Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bir Türk filminden çıkan ders

DÜN bir arkadaşım, bana e-posta ile eski bir Türk filminden kısa bir sahne gönderdi.

Sanıyorum, video furyası başladığında video için çekilen ucuz filmlerden birinden alınmış olmalı.

Sahne bir yatakta, bir genç erkek ile bir genç kadının sevişmesiyle başlıyor.

Bir süre sonra kapının açıldığını ve içeriye üzerinde geceliğiyle bir başka genç kadının girdiğini görüyoruz. Belli ki yataktaki adam, beyazlı kadının kocası, yataktaki kız da evin hizmetçisi.

Olay şöyle gelişiyor:

Beyazlı Kadın: Hiii, Toygar! Toygar diyorum sana! (Erkek, bu çığlığı duyunca seviştiği kadını bırakıp yataktan doğruluyor.)

Beyazlı Kadın: Bana bunu da mı yapacaktın?

Erkek: Çok sarhoştum, sen zannettim!

Beyazlı kadın, yataktaki kadına dönüyor: “Ya sen, senin arzulu bir halin vardı, ikinize de ayıp, çok ayıp!”

Erkek: İnan Nalan, eğer fark etmiş olsaydım? (Beyazlı Kadın bu sözler üzerine erkeğin elini tutup dudaklarına götürüyor.)

Beyazlı Kadın: İnanıyorum Toygar, inanıyorum sana. Zaten aksini düşünemem. Yüzü ve ruhu bu kadar çirkin bir kadını hiçbir erkeğin yatağına kabul edebileceğini zannetmiyorum.

Erkek: “Affedersin Nalan, üzdüm seni.” (Ve beyazlı kadın ile erkek öpüşmeye başlıyorlar, yataktaki kadın bir yandan çıplak vücudunu örtmeye çalışırken, ağlar bir ifadeyle onlara bakakalıyor!)

Senaryo yazarının kim olduğunu merak ettim. Böyle kadınlar ve erkekler var mı, onu da merak ettim. Ama konumuz bu değil.

Bu sahnenin basit bir film sahnesi olmadığını biliyorum.

Türk siyasetinde, seçmen-politikacı ilişkisini çağrıştırdı bana.

Ne kadar aldatılırsa aldatılsın, seçim döneminde politikacının güzel bir sözüne, tatlı bir bakışına aldanıp oyunu yine aynı politikacıya veren Türk seçmenlerini hatırladım.

Yatakta öylece kalan ve türlü hakaretlere uğrayan kadın kimi temsil ediyor diye soracak olursanız yanıtım belli: Cennet vatanımızı!

Sebebini açıklayamayacağım. Yetişkinler tahmin etmiştir zaten, çocukların da bunu şimdiden öğrenmelerine gerek yok!

’Kendisine faydası olan’ daha makbul

VATAN’ın “Türkiye nereye gidiyor” dizisi için soruları yanıtlayan Prof. Dr. Ünsal Oskay, milliyetçi Çinli lider Çan Kay Şek’ten bir anekdot aktarıyor.

Vaktiyle Çan Kay Şek’i uyarmışlar: “Hükümet tepetakla gidecek, çünkü hep kendi adamlarına iş veriyorsun. Hısım akrabayı kayırıyorsun.”

Çan Kay Şek şöyle yanıtlamış: “Ne diyorsunuz, ben kendi akrabalarıma birtakım çıkarlar sağlamazsam halkın gözünde itibarım kalmaz. Adam olsaydı kendi akrabalarına iş bulurdu derler.”

Gerçekten böyle bir şey yaşandı mı, yoksa daha sonraki yıllar içinde böyle bir öykü mü türetildi, bilemiyorum.

Bildiğim şu ki birçok toplum için gerçeğin ta kendisine işaret ediyor.

Bizim ülkemizde de böyle bir durumun yaşandığını biliyorum.

Yanlış hatırlamıyorsam gazeteci İsmet Solak anlatmıştı.

Kendisi Trakya Yağlı Tohumlar’da başkan iken bir köy kahvesinde Bülent Ecevit’in ne kadar dürüst olduğunu anlatırken şöyle bir örnek vermiş: “Bir evinden başka bir şeyi yok!”

Bunun üzerine kahvedeki yaşlılardan biri şöyle seslenmiş: “Desene bunun kendisine bile bir faydası olmamış, bize nasıl olacak?”

Bugün de böyle bir anlayış geçerliyse, gemiciklerden, kuyumculardan, mısır işinden, yumurtalardan söz etmek seçmen üzerinde tam tersine bir etki yaratıyor olmalı.

Ünsal Hoca’nın demecini okuyunca memleketimizin siyaset erbabına hatırlatayım dedim.

Bir kişisel açıklama

DÜN bu köşede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in verdiği bir demeçten yola çıkarak bir yorum yapmıştım.

Söz konusu demeç, Çelik tarafından Hürriyet muhabiri Nuray Babacan’a verilmişti ve ben de Hürriyet’in yazı işleri toplantısında bu haberi sizlerden önce okuma olanağı bulmuştum.

Benim aceleciliğim yüzünden Babacan’ın emeği boşa gitti. Kendisinden özür dilerim.

Otobüsler neden depoda bekledi?

İSTANBUL’da Avcılar ile Söğütlüçeşme arasını yaklaşık 1 saate indiren özel otobüs yolunun son etabı da tamamlandı ve hizmete girdi.

Emeği geçenlere teşekkürler, hayırlı olsun.

Bu vesileyle tanesi 1 milyon 200 bin Euro’ya ithal edilen “gerçek metrobüsleri” de görme olanağı bulduk.

Bildiğimiz bu otobüsler aylar önce alındılar, Türkiye’ye getirildiler ve depolarda beklediler.

Kadir Topbaş, bu beklemenin nedenini açıklasa ve hep birlikte öğrensek iyi olur bence.

Ve metrobüs duraklarının yayaların can güvenliğini daha çok gözetecek şekilde yenilenmesi gerektiğini düşündüğümü de belirteyim. Şimdi sıra İstanbul trafiğini içinden çıkılmaz hale getiren iki aktörden biri olan servis otobüs ve minibüslerine çözüm bulmaya gelmeli.