Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Haydut rejim işbaşında!

İSRAİL hükümetinin, uluslararası sularda sivil bir gemiye saldırması ve savunmasız insanları öldürmesi haydutluktan başka bir şey değildir.

Bu tutum, İsrail’de işbaşında bulunan ırkçı-faşist hükümetin Ortadoğu’da adil bir barış için yapılan bütün çabalara karşı verdiği bir yanıttan başka bir şey değildir.

İsrail, elbette bu gemileri karasularına sokmak zorunda değildi.

Gemileri uygun bir limana götürüp, yüklerini boşaltarak aramak ya da gemileri geri döndürmek olanağı varken bu yolun seçilmiş olması bir gözdağı vermeyi de amaçlıyor.

Dünyanın bunu böyle algılaması gerekir.

Hiç olmazsa bu kez İsrail’in güçlü bir şekilde kınanması ve bu ırkçı hükümetin tecrit edilmesi gerekiyor.

Ancak Avrupa’dan gelen ilk tepkilerin kelimenin tam anlamıyla “sade suya tirit” olması zorlu bir diplomatik süreç yaşanacağını da ortaya koyuyor.

Bu olayın gelişme süreci boyunca Türk hükümetinin de İsrail’in nasıl davranacağını öngöremediği ortaya çıkıyor.

Böylece Türkiye, iyi yönetemediği bir sürecin kurbanı oldu.

Başbakan’ın “One minute” çıkışı ile bozulan ama bir ara düzelir gibi olduktan sonra İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın büyükelçimize hakareti ile tekrar bozulan ilişkiler, bu olayla daha ağır bir darbe aldı.

İsrail, huzur içinde yaşamak istiyorsa, bu sorunu çözmek zorunda! Adil bir kalıcı barış olmadan ne Ortadoğu’nun ne de dünyanın huzur bulabilmesi mümkün olacak.

Ortaya çıkıyor ki İsrail halkı aklını başına toplayıp, sorunu çözmeye gerçekten niyeti olanları işbaşına getirene kadar kimse huzur bulamayacak.

Terör nasıl ‘bitirilecek’ onu açıklayın!

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in, İskenderun’daki PKK saldırısının ardından söyledikleri, hükümetin meselenin tam olarak farkında olmadığını düşündürtüyor.

Çelik, “Doğu’da olsa anlaşılabilir bir şeydir, çünkü oralarda mevzilenmişlerdir. Ama İskenderun gibi bir yerde olması yadırgatıcı” diyor.

Çelik’e göre işin bu boyutlara varması, Türkiye’nin aktif ve etkin dış politika yürütmesine kızan çevrelerin PKK’yı taşeron olarak kullanması imiş!

Bir felaketten bile hükümet propagandası çıkarmaya çalışmak, bu hükümet döneminde tanıştığımız bir durum oldu.

Hadi diyelim ki bu iş gerçekten de Çelik’in söylediği gibi Türkiye’nin dış politikasından hoşlanmayan yabancı ülkelerin çomaklamasıyla yapılmış olsun.

Bu durum hükümetin sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Bu ülkede asayişin sağlanmasından kim sorumlu?

Ortaya yarım yamalak bir “açılım” sözü atıp, “Terörü bitireceğiz” diye yola çıkanların, şimdi terör arttı diye yabancı ülke parmağı aramaları ancak aczin ifadesidir.

Çelik böyle konuştuğuna göre bu kışkırtmayı yapanların kim olduğunu bilecek istihbarata da sahip olmalı. Neden açıklamıyor? Neden bunun gereklerini yerine getirmiyor?

Terörün artmasında, İskenderun gibi bir ilçe merkezine kadar yayılmasında şaşılacak bir durum yok aslında.

Son zamanlardaki PKK açıklamalarını okuyan herkes bu tür eylemlerin yapılabileceğini tahmin edebilirdi.

Üstelik hükümetin elinde istihbarat olanakları var.

Hükümet, hayali düşmanlar yaratmaya çalışmak yerine, bu işi nasıl bitireceğini artık açıklamalıdır.

Emniyet Müdürü’ne kulak veren yok mu?

NASIL bir ülkede yaşadığımızı bir kez daha görmek için Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın, mahkemede verdiği şu ifadeyi bir kez daha okumak yeterli olur:

“Operasyonu yöneten Ahmet Pek bana ‘Emin Ağabey masum. Bizim gönderdiğimiz dosyada adı yoktu, savcılıkta eklenmiş’ dedi. Açığımı yakalamak için telefonlarım da dinleniyor.” İfadeyi veren güvenilir bir polis, Eskişehir gibi bir büyük kentin Emniyet Müdürlüğü makamında bulunuyor.

Yani bu ifadeyi ciddiye almamız gerek.

Anladığım şu:

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı’na bir komplo kurulmuş, bu işi yapanlar söz konusu kişinin adını dosyaya sonradan eklemişler!

Demek ki savcılıkta birileri, Emniyet üst düzeyini kendi kafalarına göre dizayn etmek için her yolu kullanabiliyorlar! Bir kentin Emniyet Müdürü ile ilgili olarak “ayağını kaydırmak amacıyla” telefonları dinlenebiliyor ve o makama kadar yükselmiş bir polis bile bunu engelleyemiyor. Bu ifadenin gazete haberlerinin içinde kaybolup gitmemesi gerekiyor. Ortada çok vahim bir iddia var ve bu iddiayı yanıtlamak, doğru neyse açığa çıkarmak herhalde öncelikle hükümetin görevi olmalı. İçişleri Bakanı, Emniyet bünyesinde ne tür oyunlar kurulmak istendiğinin farkında değil mi? Belli ki bu çetenin Adliye uzantıları da var, dosyalara kafalarına göre isim de ekleyebiliyorlar. Adalet Bakanı’nın bu işi öğrenmesi ve hesabını sorması gerekmiyor mu?

Üst düzey polislerin başına bile bunlar gelebiliyorsa, biz sıradan vatandaşlar kime güveneceğiz?