Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Başkan, farkı cebinden mi ödeyecek?

TOPLU Konut İdaresi, Galatasaray’a Seyrantepe’de bir stadyum yapmak için gerekli ihaleyi “Ali Sami Yen Stadı’nın tapusu ile ilgili davanın sonuçlanmasını beklemeden” yapacağını açıkladı.

Daha önce ihale için davanın bitmesi gerektiğini söyleyen TOKİ Başkan Vekili Erdoğan Bayraktar’ın neden fikrini değiştirdiğini bilemiyoruz.

Bayraktar’ın Hürriyet muhabiri Çiğdem Toker’e yaptığı açıklamaya göre eğer ihale sonuçlanana kadar tapu davası sonuçlanmazsa ihale süreci beklenecekmiş.

Bir hayli karışık bir iş olduğunu, daha önce yazmıştım.

Burada TOKİ’nin yanıtlaması gereken soru, ihalenin hangi projeye dayanılarak açılacağı olmalı.

Bildiğimiz kadarıyla daha ortada yapılmış bir proje yok ve Bayraktar “bir hafta içinde ihale” açmaktan söz ediyor.

Demek ki bir “avan proje” üzerinden gidilecek.

Tesadüfe bakın ki dün bu köşede “avan projeler” ile yapılan ihalelerde yandaş müteahhitlere sağlanabilecek özel avantajlardan söz etmiştik.

“Avan proje” ile “nihai proje” arasındaki farkı da herhalde Bayraktar kendi cebinden karşılamayı düşünüyor.

Öte yandan Galatasaray açısından bir de şu durum var: Dünkü ihalede Zincirlikuyu’daki Karayolları arazisi 800 milyon dolara alıcı buldu.

Ali Sami Yen arazisi belki o kadar büyük değil ama bu bile değeri konusunda bir fikir veriyor.

Hep söylediğim gibi, Galatasaray kendi olanakları ile bu projeyi yapabilecek güçte. Tek mesele her şeyi devletin sırtına yıkma alışkanlığından kurtulamıyor olmak sanırım.

Perinçek davasından çıkan ders

ERMENİ soykırımı iddiasının “emperyalist bir yalan” olduğunu söylediği için Lozan’da yargılanan Doğu Perinçek’in eylemi, bu konuda bugüne kadar ortaya konulan en etkili demokratik tepkidir diye düşünüyorum.

İlk günkü duruşmanın 14 saat sürmesi bile başlı başına üzerinde durulması gereken bir durum. Mahkeme kararını cuma günü açıklayacak.

O güne kadar yargılama sürecek ve Perinçek’in beraberinde götürdüğü, bir bölümü Rusya arşivlerinden çıkarılmış belgeler incelenecek.

Perinçek, burada oturup kendi kendimize söylenmenin hiçbir anlamı olmadığını böylece hepimize göstermiş oluyor.

Nitekim bu yargılama vesilesiyle İsviçre basını başta olmak üzere Batı basınında çıkan haber ve yorumlar, bu konuda yolun daha başında olmamıza rağmen iyi düşünülmüş ve planlanmış eylemlerin sonuç alıcı olabileceğini gösteriyor.

Türkiye’den giden gazeteciler ile duruşmaları izlemek isteyenlerin mahkeme salonuna alınmamaları da üzerinde durulması gereken bir durum.

İsviçre yasalarını bilmiyorum, dolayısıyla mahkeme salonuna girmek için önceden akreditasyon yapılması gerekip gerekmediği konusunda bir fikrim yok.

Ancak sadece bu bile bize gösteriyor ki işimiz o kadar da kolay değil.

Bu da normal, çünkü uzun yıllar boyunca demokratik haklarımızı kullanmak konusunda o kadar baskı altında kaldık ki sanki her şeyi yeni öğreniyor gibiyiz.

Dün Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Dr. Serhan Bolluk ile konuştum.

Fransa’da Ermeni iddialarına karşı belgeler de içeren 50 bin kitap dağıtıldığını anlattı.

İsviçre’de de aynı sayıda kitap dağıtılacak ve bunun ilk on binlik bölümü için gerekli finansman sağlanmış durumda.

Zaman içinde bu tür çabalar yoğunlaştıkça bunun olumlu sonuçlarını almakta da gecikmeyeceğiz.

Sorun çözülmedi yeni başlıyor

MARİFET yaptığını zanneden bazı serserilerin internetteki video sitesi YouTube’da Atatürk’e hakaret amacıyla bir klip yayınlamaları, Türkiye’de büyük tepkiye neden oldu.

Ve sonunda mahkeme, Türkiye’den YouTube sitesine girişlerin engellenmesi kararını aldı.

Dün denedim, ya benim gibi “Bakalım ne oldu” diye merak edenlerin yarattığı yoğunluktan ya da mahkeme kararının uygulanmasından dolayı siteye giriş mümkün olmuyor.

Gerçi Türk Telekom Genel Müdürü Paul Doany, alan adıyla yapılan girişlerde siteye ulaşılabileceğini söylüyor ama bunun bir önemi yok.

Aslına bakarsanız bu sorunu kendi kendimize yarattık.

Varlığından bir avuç kişinin haberdar olduğu bir klibi protesto edeceğiz, yayınlanmasını durduracağız derken, bütün ülkeyi bundan haberdar ettik.

YouTube’un tepkiler üzerine çıkardığı görüntüler, başka isimlerle, başka sitelerde de yayınlanabilir.

Yarın öbür gün bu haber Batı medyasında yer alınca tüm dünya bu rezil klibin varlığını öğrenecek ve “Bakalım Türkleri çıldırtan şey neymiş” diye seyredecek.

Ama biz burada “Türkiye’de seyredilmiyor” diye rahat edeceğiz!

Kolayca öfkelenmek bize şunu hep unutturuyor: Bazen görmezden gelmek, en etkili cezalandırma yöntemi olabilir!