Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bir teşekkürü hak ediyordu

MERKEZ Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti’nin görev süresi doldu.

Serdengeçti, Cumhuriyet tarihinin en kritik dönemlerinden birinde bu göreve gelmişti. Türkiye’yi derin bir ekonomik krizden kurtaran üç isimden biriydi: Bakan Kemal Derviş, Hazine Müsteşarı Faik Öztrak ve Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti.

Bu üçlü, her biri ayrı telden çalan bir koalisyon hükümetinin varlığına rağmen rayından çıkmış bir ekonomiyi yoluna soktu. Enflasyon tek haneli rakamlara düştüyse, Türkiye istikrarlı bir büyümeyi yakaladıysa bu üçlünün siyasi baskılara da göğüs gererek yürüttükleri ekonomik program ile mümkün oldu.

Öztrak, hükümetin değişmesinden sonra görevinden ayrılmıştı, şimdi de Serdengeçti gidiyor.

Ve herhalde en azından kuru bir teşekkürü de hak ediyordu; ama öyle görünüyor ki bu bile yapılmayacak.

Şu anda yerine kimsenin asaleten atanması da beklenmiyor; çünkü Başbakan işi ehliyetle yapacak birinden daha çok “kendisi gibi düşünen, yaşayan birisini” arıyor.

Eşi türbanlı olacak, abdestinde namazında olacak vs…

Ekonominin en önemli kurumlarından birinin başına atanmak için aranan vasıflar bunlar.

Başbakan, haklarında türlü iddialar olan, görevlerini layıkıyla yerine getirdikleri kuşkulu olan bakanlarını, “Bazı arkadaşlar tökezleyebilir, onlara hep birlikte destek olalım” diye korurken, işini bilen, dürüst bir bürokrat “bizden değil” diye gönderiliyor.

Bu da Türk siyasetinin bir gerçeği işte!

İran’a cesaret vermek doğru değil

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, İran’ın nükleer silah programı kadar İsrail’in de nükleer silah programının tehlikeli olduğunu söyledi.

Dün bu yazının yazıldığı saate kadar sözlerinin “amacını aştığını” da açıklamamıştı.

Nükleer silah programlarının, hele içinde bulunduğumuz coğrafyada çok tehlikeli olduğuna kuşku yok. Bu açıdan Gül’ün söylediği sözlerde bir doğruluk payı var.

Ancak, İran’ın nükleer silah programı ile İsrail’in reddettiği ama varlığından kuşku duyulan programını karıştırmamak da gerek.

Bir tarafta bölgedeki ülkelerden birini ortadan kaldırmayı hedeflediğini söyleyen birileri var çünkü.

Ve daha da kötüsü o ülkede, o silahın günün birinde kimin eline geçebileceğini de bugünden kestirebilmek olanaksız.

İsrail ise içinde fanatikleri barındıran bir ülke olsa bile sonuç itibarıyla bir demokrasi. Ve bir demokraside, elindeki nükleer silahlarla oyun oynamaya hevesli maceracıları durdurabilecek birçok mekanizma var.

Türkiye’nin çıkarı, bölgede hiç kimsenin nükleer silaha sahip olmamasıdır. Hükümetin görevi ise Birleşmiş Milletler kararlarına herkesin uymasını sağlamak için kararlı bir politika izlemek olmalıdır.

Maceracılara dolaylı da olsa cesaret vermek değil.

Bir özür açıklaması

MERSİN Cumhuriyet Başsavcılığı dün bir açıklama yaparak, Mersin’de Başbakan’a yumurta açan gençlerle ilgili davanın yeni TCK’nın 125. maddesinden açıldığını bildirdi.

Dün yayımlanan yazımda, savcılık iddianamesiyle ilgili yorum yaparken eski TCK’nın 125. maddesini dikkate almıştım.

Eski 125. madde devlete karşı işlenen cürümlerle ilgiliyken, yeni 125. madde kamu görevlilerine hakaret suçunu düzenliyor. Bu durum da yaptığım yorumu tamamen havada bırakıyor.

Hafızama aşırı güvenmekten kaynaklanan bu hata nedeniyle okuyucularımdan özür diliyorum.