Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Erdoğan’ın basına zulmünün faturası

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla uygulamaya sokulan “Doğan Yayın Grubu’nu bitirme planı” adım adım ilerliyor.

Dün de Doğan Yayın Holding çatısı altındaki şirketlere 3 milyar 755 milyon lira vergi cezası kesildiği açıklandı.

Bunun eski parayla ifadesi 3 katrilyon 755 milyar lira.
Dikkatinizi çekmek istediğim sadece şu konu var: Doğan Yayın Holding’e bağlı şirketler iyi yönetildikleri için elbette iyi kâr ediyorlar, halka açık oldukları için hesaplarını düzenli olarak denetlettirip kamuoyuna da açıklıyorlar. Vergilerini de zamanında beyan edip, ödüyorlar.

Doğan Yayın Holding şirketleri kaç lira kâr etmiş olabilir ki ödedikleri bunca vergiye rağmen daha ödemeleri gereken katrilyonluk vergi borçları olsun?

Çok açık ki Erdoğan, devletin vergi denetim elemanları arasında kendisine tetikçiler bulmuş, tepe tepe kullanıyor!

Nitekim holdingden yapılan açıklama, kanun maddeleri tek tek sıralanarak, kesilen cezaların haksızlığını açıkça ortaya koyuyor.

Elbette bu cezalar mahkemeye gidecek, sonu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar varacak yasal bir süreç işleyecek.

Ve kuşkunuz olmasın ki bu cezaların haksızlığı ortaya çıkacak, devlet şirkete kestiği cezayı faiziyle geri vermekle  kalmayacak, bu yolla verdiği zararı da tazmin etmek zorunda kalacak.

Başbakan’ın basın özgürlüğüne kişisel düşmanlığının bedelini Türkiye Cumhuriyeti hazinesi ödeyecek.

Yani arkadaşlar pamuk ellerinizi ceplerinize atmaya hazır olun!

Başbakan Erdoğan’ın öfkesinin ve tetikçilerinin hatalarının faturasını sizler ödeyeceksiniz!

 

‘Sonu nereye varırsa varsın’ ne demek?

 

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan “Kürt açılımından” söz ettiğinden beri AKP yöneticilerinden en çok duyduğum şey şu söz oldu:

“Sonu nereye varırsa varsın bu işin peşini bırakmayacağız!”

İlginç bir ruh durumuna işaret ediyor bu cümle.

Ve o kadar sık tekrarlanıyor ki ister istemez üzerinde düşünmek de gerekiyor.

Böyle bir söz söylüyorsanız, atacağınız adımın bazı olası tehlikeler içerdiğini varsayıyor olmalısınız.

Bu iki yönlü olabilir: Kendiniz açısından ya da genel olarak memleket açısından.

Eğer kendinizi düşünerek bunu söylüyorsanız, içi tamamen boş bir söz bu.

Zaten, sonunda başınıza geleceklere razı değilseniz neden ortaya “açılım” diye çıkasınız?

Bu bana daha çok açılımın “fos” çıkması olasılığına karşılık bir iç önlem gibi geliyor.

Sonunda “Ben her şeyi göze aldım ama adım attırmadılar ki” demeye bir ön hazırlık sanki.

Elbette bunun bir de “darbe çağrışımları yaratan” yönü var. Memleketimizin sağcı politikacılarının demagojik konuşmalarında çok kullandıkları “Kefenim hazır” tekerlemesine bir gönderme olabilir.

Yani “Ben bunu yapacağım ama asılmaya bile hazırım” anlamında.

Bu nasıl bir psikoloji ki vatandaşın oylarıyla mutlak bir iktidara ulaşmış bir partinin yöneticilerinin kafalarının gerisinde böyle bir paranoyaya yol açıyor.

Ya da bence daha doğrusu vatandaşı uyutmak için bir paranoya körükleniyor!

Eğer memleket açısından “Sonu nereye varırsa varsın” diyorsanız, o zaman durup iki kere düşünmek gerekir.

Çünkü bu işin varabileceği en son ve en istenmeyen nokta ülkenin bölünmesi olabilir.

Eğer bunu göze aldıysanız söyleyebileceğim tek şey “ateşle oynadığınızdır”.

Öte yandan siyaset yapmak elbette bazı riskleri almayı gerektirir ama “Sonu nereye varırsa varsın” söylemi esasen yapmaya kalkıştığınız iş ile ilgili olarak hiçbir şey bilmediğiniz anlamına gelir.

Karşıtlarınıza “Sonu kötü olabilecek bir işe neden kalkışıyorsunuz” diye sorma hakkı verir.

Siyaset, sorunlara çözüm bulmak için yapılır, yeni sorunlara yol açmak için değil!

Fısıltıya kulak verelim!

İÇİŞLERİ Bakanı Beşir Atalay’ın “arama toplantılarının” ardından yaptığı basın toplantısındaki açıklamaların, DTP ve Güneydoğu’da “hayal kırıklığı” yarattığı konusunda ortak bir kanaat oluşmuştu.

DTP yöneticilerinin verdikleri sert demeçleri hatırlayalım.

Atalay, o basın toplantısında özetle bir genel af düşünülmediğini, Anayasa değişikliğinin gündemde olmadığını ve anadilde eğitimin söz konusu olamayacağını açıklamıştı.

Daha doğrusu bizler, bakanı dinlerken söylediklerini böyle anlamıştık.

Dün Cengiz Çandar’ın Radikal’de yayımlanan Diyarbakır izlenimlerini okurken dikkatimi bu çekti.

Çandar’ın yazdığına göre, bu açıklamalara Kürt siyasetçilerden gelen tepkiler üzerine “Diyarbakır’da bazı kulaklara vakit geçirmeden ‘Yanlış anlaşıldı’ gibisinden düzeltmeler ulaşmış.” Bu fısıltılar tabana “hızla” ulaştırılmış ve “Diyarbakır bunun için ‘Kürt açılımı’ndan ‘hâlâ’ ya da ‘her şeye rağmen’ umutlu” imiş!

Cengiz Çandar, ciddiye alınması gereken bir arkadaşımızdır.

Bunu yazdıysa bilin ki ciddi bir yerden duymuştur ve onun da doğruluğunu kontrol etmiştir.

Bu nedenle Çandar’ın yazdığı şeyi çok ciddiye aldım.

Ve elbette şunu merak ettim: “İçişleri Bakanı onları demek istemedi” haberini kulaklara fısıldayan kim?

Ve daha önemlisi İçişleri Bakanı, aslında ne demek istedi?