Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Türbanlı kadın sadece evinde mi oturmalı?

  Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş yıldönümü.. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu yolunda atılan en önemli adımlardan birinin yıldönümü..
Tüm Türklerin mutluluk içinde kutlamaları gereken çok özel bir gün..

Böyle anlamlı bir günde tartıştığımız konu ise TBMM Başkanı’nın eşinin verilecek davete katılıp katılmayacağı..
TBMM Başkanı’nın eşi biliyorsunuz türban takıyor. Türkiye’de dini ya da toplumsal gerekçelerle başını örten milyonlarca başka kadın gibi..

Bu nasıl protesto?
Türkiye Cumhuriyeti bir aşiret devleti değil.
Modern her devlet gibi geçmiş yıllar içinde oluşan gelenekleri var.
Bunlardan biri de TBMM’nin kuruluş yıldönümlerinde TBMM Başkanı’nın verdiği bir davet. Geleneksel olarak bu davet, Başkan ve eşi tarafından veriliyor.
Kadınların toplumsal yaşamımızda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri erkeklerin yanında eşit vatandaşlar olarak varolduklarının sembolik bir göstergesi olarak..
Günlerdir, TBMM Başkanı’nın eşinin türbanlı olması nedeniyle bazı çevrelerin “rahatsız” olduklarını okuyoruz, izliyoruz.
Başkan’ın eşi, türbanını takarak davete gelecekse bazı davetliler eşlerini getirmeyeceklermiş!
Türban takan bir hanımın ev sahibesi olduğu bir toplantıyı protesto için!..
Protestocular arasında devlet memuru kimliği taşıyanlar da var, bizzat TBMM’nin üyesi olan “seçilmiş” kişiler de..

Sapla saman karışacak
Bu gerçekleşirse, 23 Nisan 2003, sapla samanın nasıl birbirine karıştırıldığının bir örneği olarak tarihe geçecek..
Bu kişilerin protesto ettiği şey nedir?
Hiçbir resmi sıfatı ve görevi olmayan bir hanımın türban takması..
Bu suç mu?
Değil.
Genel ahlaka aykırı bir durum mu?
Değil.
O zaman hiçbir resmi sıfatı olmayan bir hanımın taktığı türban nedeniyle TBMM’nin kuruluş yıldönümünü bir protesto gösterisine çevirmenin anlamı ne?
Bunun açık bir bölücülük ve ayrımcılık olduğunu düşünüyorum.
Şu ya da bu nedenle türban takan kadınların toplumsal yaşamdan tümüyle dışlanmalarına yönelik, açık bir ayrımcılık!
Gerçek bir cumhuriyetçinin, kadınların toplumsal yaşamdan dışlanmaları sonucunu doğurucak herhangi bir eylemin içinde olmaması gerekiyor.
Laik cumhuriyeti korumanın yolu bu değil.
Günümüzün bireysel özgürlükleri her şeyin üstünde tutan modern devlet anlayışı da bu düşünceyle örtüşmüyor.

Kim kazançlı çıkacak?
İstenilen şey nedir? Türban takan kadınların sadece evlerinde oturup, ev işleriyle meşgul olmaları mı?
Bu aynı zamanda bağnaz İslamcı çevrelerin de görüşü değil mi?
Kadının yerini sadece evinin içinde tarif eden, “harem”den dışarı çıkmasına izin vermeyen bağnaz İslamcılar da kadının toplumsal yaşamdan dışlanmasını savunmuyor mu?
Gerçek cumhuriyetçi ve Atatürkçü tavır, bu özleme karşı çıkmaktır.
Gerçek Atatürkçü tavır, türbanlısıyla türbansızıyla kadına ikinci sınıf insan muamelesi yapmamak, onun toplumsal yaşamın her alanında erkeklerle eşit olarak yer alabilmesini savunmaktır.
Bu akşamki davete eşlerini evde bırakarak gitmeyi planlayanlar, kimin amacına hizmet edeceklerini bir kez daha iyice düşünmeliler.