Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Merak ettiğim şeyler

 Türkiye’de köşe yazarlığı yapmanın kendine göre hem kolay yönleri hem de zor yönleri var. Kolay yönlerini hemen tahmin edebilirsiniz. Gündem o kadar hareketli ve o kadar sık değişiyor ki, insanın ne yazacağını düşünmesi gibi bir sorunu asla olmuyor. İşin zor kısmının gerekçesi de aynı. Gündem o kadar renkli ki, insanın gündemle pek ilgisi olmayan konularda yazı yazmak için fırsat yaratması mümkün olamıyor.

Bugün Şevki Yılmaz’a, ‘Katiller’ dediği insanlarla hükümet kurmaya hatta seçim ittifakı oluşturmaya çalışan Tansu Çiller’e rağmen gündemin dışına çıkmaya kararlıyım.

Şimdi yazacağım şeyleri, devlet idaremizin tek tek biz bireyler karşısındaki genel umursamazlığını gösteren iki örnek olduğu için önemsiyorum.

Geçenlerde, Ankara’ya karayoluyla TEM üzerinden gittim. O günden beri yanıtını bulamadığım bir sorum var: Ankara-İstanbul otoyolunun en işlek bölümü olan İstanbul-Adapazarı arasındaki kesimi iki şeritli olarak yapılmış.

İstanbul’u Ankara üzerinden doğuya, Adapazarı üzerinden güneye, Kocaeli üzerinden de ülkenin üçüncü büyük şehri İzmir’e, Bursa’ya ve Ege’ye bağlayan bu iki şeritli otoyolda trafiğin neden yoğun olduğunu açıklamaya gerek yok.

Merakımı kışkırtan şey trafiğin son derece azaldığı Adapazarı’ndan sonraki bölümünde otoyolun üç şeride çıkıyor olması. Daha çok otomobil, kamyon ve otobüsün seyrettiği yolu iki şeritli yaparken, daha az aracın kullandığı kısmın üç şeritli yapılmasındaki mantığı ben pek kavrayamadım.

Birisi bunu izah edebilirse çok sevineceğim.

Merak ettiğim ikinci konu hava yolları ile ilgili.

Sıcakların da bastırmasıyla birlikte uçakla seyahat etmek gerçek bir ızdırap haline dönüşüyor. Uçaklar apronda yolcu alırken ve taksi adı verilen piste hareket sırasında klimalar çalıştırılmıyor. Bunu hostes hanımlara ne zaman sorsam aynı yanıtı alıyorum: Klimalar uçak havalanınca çalışacak!

Dünyanın birçok yerinde bizdekilerle aynı model ve markadan uçaklarla uçma imkânım oldu. Buenos Aires, Rio, Kuala Lumpur, Bangkok gibi sıcaklığı bizim ülkemizle asla kıyaslanamayacak kentlerde bile bindiğim uçaklar ‘buz gibi’ydi. Hepsinin klimaları havaalanında beklerken de taksi yaparken de gürül gürül çalışıyordu.

Şimdi merak ediyorum: Acaba uçak üreticileri bize kliması çalışmayan uçakları mı kakalıyorlar? Yoksa Türk yolcuların verdiği para, örneğin İngilizlerin ödediğinden daha mı değersiz ki klimalar tasarruf olsun diye çalıştırılmıyor ve insanlar saunaya dönüşmüş uçaklarda bekletiliyor. Bu sorunun cevabını öğrenmek de beni çok mutlu edecek.