Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Sonu, Deniz Feneri ve Siemens gibi olur

TÜRKİYE’de bazı büyükşehir belediyeleri ile bazı kamu kuruluşlarına elektronik, güvenlik, ulaşım, sağlık ve teknolojik ürünler satan uluslararası 3M şirketi, “Türkiye’de rüşvetle iş yaptığını” açıkladı.

Açıklama, üç ayda bir ABD’de ilgili makamlara verilen faaliyet raporunda yer alıyor.
Şirket raporunda “bu iddialarla bağlantılı kamu kuruluşlarıyla da temasa geçtiğini” belirtiyor.
Soruşturma, ABD’de şirketin kendisi tarafından yürütüldüğü için bu kez kimlerin rüşvet aldığını öğrenmemiz mümkün olabilir diye düşünüyorum.
Çünkü bu araştırmanın sonucu yine bir rapor olarak yayımlanacak ve kaçınılmaz olarak gazetelere de yansıyacak.
Ama kimlerin rüşvet aldıklarını öğrenmemiz, o rüşvetçilerin burada cezalandırılmaları sonucunu yaratmayabilir.
Bakın Deniz Feneri e. V. davasında hırsızların kimlikleri tek tek ortaya çıktı, ama hâlâ dava bile açılabilmiş değil.
Haksızlık etmeyeyim, bunu yaşadığımız tek örnek Deniz Feneri davası değil.
Hatırlayacaksınız, Siemens de ABD’de yürütülen bir soruşturma sonucunda Türkiye’de rüşvet dağıttığını kabul etmişti.
Hatta şirketin temsilcilerinden birinin bir bakan ile bir yemek yediği bile gazetelere yansımıştı.
Bunu o tarihte ben dahil birçok yazar, günlerce yazdık. Bir tek savcı çıkıp da “Siemens rüşveti kime vermiş” diye sormaya cesaret edemedi.
12 Eylül döneminde Lockheed rüşveti de böyle örtbas edilmişti. Dünyada Lockheed rüşvet skandalını aydınlatmayı başaramayan tek ülke biz olmuştuk.
Hadi o zaman “askeri vesayet” rejimi bunu önlüyordu. Şimdi bu rüşvet soruşturmalarını engelleyen nedir? “Sivil vesayet” mi?

Yargıda ‘düzen’ değişmez!

HÂKİMLER ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, Adalet Bakanlığı bürokrasisinin ve dolayısıyla hükümetin kontrolüne geçmesinden sonra “yargı bağımsızlığı” meselesi daha çok tartışılır hale geldi. Doğrusunu isterseniz, Türkiye’de yargının hali zaten içler acısıydı, çok bir şey değişmez diye düşünüyorum.
– Bu ülkede mahkemeler bugüne kadar kanunları yorumlarken, bireysel hakları ve özgürlükleri genişletici yönde davranmadılar. Bundan sonra da bunun kolayca değişmeyeceğini biliyorum.
– Geçersiz delillerle, sadece telefon dinlemeyle, işkence altında alınmış ifadelerle çok insan mahkûm oldu, durumun yine değişeceğini sanmıyorum.
– Ellerinde bir pankart, evlerinde iki kitaptan başka suç delili bulunmayan gençler, “gizli örgüt üyesi” diye yıllarca tutuklu yargılandılar, bundan sonra da yargılanmaya devam edecekler.
– İşkence yaptıkları sabit birçok güvenlik görevlisi önce amirlerinin, sonra mahkemelerin koruması altında cezalandırılamadılar.
– “Avukat tutma, hâkimini bul” sözünü uyduran da ben değilim, aziz Türk milleti!
Yani diyeceğim şu ki “düzen” değişmez.
Sade vatandaşın adalet sistemimizle olan ilişkisinde problemler neyse, aynı problemler yaşanmaya devam eder.
Tanıdığım çok dürüst, sadece hukuku düşünen savcı ve yargıçlar oldu. Kimisinin önünde “sanık” olarak bulundum, kimisiyle de “asker arkadaşlığı” yaptım. Eminim ki benim tanımadığım böyle dürüst daha binlerce yargıç ve savcı vardır.
Ama şunu da biliyorum: Onların varlığı, bu düzeni değiştirmeye yetmiyor!

AÇIKLAMA

ANKARA Cumhuriyet Savcısı Harun Kodalak’ın HSYK’ya seçilmesinden sonra dava sürecinin uzamasından endişe ettiğimi yazmıştım.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Savcı Kodalak’ın HSYK yedek üyeliğine seçildiğini ve görevinin başında olduğunu bildiriyor.
Savcı Kodalak, bu davada Alman yetkili adli makamlarınca, TC adli makamlarına gönderilen talimat evraklarının yerine getirilmesi dışında bir görev de almamış.
Okuyucularımın bilgilerine sunarım.

Sonucu ‘güçlü uğurları olan’ belirler!

GALATASARAY, Frank Rijkaard’ın işine son verdi. Beklediğim bir şeydi, şaşırmadım. 22 kişilik oyuncu kadrosunu kovmaktansa, üç kişilik teknik heyeti kovmak daha kolaydır. Zaten o oyuncuları ve o teknik direktörü seçen kişiler, “kovma” makamıdır. Kendi kendilerini kovamayacakları için teknik direktörü kovarlar. Taraftarı bir süre idare etmenin en iyi yolu budur.
Öte yandan gazetelerin spor sayfalarında, bu hafta oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray maçı ile ilgili yorumları okuyorum, gülmeme engel olamıyorum.
Bu tür maçların, zor durumdaki takımlar için bir “kurtuluş fırsatı” olduğunu en iyi bilenler biz Fenerbahçelileriz.
Galatasaray’ın en iyi, Fenerbahçe’nin en kötü günlerini yaşadığı dönemlerde Ali Sami Yen’den bile galibiyetle çok döndüğümüzü hatırlıyorum.
Ve unutmayın ki her kötü istatistiğin bir sonu vardır!
Onun için ben “sonucu şimdiden belli” bir maç seyretmeyeceğimi biliyorum.
Bu hafta sonu yine bütün uğurlarımızı yapıp, sonra işi futbolculara bırakacağız. Bakalım, Galatasaraylıların totemleri mi işe yarayacak, Fenerbahçelilerinki mi?