Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Fethullah Hoca’yı bile sansürlediler!

Fethullah Gülen’in The Wall Street Journal gazetesine verdiği demecin “yandaş medyaya” yansıma biçimi, bu ideolojinin farklı fikirlere nasıl yaklaştığını ortaya koyan bir turnusol kâğıdı niteliğinde.

Fethullah Hoca’nın “Mavi Marmara” olayı ile ilgili “otoriteye baş kaldırma” yorumu belli ki pek hoşlarına gitmemiş saklamaya, sansür etmeye çabalamışlar. Hepsinin benzer bir haber değerlendirmesi yapması, bir merkezden işaret almış olmalarından mı kaynaklanıyor? Yoksa bunun nedeni, kendi fikirlerine uymayan fikirlere tahammülsüzlük mü? İşe yaramaz biliyorum ama “liberal aydın” olduklarını iddia edip, bu ideolojinin kuyusuna su taşıyan “aydınlara” bu tutumun ne kadar “demokrat” olduğunu düşünmelerini öneririm.
Bakın haber yandaş medyaya nasıl yansımış:
Zaman: Fethullah Hocacıların gazetesi, söyleşiyi hiç yayımlamadan, söyleşinin nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgili bir yorum yayımladı. Olabilir, yorumlanmasına itirazım yok, bu herkesin hakkı. Ama acaba bugüne kadar Fethullah Hoca “gık” dese manşetlerine taşıyan bir gazete haberin tam metnini neden vermedi? “Okuyucular şimdi bunu anlamazlar” diye mi?
Bugün: Haber 13. sayfanın en altında tek sütun olarak değerlendirilmişti. “Ancak arayan bulsun diye” olmalı. Başlıkta da esas mesaj verilmemişti. “Suçluyu bulmak BM’ye bırakılmalı” deniliyordu.
Yeni Şafak: Haber birinci sayfada küçültülmüş ve “Gülen’den farklı yorum: İsrail’den izin almalıydılar” başlığı ile verilmişti. Haklarını yemeyelim küçük de olsa haber birinci sayfada vardı.
Sabah: Haber, 30. sayfanın altında üç sütuna verilmişti.
Vakit: Vakit de haberi değil, Zaman’ın internet sitesindeki yorumu yayımlamıştı, 8. sayfasında 1 sütunla!
Star: Haber 15. sayfada 1 sütun olarak “o görüntüler hiç hoş değildi” başlığıyla verilmişti.
Taraf: “Gülen, İHH’yı eleştirdi” başlıklı haber ancak 11. sayfada üç sütunluk bir yer bulabilmişti.

Durmak yok, konuşmaya devam!

BAŞBAKAN, “demokratik açılımı anlatmak için” düzenlediği toplantılara hızla devam ediyor. En son olarak da spor dünyamızın önde gelen isimlerini topladı ve onlara açılımın ne olduğunu anlattı.
“Açılımın yavaşladığı iddiasının doğru olmadığını” söyledi ki bakın işte buna ben de katılıyorum. “Açılım” başlamadı ki yavaşlasın!
Açılım sözünü ilk duyuşumuzun üzerinden neredeyse bir sene geçecek. Bir sürü toplantı da yapıldı, ama hâlâ açılımın ne olduğunu, neleri içerdiğini bilemiyoruz. İçişleri Bakanı’nın “açılımın en önemli hamlesi” olarak sunduğu taş atan çocuklar ile ilgili yasa bile çıkarılamadı.
Ama bir açılım sözüdür gidiyor. Konuşuluyor, toplantılarda anlatılıyor ama ne olduğunu kimse bilemiyor!
Başbakan’a önerim şudur: Böyle küçük toplantılarla vakit kaybetmeye ne gerek var.
Bir gün televizyonların canlı yayınına çıkıp bütün ülkeye anlatsın, neler yapılacak, hangi aşamada ne tür kanunlar çıkarılacak ve bu mesele bitirilecek! Böyle konuşa konuşa bir yere varamıyoruz, peynir gemisi bile yürümüyor!

Siyon yıldızı ve gamalı haç meselesi

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın Konya’da yaptığı son konuşmada söyledikleri, Başbakan’ın giderek kontrolünü kaybetmekte olduğunu düşündürtüyor.
Başbakan, bir kez daha konuştukça coşuyor, coştukça akla hayale gelmez sözler söylüyor.
“Kudüs’ün kaderi, İstanbul’un kaderinden, Gazze’nin kaderi Ankara’nın kaderinden, Ramallah’ın, Refah’ın, Hanyunus’un, Beytüllahim’in kaderi Konya’nın kaderinden ayrı değildir” dedi.
Bu sözleri söyleyen kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı!
Ondan beklediğimiz, ettiği milletvekili yeminine sadık kalarak bu ülkenin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmasıdır.
Türkiye’nin kaderi, neden kendi kontrolü dışındaki ülkelerin kaderine bağlı olsun?
Yoksa Başbakan, bir cihat ilan etmek istiyor da biz mi anlamıyoruz?
Başbakan, Konya’daki konuşmasının bir yerinde de “İsrail hükümetinin sebep olduğu siyon yıldızının gamalı haçla yan yana gösteren dünya algısından” söz ediyor.
Milyonlarca insanın ölümüne neden olan Nazi haçı ile bir dini sembol olan siyon yıldızını yan yana telaffuz etmiş olmasının aşırı heyecandan kaynaklanan bir dil sürçmesi olduğunu düşünmek isterim.
Belli ki dini inançlar konusundaki hassasiyetini bir kenara bırakacak kadar değişik bir havanın içine girmiş.
Hatasının büyüklüğünü anlaması için biraz empati yapmasında yarar var: Birisi çıkıp da Müslüman hilali ile ilgili böyle bir benzetme yapsa, ne hissederdi?
Başbakan’a önerim biraz daha sakin olmasıdır. Ne demek istediğimi anlayabileceği için ben İngilizcesini ve Arapçasını yazmıyorum!