Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kamu yönetiminde ‘istifa’ dönemi başlıyor!

SİYASAL Bilgiler Fakültesi’ndeki yumurta yağmurunun ardından AKP’li Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu öğrencileri “beyinsiz” olarak niteledi.

İyi bir akademik kariyer yapmış, siyasette üst mevkilere kadar gelmiş bir insandan beklemediğim bir yanıt.
O düzeydeki bir siyasetçinin kahvehanede ağız dalaşı yapar gibi konuşması uygun değil.
Burhan Kuzu, ayrıca şunu da söyledi: “Bu üniversitenin rektörü, dekanları, bölüm başkanı istifa etmelidir!”
Başbakan da üniversite yönetimini suçladı: “Yumurtalı öğrenciler içeri nasıl sokulmuştur?”
Demek ki üniversite yönetimleri okulların kapısına birer tane de “yumurta dedektörü” koymak zorundalar!
Şaka bir yana Başbakan ve Anayasa Komisyonu Başkanı’nın ağzından bu sözleri duymak içimi titretti!
“Kamu yönetiminde yeni bir dönem mi başlıyor” diye heyecana kapıldım.
İşini düzgün yapmayanların istifa etmesinin gerekliliği ilk kez bu düzeyde ifade ediliyor.
Bizler daha önce bunu söylüyorduk ama Başbakan ya da Anayasa Komisyonu Başkanı olmadığımız için söylediklerimiz bir kulaktan giriyor, öbüründen çıkıyordu.
Şimdi Başbakan bile böyle düşündüğüne göre harekete geçmenin zamanıdır!
Kolayca tecrit edilerek etkisizleştirilebilecek göstericileri tekme tokat döven polislerin amirleri ve emniyet müdürleri de istifa etmelidir mesela.
Bunca yıldır durdurulamayan terör nedeniyle İçişleri Bakanı da!
KPSS’de soruları çalanları hâlâ yakalayamayan MİT ve Emniyet yöneticileri de!
Listeyi epeyce uzatabilmek mümkün! Hrant Dink’in öldürüleceğini bile bile önlem almadığı halde terfi ettirilen emniyet müdürlerinden başlayarak, kapatılmayan belediye çukurları nedeniyle ölümlere yol açan belediye başkanlarına kadar uzun bir liste!
Bakalım Başbakan’ın talimatını önce kim ciddiye alacak?

AKP’nin demokrasiden anladığı bu

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’daki yumurta eyleminin ardından “Bu tür olaylar devam ettiği sürece polisimiz de tavrını koyacaktır” dedi.
Başbakan’ın sözünü ettiği “polisin tavrı” herkesin malumu!
Gösteri yapmak isteyenleri cop, tekme, tokat dövmek! İnsanların gözlerinin içine doğru biber gazı sıkmak! Etkisiz hale getirilmiş göstericileri yerlerde, otobüste dövmeye devam etmek. Biber gazından etkilenmiş ve teslim olmuş göstericilere tıbbi yardım yapmamak.
İstanbul’daki öğrencilere karşı aşırı şiddet kullanılmasından sonra yazdıklarıma geri dönmek zorundayım.
Polisin göstericilere karşı şiddet kullanmasının ve bunun bir türlü önlenemiyor olmasının temel nedeni, bu konudaki siyasi otoritenin yokluğundandır diye yazmıştım.
Yanlış düşünmüşüm, düzeltiyorum.
Polisin böyle davranmasının ardında bir siyasi otorite varmış. Bunu Başbakan’ın sözlerinden anlıyoruz. Siyasi otorite, her türlü muhalefetin, gerekirse zorla sindirilmesinden yana tavrını koyunca, polis ne yapsın?
Hesapta demokrasimiz şaha kalkmış gidiyor!
Bir demokraside olmaz ise olmaz sayılabilecek haklardan biri gösteri ve toplantı yapmak.
Polisin görevi, bu gösteri ve toplantıların güvenlik içinde cereyan etmesini sağlamaktır. Göstericileri tekme-tokat dağıtmak, gözlerine biber gazı sıkıp, toplayıp götürmek değil.
Böyle yapıyorlar, çünkü siyasi otoritenin bu konudaki tam desteği arkalarında.
Ağızlarını her açışlarında yeni demokratik Anayasa yapmaktan, sivilleşmekten söz ediyorlar ama “sivil bir toplumun” olmaz ise olmazına sıra gelince “polisimiz tavrını koyacaktır”!

‘Geniş çaplı soruşturma’ için bazı sorular

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, “Ankara Üniversitesi’ne dün akşam yazı göndererek, çok geniş bir soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.
Böylece dünya üniversite tarihinin en geniş çaplı yumurta soruşturması başlamış bulunuyor.
Kuşkusuz ki üniversite yönetimi böyle bir konuda soruşturma yapacak, bilgi ve elemana sahip değildir.
Çünkü araştırılan Kristof Kolomb’un yumurtası değil. Öyle olsaydı problemi çözmek çok daha kolay olacaktı. Daha önce çözülmüş bir problemi kim çözemez ki?
Elbette ben de yumurta ile ilgili geniş çaplı bir soruşturmayı yönetmek için gerekli donanıma sahip olduğumu söyleyemem. Ama çok polis romanı okudum, soruşturmayı yönetecek olanlar için (çünkü bu “geniş çaplı” bir soruşturma) bazı soru önerilerim olacak.
– Yumurtalar günlük müydü?
– Son zamanlarda moda olan vitamin takviyeli yumurtalardan mıydı?
– Çift sarılı köy yumurtası mıydı, yoksa sıradan çiftlik yumurtası mı?
– Yumurtalar çiğ olarak mı atıldı, yoksa haşlanmış mıydı? Haşlandıysa kaç dakika haşlanmıştı, rafadan mıydı, kayısı mı?
– Öğrenciler bu yumurtalar ile çılbır yapmayı bilmiyorlar mıydı? Bilmiyorlardıysa, hocaları neden öğretmedi? Bu bir görevi ihmal mi, yoksa öğrenciler ile işbirliği içinde olan asistanlar mı var?
– Ziraat Fakülteleri’nde neden yumurta geliştirme enstitüleri yok? Atıldığında havada bir tüy gibi uçuşmaya başlayacak yumurta neden geliştirilemedi?
– Öğrencilerin devekuşu yumurtasına yönelmeleri nasıl engellenebilir? Devekuşu çiftliklerinin yumurta üretimlerini ve satışlarını kontrol edecek bir mekanizmayı kim kurmalı? Tarım Bakanlığı mı, İçişleri Bakanlığı mı?
– Yumurtalar viyol ambalajları içinde mi alındı, yoksa naylon torbayla mı? Bunların çevreyi kirletmemesi için üniversiteler geri dönüşüm alanları hazırladılar mı?
– Yumurta, menemenin ana girdisi olduğuna göre acaba öğrencilerin yumurta atarak anlatmak istedikleri gizli bir amaçları mı var? Kubilay’ı mı hatırlatmak istediler? Öyleyse, Ergenekoncuların yumurta üretimi ile ilgili bağlantıları nelerdir?