Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Her şey yeni başlıyor

 Çetin Altan dün ‘Ah bu savaş tamtamları’ başlıklı yazısının sonunda şöyle diyordu: Savaşlar da gelir geçer, ama işte eski bir deyimle ‘deler de geçer.’

Geçtiğimiz perşembe günü Cumhurbaşkanı’nın TBMM açış konuşmasında Suriye’ye yönelttiği sert uyarının arkasından tırmanan kriz Türk basını tarafından yeterince ciddiye alınmadı gibi geliyor bana.
Cumhurbaşkanı’nın, Hükümet’in ve Silahlı Kuvvetler’in olayın ciddiyetine yakışır tavırlarının yanında, bizim basının tavrı Çetin Altan’ın deyişiyle bana ‘savaş tamtamlarını’ hatırlatıyor.
Ordunun en yetkili ağızlarının da ifade ettiği gibi şu anda söz konusu olan bir ‘kriz yönetimi’ durumu. Ne yarın sabah mehter marşlarıyla Suriye’nin üzerine yürüyüp ezip geçeceğimiz var, ne de Suriye’nin bu tarafından girip öteki tarafından çıkmamız söz konusu…
Türkiye’nin yönetiminde söz sahibi olan herkes Suriye’ye karşı son ve ciddi bir uyarı yapıyor. Diplomatik ve siyasi olarak Suriye’nin yaptığı şeyin uluslararası hukuka uymadığını, olayın Türkiye açısından ‘bıçağın kemiğe dayandığı’ bir durum olduğunu söylüyor.
Birleşmiş Milletler’de yürütülen çalışmalar aslında Türkiye’nin hiç istemediği bir müdahalede bulunmak zorunda kalmak üzere olduğumuzu anlatıyor.
Bunun sonucu olarak da ordu da kendi hazırlıklarını tamamlıyor, sınırda gerekli önlemleri alıyor.
Oysa basında yansıtılan hava dün bir köşe yazısının da başlığında olduğu gibi ‘diplomasinin bittiği’ şeklinde.
Dünkü gazetelere bakan bir insan her şeyin bittiğini bugün Suriye’ye girdiğimizi bile düşünebilirdi. Bir gazete dün için hükümetin Meclis’ten savaş yetkisi alacağını bile manşetinden duyuruyordu. Cumhurbaşkanı ise dün MGK kararı olmadan böyle bir yetki için Meclis’e gidilemeyeceğini söyledi. Zaten Anayasa’nın ilgili hükümleri okunsa MGK süreci işletilmeden bu tür bir yetkinin alınamayacağı ve böyle bir haberin doğru olmadığı da kolayca anlaşılabilirdi.
Sansasyon çabaları öyle akıl almaz boyutlara ulaştı ki bir gazete manşetinden ‘savaş planlarının tamamlandığını’ bile duyurdu. Yani bugüne kadar TSK’nın böyle bir hazırlığı yoktu da son durum üzerine alelacele toplanıp bir savaş planı yapılmış gibi… Genelkurmay yetkililerinin bu haberi okuduklarında nasıl güldüklerini tahmin edebiliyorum.
Bir kere daha belirtmeliyim ki durum gerçekten de Türkiye-Suriye ilişkilerinin tarihi boyunca olmadığı kadar ciddi. Bu ciddiyet bir kriz yönetimi çerçevesinde diğer ülkelere ve özellikle Suriye’ye aktarılıyor. Türkiye’yi yönetenlerin amacı bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Bu açıdan aslında ‘her şey yeni başlıyor.’
Yurtiçindeki tansiyonu böylesine kontrolsüz olarak yükseltmenin ne ulusal çıkarlarımıza yararı var, ne de basının ciddiyet ve güvenilirliğine..