Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Biraz samimiyet lütfen

RİZE’nin AKP’li Belediye Başkanı’nın “Hasımlık yerine hısımlık” formülü diye özetlenebilecek açıklamaları tepki gördü.

“Cinsiyetçiliğin” bu kadar kabasına bizim ülkemizde bile o kadar çok rastlanmıyor. Gerçi siyasi meşreplerden bağımsız olarak bu tür görüşlere yatkın insan sayısı küçümsenmeyecek kadar çok ama bunu söyleyen bir siyasetçi olunca iş değişiyor. Ben, Belediye Başkanı’nın açıklamalarını hiç yadırgamadım.
Bu meselede asıl yadırgadığım şey AKP’de bu konuyla ilgili bir “soruşturmanın” başlatılmış olması.
Çünkü bu partiye hâkim olan cinsiyetçi ideolojinin basit bir yansıması bu konuşma.
TBMM’de kadın-erkek eşitliği ile ilgili bütün meselelerde ayak sürüyenin AKP olduğu gerçeğini unutmayalım lütfen.
Bakın aynı partinin Diyarbakır milletvekili bu görüşü nasıl eleştiriyor: “Neden onlar bizden kadın alıyor da bizimkiler onlardan kadın almıyor?”
Bu bile ortaya koyuyor ki bu ülkenin kuzeyinde, güneyinde, doğusunda, batısında bu partinin bazı mensuplarının (elbette hepsinin olduğunu iddia edecek değilim) meseleye bakışı böyle.
Onun için yadırgıyorum Rize Belediye Başkanı hakkında inceleme başlatılmış olmasını.
Çünkü bu partiye hâkim olan ideoloji kadınları, toplumsal cinsiyetler bakımından ikinci sınıf olarak niteliyor, kadınların toplumsal yaşama katılabilmesinin şartlarını beş yüz yıl öncesinin örtünme-kaçınma kurallarına bağlı olarak mümkün görebiliyor.
Bu nedenle AKP yöneticilerini “samimiyete” davet ediyorum.
Kendilerinin de rahatça söyleyebilecekleri bir sözü söyledi diye Rizeli arkadaşlarını fazla üzmesinler!

Kılıçdaroğlu’nun ‘türban açılımı’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Radikal’e verdiği demeçte “Örtülü kızlar da üniversiteye gidebilecek mi” sorusuna “Herkes okuyacak” gibi net bir yanıt verdi. Kendisini kutluyorum. Bu meselenin bu hale gelmesine neden olan politikaların bırakılacağına ilişkin bir umut bu!
Yıllardır hep şunu yazdım: Kamu hizmetlerinden yararlanmak her vatandaşın hakkıdır ve bu hakkın kısıtlanması normal bir demokraside makul görülemez.
Türbana elbette karşıyım. Türbanın, kadın-erkek eşitsizliğinin altını kabaca çizen bir durum olduğuna inanıyorum. Ama bu fikir ile mücadele etmek başka şeydir, insanların özgür iradeleriyle istedikleri gibi giyinmelerine müdahale etmek başka şey.
Bu sorun çözülürse büyük bir eşitsizlik sona erecek.
Aynı fikirleri savunan, aynı zihin yapısındaki erkeklerin rahatça kullanabildikleri bir hakkı, sadece başını örtüyor diye kız çocuklarından esirgemek normal bir durum değildir.

Tebrik ederim ama gaza da gelmeyin

YILIN ilk çeyreğinde Türkiye’nin yüzde 11.7 oranında büyümesi yandaş medyada zafer çığlıkları ile karşılandı.
Sabah şöyle bir manşet atmış: “Türkiye = 23 Avrupa!”
İnsanın gözü yaşarıyor haliyle!
Kişi başına düşen milli gelir açısından baktığımızda “Danimarka = 3 Türkiye” de diyebiliriz ama başlığı böyle atmak belli ki “patronlarını” mutlu ediyor.
Bu büyüme rakamını elbette küçümsüyor değilim. Yönettiğim dergi grubunun rakamları da böyle hızlı bir büyümeye işaret ediyor ve doğrusunu isterseniz Türkiye’de yaşayan ve hayatının sonuna kadar burada yaşayacak bir insan olarak bundan mutlu olduğumu söylemeliyim.
Ancak mesele bu kadar basit değil.
Türkiye’nin, geçtiğimiz yıl Avrupa’nın en çok küçülen ülkesi olduğu gerçeğini unutmayalım.
Son iki yılın aynı dönemlerine bakarsak büyüme sadece yüzde 1.2 ve bu da çok övünülecek bir şey değil.
Meselemiz bu büyümenin günlük yaşamlarımıza ne kadar etki ettiği olmalı.
İşsizlikte hâlâ yerlerde sürünüyoruz, gençlerimizin gelecek umutları giderek kararıyor.
Hükümeti zafer çığlıkları atmak yerine bu rakamları daha soğukkanlı değerlendirmeye çağırıyorum.
Kuşkusuz ki bir büyüme var ama mesele bu büyümeden ezilen kitlelerin ne kadar yarar sağlayabildikleri olmalı.
İthalatımız hâlâ ihracatımızın üzerinde artıyor ve bunun tek bir anlamı var ki kazanmadığımız parayı harcıyoruz.
“Gamlı baykuş” gibi konuşmayı sevmem.
Hükümeti yandaş medyanın gazına gelmeyip, meseleye daha derinlemesine bakmaya davet etmek isterim.