Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Biraz da gülelim!

İKİ gündür kiminle karşılaşsam ortak soru AKP hükümetinin özgür medyayı cezalandırmak için kestiği hukuk dışı vergi cezası oluyor.

Herkes bu cezanın nasıl bir hukuksuzluk olduğunun ve gerçek niyetinin farkında!

Bu arada çok sayıda “vergi fıkrası” da öğrendim. Bir tanesi çok hoşuma gitti, sizlerle de paylaşmak istedim.

Amerika’da bir vergi memuru denetleme için bir sinagoga gitmiş. İki hafta hesapları en ince detayına kadar incelemiş, hahamı sorularıyla bunaltmış.

Sorgunun sonunda aralarında şu konuşma geçmiş:

Vergici: Bu mumlar yanıp bittikten sonra, eriyen kısımlarını ne yapıyorsunuz?

Haham: Onları toplayıp bir mum üreticisine veriyoruz. O da senede bir kere, bir kereye mahsus olmak üzere onları eritip, yeniden mum yapıp bize veriyor.

Vergici: Görüyorum ki dağıttığınız ekmeklerin kırıntılarını da topluyorsunuz.

Haham: Evet, onları toplayıp bir fırına veriyoruz. Onlar da yılda bir kere, bir kereye mahsus olmak üzere o kırıntılardan yeni ekmek yapıp bize veriyorlar.

Vergici: Peki çocukların sünnetinden artakalan parçalar ne oluyor?

Haham: Onları da toplayıp vergi dairesine veriyoruz. Onlar da yılda bir kere, bir kereye mahsus olmak üzere senin gibi birisini bize gönderiyorlar!

 

Not: Bu fıkra tamamen hayal mahsulüdür. Olaydaki kişi ve yerler gerçek değildir. Bir benzerlik varsa bu tamamen tesadüftür!

 

Sultan’ın intikamı!

 

DOĞAN Yayın Holding’e kesilen vergi cezasına yönelik olarak özellikle Avrupa’nın önde gelen gazeteleri benzer yorumları yaptılar: Hükümet, eleştiriye tahammülsüz, basını bu yolla cezalandırıp, susturmak istiyor!

Bir Alman gazetesinin bu habere koyduğu başlık şu: Sultan’ın intikamı!

Başbakan, Doğan Grubu’nu cezalandırmak isterken aslında en büyük kötülüğü Türkiye’ye yaptığının farkında bile değil.

Belli ki hırsı, aklının önüne geçmiş. Dışarıdan bakıldığında görülen manzara şu: Bir şirket, kanunlarda açıkça yazılı kurallara uyarak bir işlem yapmış ama Başbakan o şirkete kızdığı için emir verip, onları batırmak üzere bir vergi cezası yaratmış!

Bir yabancı şirketin yöneticisi olsanız, böyle bir ülkeye yatırım yapmak ister misiniz?

Üstelik aynı işlemi yapan yüzlerce şirket var. Aralarında büyük yerli şirketler de var, yabancılar da, nispeten küçük olanlar da!

Paranızı hukukun işe yaramadığı ve kanunların herkese eşit olarak uygulanmadığı bir ülkede tutmak işinize gelir mi?

Ve öyle bir tablo yaratmışsınız ki sadece size yakın olanlar bu ülkede iş yapabiliyorlar.

Orta Asya’daki Türki cumhuriyetlerin bir benzeri yani! Zaten aklının bir köşesindeki de o ülkelere benzer bir “tek adam yönetimi” kurmak gibi görünüyor. Bir işaretiyle ülkede servetin el değiştirmesini sağlayabileceğini, şirketleri batırıp, abat edebileceğini hayal ediyor.

“Hukuk reformunu” yapıp, yargıyı da kendisine bağlamayı başarabilirse, hedefine ulaşması için çok az bir yolu kalacak.

 

İstifa etmeyi de bilmiyorlar İstanbul’u yönetmeyi de!

 

İSTANBUL’daki sel felaketinin bir benzeri medeni bir ülkede yaşanmış olsaydı, kentin yönetiminden sorumlu olan vali ve belediye başkanı bugün istifa etmiş olurlardı. Ama onlar bu olanlarda hiç sorumlulukları yokmuş gibi koltuklarında oturup, demeç vermeye devam ediyorlar.

Verdikleri demeç de bir komedi filmindeki parodilere benziyor.

Vali, selin hemen ardından sabah saatlerinde “Çatılardan, ağaçlardan insanları topladık, kimse kalmadı” dedi, askeri helikopterler akşama kadar adam topladılar.

Selin hemen ardından sel bölgesine ulaşan yolları kapatmayı akıl edemedikleri için kurtarma araçlarının çoğu trafikte sıkışıp kaldı.

14 senedir bu kentte belediye kendi yönetimleri altında ve daha hâlâ “Dere yatağına ev yapıldı böyle oldu” diyebiliyorlar.

Afet Koordinasyon Merkezi’nin nasıl çalıştığı daha doğrusu nasıl çalışamadığı gazetelere yansıdı.

İnsan taşınmaması gereken bir kapalı minibüste işçiler ölüyor, bunu denetlemesi gereken kamu görevlilerinin başındaki insan “Bu araçlarla insan taşınmaması gerekir” diyor.

“Böyle felaket yüz yılda bir olur, bu küresel ısınma” diyor, her zaman taşkınlara neden olan Alibeyköy Deresi’nin bu kez neden taşmadığını aklına bile getirmiyor. Belediye Başkanı “İnsanlar bir sprey kullanırken gazın ozon tabakasını deldiğini de bilmeli” diye çevreci öğütler veriyor, kentin çöplüklerinden ozon tabakasına en büyük zararı veren metan gazının tüttüğünü unutuyor.

Bu felakette bu kadar can kaybı olduysa, bundan en başta kenti yönetenlerin sorumlu tutulması gerektiği çok açık!

Ama onlar kenti yönetmeyi de bilmiyorlar, istifa edip gitmeyi de bilmiyorlar!