Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu yargıçlara nasıl güveneceğiz?

DANIŞTAY Başkanlığı’na Hüseyin Karakullukçu’nun seçildiğinin belli olmasından sonra Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Kurban olduğum Allah verdikçe veriyor” dedi.

Hatırlayacaksınız Yargıtay Başkanlığı’na Nazım Kaynak’ın seçilmesinin ardından da “Benim güzel arkadaşım çok mutlu oldum” demişti.
Karakullukçu’nun ilk turda seçilmesinin nedeni HSYK tarafından Danıştay’a yeni atanan 61 üyenin blok oy kullanmış olması.
Karakullukçu AKP’ye yakınlığı ile biliniyor ve bir ara ismi Başbakanlık Müsteşarlığı için de geçmişti.
Zaten Arınç’ın bu seçimi “Allah verdikçe veriyor” diye sevinçle karşılamış olması da Karakullukçu’nun dünya görüşü hakkında bir fikir veriyor. Şimdi hem iktidara yakın hem de kendisine tahsis edilen lojmana oğlunu yerleştirdiği gerekçesiyle “ihtar” almış bir Danıştay Başkanımız var.
Hükümetin HSYK’nın yapısını değiştiren Anayasa değişikliğinde ısrar etmesinin sebebi de zaten buydu ve hedefe ulaşılmış bulunuyor.
Şimdi ilginç bir durum ortaya çıkıyor: Yargıtay’da ve Danıştay’da yeni seçilmiş üyelerden oluşan ve blok halinde hareket eden bir grup yargıcımız var.
Kanunları uygularken sadece kendi vicdanlarına karşı sorumlu olmalarını beklediğimiz bir grup yargıç! Ama blok olarak hareket etmelerinden anlaşılıyor ki bir tür “disiplin içinde” hareket edebiliyorlar.
İşaret edilen bir adayı kim olduğuna bakmaksızın, sırf işaret edildi diye seçebiliyorlar.
Böyle bir işaretle ortak hareket edebilen bir yargıç grubunun gerçekten tarafsız ve bağımsız olduklarına nasıl inanacağız?

Darbecilerin sorgulanması meselesi

KENAN Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın 12 Eylül 1980 darbesi ile ilgili ifadelerinin alınmasından sonra, referandum sürecinde yazdığım bir yazıyı hatırlatanlar oldu.
O yazıda 12 Eylül darbecilerinin yargılanması ile ilgili Anayasa değişikliğinin “göz boyamak için” Anayasa değişikliği paketine konulduğunu belirtiyordum.
Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın ifadelerinin alınması üzerine benim yanıldığımı ve özür dilemem gerektiğini belirten mektuplar aldım. Hayır, özür dilemem gerekmiyor.
O değişikliğin Anayasa paketine, makyaj için konulduğu ve asıl amacın HSYK’nın yapısını değiştirerek iktidara bağlı bir yargı yaratmayı hedeflediği fikrim değişmedi.
Değişmediği gibi olaylar da beni doğruluyor.
Yüksek yargıda ve normal mahkemelerde yaşananlar hükümetin asıl amacının ne olduğunu açıklıkla ortaya koydu.
Pakete tıkıştırılan başka birçok iyi şey gibi 12 Eylül darbesini yapanların yargılanmaları da göz boyamayı hedefliyordu.
Anayasa değişikliği 12 Eylül 2010’da kabul edildi. Savcıların ellerindeki Anayasa değişikliği ile darbecileri yargılamak için neden 2011 yılının haziran ayının ilk yarısını beklediklerini düşünmek bile bu ifade alma komedisinin amacını açıklamaya yetiyor.
Seçimden önce bir gösteri gerekiyordu, o yapıldı.
Evren’e sorulan sorular bile bu soruşturmanın havasını ortaya koymaya yetiyor.
Öte yandan şunu da belirtmeliyim: Darbecilerin sorgulanmış olmaları her şeye rağmen olumlu bir gelişmedir ama unutmayalım ki henüz açılmış bir dava yok, yargılanan kimse yok!

KPSS soruşturması unutulmasın

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Ali Birand’ın sorularını yanıtlarken, sözü KPSS’ye getirdi.
Üniversite sınavındaki şifreleme skandalından sonra ÖSYM Başkanı’nın istifaya davet edilmesinin anlamlı olduğunu, KPSS’deki kopya olayından sonra aynı şeyin eski ÖSYM Başkanı için yapılmadığını söyledi.
Başbakan belli ki seçim çalışmaları nedeniyle yorulmuş, geçmişi hatırlamıyor.
Ben de dahil birçok köşe yazarı o vakit bu işi beceremeyen yöneticinin istifa etmesi gerektiğini yazdık, gazeteler bununla ilgili manşetler bile attılar.
Öte yandan kendisi Başbakanlık makamında bulunuyor.
KPSS skandalından sonra MİT Başkanı’na ve Emniyet Müdürü’ne kopyacıların yakalanması talimatını veren de kendisi.
Bir yandan MİT ve Emniyet, diğer yandan savcılık bu skandalı soruşturuyor ama daha hâlâ ortada suçlulardan iz yok!
Kopyacıların kim oldukları belli ama hepsinin ifadelerinin alınması bile tamamlanmış değil.
Gazetecileri bu işin üzerine gitmemekle suçluyor ama “Kopyacıları bulun, dosyayı önce bana getirin” talimatının yerine getirilmemiş olmasından hiç söz etmiyor.
KPSS skandalı neden hâlâ aydınlatılamadı? Kopyacılar isim isim bilindikleri halde neden soruşturma bitirilip, bu işin nasıl yapıldığı ortaya çıkarılamadı?
Başbakan bir konuşmasında bunu da açıklarsa hep birlikte öğreniriz.