildiğinizi okuyabilirsiniz!
Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişiklikleri ile ilgili başvuruyu gündemine aldığından beri, kararın nasıl olması gerektiği ile ilgili görüşler okuyoruz.
Önce AKP yetkilileri kararın nasıl olması gerektiğini söylediler, şimdi de raportör karar istendiği gibi olmazsa direnişe geçmekten söz ediyor.
Bütün bunların bir tek amacı var: Anayasa Mahkemesi’nin vereceği kararı etkilemek.
Yeri geldiğinde “Bu mesele yargıya gitti, artık üzerine konuşmak doğru olmaz” diyenler, yargıya gitmiş bir mesele hakkında gayet rahat fikir beyan edebiliyorlar.
Ama herhalde bugüne kadar kimse çıkıp “Mahkemenin kararını takmayın, bildiğinizi yapın” deme cüretini de gösterememişti.
Belli ki Osman Can fazla havaya girmiş. Biz onu raportör sanıyorduk, meğerse o mahkeme heyetinin de üzerinde bir konuma sahipmiş.
Hangi karara saygı gösterileceğini, hangi kararın takılmayacağını söyleyebildiğine göre böyle olmalı.