Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu işin çözümü siyasetten geçiyor

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, MHP’yi “terör yatakçısı”, medyayı ise “terör yandaşı” olmakla suçladı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de AKP ’yi “küresel siyasi taşeron” olarak suçladı.

Neresinden bakarsanız bakın akıl ölçülerine sığmayan, sadece “bizim başkan da amma sert konuştu” denilmesine yarayacak ama sorunumuzu asla çözmeyecek yaklaşımlar bunlar.

Terör örgütünün saldırıları nedeniyle iyice gerilmiş sinirleri daha da germeye ve giderek birbirimizle konuşamayacak hale gelmemize yol açar, başka da bir işe yaramaz.
 
Oysa şu anda ihtiyaç duyduğumuz tek şey de budur: Birbirimizle bu sorunu konuşmak! 

Sorunu nasıl çözebileceğimiz üzerine fikirler üretmek, hepimizi buluşturabilecek ortak bir fikri zemin yaratabilmek gerekiyor.

Şunu hepimiz bilmeliyiz ki bu meselenin çözümü, askeri değil, siyasi kararlarla olabilir. 

Bugüne kadar denenen askeri yöntemlerin ne işe yaradığını gördük. Geçici başarılar dışında bir şey elde edebilmek mümkün olmadı, bu “başarı” diye tanımladığımız şey de bu ülkenin çocuklarının genç yaşlarda ölümü ile sağlandı.
 
Bu kadar çok ölümün üzerine inşa edilmiş tutum, başarılı sayılabilir mi?  

Ölenlerin hepsi bu ülkenin çocukları ve her ölüm, kimliği ne olursa olsun bizleri bir arada yaşama ihtimalinden daha da uzaklaştırıyor. 

Bugün terör nedeniyle hükümeti suçluyorsam nedeni bu siyasi iradeyi ortaya koyamıyor olmasıdır.   

Bundan önceki hükümetleri de aynı nedenle eleştiriyordum.

Hükümet bir “açılım” sözü ortaya atıp, bir umut yaydı ama o günden beri sadece konuşmalar dinliyoruz.

Terörü azgınlaştıran “açılım” yapılması değil, ortaya atılmış bir sözün içinin boş bırakılmasıdır.

Ve unutmayalım: Demokratik bir ülkede olup, biten her şeyden sorumlu olması gereken de hükümetten başka bir merci değildir!

Kürt siyasetçisinin sorumluluğu meselesi

BDP Grup Başkan Vekili Bengi Yıldız hakkında “halkı askerlikten soğuttuğu” gerekçesiyle soruşturma açıldı.

Yıldız, “100 yıl da cezaevinde yatsam umurumda olmaz, ben bu kirli savaşın ortağı olmam” diyor.

Bu meselenin çözümünde, gencecik insanların ölümlerinin önlenmesinde her halde Kürtler adına siyaset yaptığını söyleyenlerin de bir sorumluluğu olmalı.

Diyelim ki Yıldız Türkiye’de askere yönelik eleştirilerinde haklı olsun.

Ama bir kere de durup karşı tarafa bakmasında yarar yok mu?

Bu “kirli savaşı” sürdürmek için uyuşturucu kaçakçılığından, haraç toplamaya kadar “kirli” yöntemler kullanan bir örgüt orada duruyor.

Şu ya da bu gerekçelerle dağa topladığı gencecik çocukları, bile bile ölüme gönderen örgütün eli temiz mi?

Hadi yine diyelim ki Türkiye’de siyasetçiler sorumsuz, şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapıyorlar.

Kürt siyasetçiler ne yapıyor? İçlerinden biri çıkıp da örgütün başındakilere “o karakolu basmaya gönderdiğin çocuklardan şu kadarı öldü, bunun hesabını ver bakalım” diyor mu?

Ahmet Türk, “Kürt siyasetçi inisiyatif almalı” derken, bunu mu kast ediyor?

Örgüte silahlı mücadelenin bugüne kadar bir yere varamadığını, binlerce gencin yaşamına mal olduğunu söylemek, o bölge halkının çıkarlarını korumak için siyaset yapanların görevi değil midir?

Belli ki cilalı sözlerle siyaset yapmak, tribünlere oynamak bu toprakların genel bir hastalığı.

Artık bunun da tedavi edilmesi gerekmiyor mu?

Yandaş medyada ‘Hocaefendi’ sansürü!

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner , geçen gün yaptığı bir konuşmada “Pensilvanyalardan terör yorumu bekleyenler”den de söz etti.

Siyasi literatürümüzde “Pensilvanya” demek artık “Fethullah Gülen” anlamına geliyor, bunu biliyorsunuz.

Dikkatimi çeken şey, Boyner’in konuşmasın bu bölümünün “yandaş medyada” uğradığı sansür oldu.

Fethullah Hocacıların resmi yayın organı Zaman, Boyner’in konuşmasına yer vermedi.

Star gazetesi de devam sayfalarındaki haberden bu bölümü çıkarmıştı.

Taraf, ekonomi sayfasında Boyner’in konuşmasına yer vermiş ama Pensilvanya bölümünü çıkarmıştı.

Sabah, haberi devam sayfasında iki sütun olarak vermiş ama o da Pensilvanya bölümünü sansürlemişti. Yeni Şafak da aynı şekilde vermeyi tercih etmişti. (Bu iki gazete giderek birbirine benzemeye başladı.)

Yandaş medyada konuşmanın bu bölümünü sansürlemeyen bir tek Vakit Gazetesi vardı, kim bilir belki de Mavi Marmara açıklamasından beri Hoca’ya kızıyorlardır.

Belli ki Fethullah Gülen, yandaş medyada özel bir dikkatle izleniyor.

Daha önce onu “korumak” için kendi sözlerini bile sansürlemişlerdi, şimdi başkalarının sözlerine de sansür uygulanıyor, haberler kırpılıyor.