Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

O unvana yazık oluyor

Başbakan Ahmet Davutoğlu, bazen öyle şeyler söylüyor ki gerçeklikle tüm bağlarını kopardığını düşündürtüyor.

Kim bilir belki gerçeklikle bağı kopmamıştır da “ben nasıl olsa profesörüm, söylediklerimi ciddiye alırlar” diye düşünüyordur.
Ama sorun şu ki artık ciddiye alınacak şeyler de söylemiyor.
Hayatının önemli bölümünü akademik yaşam içinde geçirmiş bir insanın bu duruma düşmesi ne kadar acı.
Bir süredir aynı şeyi söylüyor, bir kere söyleyip geçse, dili sürçmüştür belki diyeceğim ama belli ki bu bir dil sürçmesi de değil.
Söylediği şu: CHP ile DHKP – C paralel iki örgüttür!
İlk duyduğumda ağzımdan çıkan kelimeyi yazmam doğru olmaz, iyi ki tek başımaydım, kimse de duymadı.
Zaten biz gazete yazarları dikkatli olmalıyız, onlar gibi her ağzımıza geleni söyleyemeyiz, bu gazeteyi çocuklar da okuyabiliyor çünkü.
“Paralel” olduğunu iddia ettiği iki örgütten biri ana muhalefet partisi.
Memleketimiz insanlarının yaklaşık her dört kişisinden biri o partiye oy veriyor.
Legal bir örgüt, hesaplarını yüksek yargı organları düzenli olarak denetliyor, nereden gelir elde ettiği belli, nereye harcadığı belli.
Yöneticileri toplum içinde tanınan insanlar.
Eminim çoğunun bir tabancası bile yoktur, çoğu ava çıkıp her hangi bir canlıya ateş de etmemiştir.
Diğeri ise bir gizli örgüt, terör eylemleriyle adını duyurmaya çalışıyor, savunmasız insanlara saldırıp, öldürebiliyor.
Üstelik bu örgüt, ülkenin istihbarat servisi ve emniyeti tarafından da gayet iyi biliniyor.
Hareketleri takip edilebiliyor, bazı eylemleri önceden alınan istihbarat sayesinde engellenebiliyor.
Ve Başbakan, üstelik adının önünde Prof. Dr. unvanı da var, çıkıp bu iki örgütün birbirinin paraleli olduğunu söyleyebiliyor.
Bunu gözümüzün içine bakarak tekrarlayabiliyor.
Kendisi şu anda Saray’ın vesayeti altında ve maiyette de olsa kanunlarımıza göre Başbakan!
Madem böyle bir bilgiye sahip, neden yasaları uygulatmıyor, adalet mekanizmasını harekete geçirmiyor?
Meydanlara toplanıp kendisini dinleyenleri, alkışlayanları, oy verecek ya da vermeyecek olan vatandaşları “salak” mı zannediyor yoksa?
“Bidon kafalı” filan?
Ayıp oluyor, gerçekten çok ayıp oluyor, bir fazla oy almak uğruna neler söylenebiliyor!
—————————————–
Seçimler ülkeyi rahatlatacak mı?
İki gün sonra sandık başına gideceğiz ve bir seçim yapacağız. Kazanan olacak, kaybeden olacak, ülkede yeni bir siyasi denge kurulacak.
Normal demokrasilerde seçimlerden sonra ülke rahatlar, halk tercihini yapmıştır, herkes buna saygı duyar, siyasi tansiyon düşer.
Yeni bir hükümet kurulur ya da eskisi halkın kendisine verdiği yeni güven oyu ile görevine devam eder.
Artık bir süre seçim de olmayacağı için insanlar işleriyle, güçleriyle daha çok meşgul olurlar.
Ama bizde pazartesi gününden itibaren böyle bir rahatlama olmayacak.
Çünkü Anayasa dışına çıkmış bir Cumhurbaşkanı var.
Seçimden sonra ne yapabileceğini kestirebilmek zor, kendi ajandasını uygulamak için her türlü yasayı, Anayasa’yı çiğneyebileceğini de artık biliyoruz.
Çünkü daha seçildiği ilk günden itibaren bunu yapmakta bir sakınca görmedi.
Anayasa, “seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın partisiyle ilişkisi kesilir” diyor, o kesmedi.
Partisini kongreye götürdü, istediği adamı genel başkan seçtirdi, ancak ondan sonra partisinden istifa etti.
“Tarafsız” olacağı için namusu ve şerefi üzerine yemin etti ama miting meydanlarında eski partisine oy istedi, muhalefet partilerine veryansın etti, eski partisinin milletvekili adaylarını bizzat seçtiğini bile ağzından kaçırdı.
Ve şimdi bu Anayasa dışına çıkmış Cumhurbaşkanı, seçim sonuçlarına göre bir kişiyi yeni hükümeti kurmak için atayacak.
Ya da oyun planında bir erken seçim varsa hükümeti kurdurtmamak için herşeyi yapacak, ülkeyi bir erken seçime götürmek için Meclis’in fesholmasını mı zorlayacak?
Ne olacağını öngöremiyoruz çünkü artık ülkenin başında ne Anayasa ne de kanun dinleyen bir Cumhurbaşkanı var.
——————————————
Vay din istismarcısı vay!
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, “Jet Fadıl” olarak tanınan Fadıl Akgündüz’ün “halkın dini duygularını istismar ettiğine” karar vermiş.
Bunun için Jet Fadıl Bey, 50 bin lira cezaya çarptırılmış.
Ve Jet Fadıl, memleketin Müslümanlarına, Maldivler’de inşa edeceğini söylediği devre mülk oteli satmak için binanın adını “Ebu Eyyüp El Ensari House” koydu diye, “dini duyguları istismar etmiş” sayılıyor.
Zaten en başında Ebu Eyyüp El Ensari ile “house” kelimesi nasıl yanyana gelebiliyor, orası da ayrı bir mesele.
Bu haberi okuyunca gülmeme engel olamadım.
Memleketin Cumhurbaşkanı elinde Kuranı Kerim siyasi miting yapıyor.
Başbakan deseniz mitinglerdeki iki sözünden biri Allah, Peygamber, Kuran.
Camilerde propaganda yapılıyor, hatta Cumhurbaşkanı’nı beklemek için ezan bile vaktinde okunmuyor.
Ve bu ülkede Jet Fadıl, yapacağı “house”un adını Ebu Eyyüp El Ensari koydu diye dini duyguları istismar etmiş oluyor!
Ne eğlenceli bir ülkede yaşıyoruz, tadını çıkaralım!
——————————–