Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Saddam 'canlı kalkan' değil 'robot' ister

 Irak’a giden Batılı “canlı kalkanların” lideri konumunda bulunan Ken O’Keefe de Bağdat’tan ayrıldı. O’Keefe’nin ayrılışı, “işlerinden izin alamadıkları için geri dönen” bazı Türk “canlı kalkanlarödan farklı.

O’Keefe, gerektiğinde canıyla korumaya gittiği Saddam Hüseyin rejimi tarafından sınır dışı edildi.
AP ajansına bir demeç veren O’Keefe, kalkanların koruyacakları yerlere ilişkin olarak Bağdat yönetiminin tercihlerini eleştirdiği için sınır dışı edildiğini söyledi.
Benzeri bir eleştiri, hatırlayacaksınız Bağdat’a giden bazı Türk canlı kalkanlar tarafından da dile getirilmişti. Onların sınır dışı edilmelerine gerek kalmadı, çünkü kendiliklerinden döndüler.
Canlı kalkanların insani amaçlı olarak hastane, okul vs. gibi yerlere yerleşmek istediklerini biliyorduk. Buna karşın Bağdat yönetimi, batılı canlı kalkanların bazı askeri ve enerji üretim tesislerine yerleştirilmelerine karar vermişti.
O’Keefe’nin istediği şuydu: Canlı kalkanlar sivil halkı korumak amacıyla kullanılsın.

Ya Batılı olmasaydı?
Saddam yönetiminin buna yanıtı, O’Keefe’nin, Irak gizli servis elemanları tarafından “mevcutlu” olarak Ürdün sınırına götürülüp, kapı dışarı edilmesi oldu.
O’Keefe basına yaptığı açıklamada “İnandığım şeyleri söylediğim için sınır dışı edildim. Irak hükümeti, itaatkâr, kolay robotlar istiyor” dedi.
Irak’taki Saddam Hüseyin rejimi hakkında azıcık fikir sahibi olanlar için hiç de sürpriz olmayan bir sonuç.
O’Keefe, bir Batılı ve Batı medyasının gözünün önünde olduğu için canını kurtardığını da unutmamalı. Bu eleştiriyi yapan bir Iraklı olsaydı, çoktan idam edilecek, cesedinin nereye atıldığını ise en yakınları dahi öğrenemeyecekti.
Saddam Hüseyin’in, 1976’da Başbakanlığı ele geçirmesinden beri Irak’ta on binlercesi işlenen cinayetlerden biri daha işlenmiş olacaktı, hepsi bu..

Kanla korunan iktidar
Doğan Şentürk’ün “Saddam’ın BAAS’ı” ismini taşıyan kitabında bu kanlı yükselişin genel bir portresi de çiziliyor.
Saddam’ın, el – Bekr’in destekçisi olarak yükseldiği bu dönemde BAAS Partisi’nin ileri gelenlerinin birçoğu öldürüldü. 1979’da devlet başkanlığını ele geçirdiğinde de ilk işi bakanlardan ve yüksek rütbeli subaylardan oluşan yirmi kişiyi idam ettirmek olmuştu.
Irak, İran ile bir hiç yüzünden girişilen savaşta da 100 bin ile 200 bin arasındaki evladını kaybetti. Gerçek sayıyı kimse bilmiyor, çünkü Saddam buna hiçbir zaman izin vermedi.
Saddam’ın, diktatörlüğünü koruyabilmek için giriştiği kıyımda da kaç kişinin öldüğü hiçbir zaman öğrenilemedi. Kayınbiraderi ve Savunma Bakanı Ali Hasan el Macid’den tutun da, Fao Adası kahramanı General Mahir Abdülreşit’e kadar binlerce insan.. Kimisi bir “helikopter kazasında” yok oldu, kimisi bir gece yarısı alındığı evine bir daha hiç dönemedi…
“Savaşa hayır” derken, “Saddam’a da hayır” sözünü ısrarla ağzına almamaya çalışanlara bir hatırlatma yapayım dedim.