Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Cumhurbaşkanı’nın kaçırdığı fırsat

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu için seçimlerini yaptı.

Böylece HSYK tamamlanmış oluyor, ilk toplantısını da bu hafta yapacak.

Cumhurbaşkanı’nın HSYK üyeliğine atadığı isimler, bugüne kadar bu türden bütün atamalarda yaptığı seçimlerin bir devamı niteliğinde.

Seçilenler, bugüne kadar ki “performanslarıyla” tam “hükümetin kafasına göre” isimler.

Böylece, üniversite rektörlüklerinin seçiminde izlenen politikanın bir “tesadüf” olmadığı da ortaya çıkıyor.

Köşk’ün atamalarında “bizdendir” referansı temel davranış motifi!

Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı ilkesi bir kez daha bir kenara itilmiş bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eline bugüne kadar “AKP’nin Cumhurbaşkanı” olmadığını göstermesine olanak verecek birçok fırsat çıktı.

Bunun en önemlisi de toplumumuzun bir kesiminde derin bir endişeye neden olan HSYK’nın yapısı ile ilgili olarak yapacağı tasarruftu.

Ve Cumhurbaşkanı bu seçimde de “tarafsız” olduğunu gösterme fırsatını kullanmadı.

Elbette, yapacağı seçimi, yakından tanıdığı, bildiği isimler arasından yapacaktı. Buna hakkı da var, yetkisi de.

Ama bu seçimin tam bir “gözüm parmağına” hareketi olması da şart değildi.

Bazı danışmanlarını seçerken gösterdiği “çeşitlilik arayışını”, burada gösterebilirdi ve bu hareketi her şeyden önce kendi konumunu da toplumun gözünde güçlendirecek nitelikte olabilirdi.

Seçeceği isimlerin bu kadar angaje isimlerden olmaması bunu sağlayabilirdi.

Böylece yargının AKP zihniyetine teslim edilmesinde son düğüm de atılmış oldu.

Türban takmayan kadınların korkusu

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, “Bir başörtülü, başı açık bayan için senin haklarını savunacağım diyor. Ama başını örtmeyen hanım kardeşim, bunu söylemiyor” diye yakındı. Bu eleştirisinde haklı olduğu yönler de var, haksız olduğu yönler de.

Eski gazeteleri şöyle bir karıştırsa üniversitelerdeki türbanlı kızların haklarını savunmak için yapılan toplantılarda ön sıralarda yer alan, bu konuyla ilgili olarak yazıp çizen çok sayıda başörtüsüz kadın olduğunu görebilirdi.

Demek ki bunlar ya dikkatini çekmemiş ya da Başbakan her zaman olduğu gibi sadece görmek istediğini görüyor.

Öte yandan haklı olduğunu da söyleyebiliriz. Bugün birçok kadın, “türban” denilince yaşam biçiminin tehlikeye atıldığını düşünüyor ve bu nedenle de türban konusunda özgürleştirici adımlar atılmasına erkeklerden daha şiddetle karşı çıkıyor.

Bunun için onları suçlayabilir miyiz? Hiç zannetmiyorum.

Başbakan’ın bizzat kendisi bile çıkıp “Kadın ile erkek yaradılış olarak eşit değildir” diyebilirken, türban takmayı “dinin bir zorunluluğu olarak” gösterirken, böyle düşünmeyen kadınların bir korunma refleksi ile hareket etmelerinden daha doğal ne olabilir?

Onlardaki bu endişeyi giderecek olan ise bizzat Başbakan ve başında olduğu siyasi harekettir.

Ama onlar da hiçbir zaman şöyle esaslı bir özeleştiri yapmadılar.

Geçmişte, belediye başkanı olduğu dönemde Başbakan’ın makyaj yapan, başı açık kadınlar için neler söylediğini kimsenin unuttuğunu zannetmiyorum.

Bunları unutturacak ve kuşku içinde olanları rahatlatacak şey, Başbakan’ın ve AKP yöneticilerinin geçmişteki o sözlerinin “yanlış” olduğunu söylemeleri ile başlar.

Bugün toplumun bir kesimine hâkim olan “yaşam biçimimiz tehdit altında” düşüncesini görmezden gelerek, bu sorunu konuşabilmek mümkün değildir.

Cüppeli’nin demokratik hakları

CÜPPELİ Ahmet Hoca’nın konuşmacı olarak katılacağı bir toplantının yapılması yasaklandı.

Toplantıya katılacakların tümünün “cüppeli ve sarıklı olmaları” isteniyordu.

Yeni Şafak gazetesi bu toplantıyı bir “provokasyon” olarak niteleyince, toplantının yapılması valilik tarafından yasaklandı. Bu toplantının provokasyon olarak nitelenmesine yol açan durum kuşkusuz ki türban meselesinin yeniden sıcak gündemimizde olması.

Toplantıda ortaya çıkacak görüntünün laik kamuoyundaki hassasiyetleri kaşıyacağı düşünülmüş olmalı ki, toplantının “yasaklanması” gündeme gelmiş.

Bu olay ortaya çıktığından beri bakıyorum, yandaş medyada kimse “demokrasiden, toplantı ve gösteri yapma hakkından” söz etmiyor.

Oysa ortada tam anlamıyla bir demokratik hakların kullanılmasının engellenmesi durumu var.

Cüppeli Ahmet gibileri ile hiçbir düşünsel ortaklığım yok ve olamaz da zaten ama onların demokratik haklarını görmezden gelmem de söz konusu olamaz.
AKP medyası, yeri geldiğinde ağzından “demokrasi, demokratik haklar” gibi kavramları düşürmüyor.

Ama işlerine gelmeyen durumlarda da bu kavramları hiç hatırlamıyorlar.

Bir kez daha ortaya çıkıyor ki “demokrasiyi” sadece kendileri için istiyorlar. Başkalarının haklarının, şartlar öyle gerektirdiğinde kısıtlanabileceğini düşünüyorlar, düşünmekle de kalmayıp bunun bayraktarlığını bile yapabiliyorlar.

Gelecekte kimlerin demokratik haklarını kullanmalarına karşı çıkacaklarını ise her halde sadece Allah biliyor!