Dünkü Milliyet’te bence önemli haberlerden biri, gündemin ağırlığı altında ezildi ve kendisine birinci sayfada ama sadece bir buçuk sütunluk bir yer bulabildi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nın “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” nedeniyle vereceği davetin yol açtığı siyasal kriz, Türkiye’de olması gerektiği gibi gelişti: Kimse kimseyi dinlemeye çalışmadı, kimse kimseyi anlamadı..
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş yıldönümü.. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu yolunda atılan en önemli adımlardan birinin yıldönümü.. Tüm Türklerin mutluluk içinde kutlamaları gereken çok özel bir gün..
Beşiktaş bu sezon sanıyorum, İnönü’de en rahat maçını oynadı dün. Maçın daha ilk 15 dakikasında sonuç çok daha farklı olabilir ve karşılaşma orada bitebilirdi.
Şakacı arkadaşlarımın birinden geçen gün bir e – posta aldım. Bu e-postayı eşinden gizli olarak yolladığına hiç kuşkum yok. Kendisini yıllardır iyi tanırım, bu düşüncelerini eşiyle paylaşmış olabileceğine o yüzden...
Mustafa Kemal, Harbiye’de okumak için İstanbul vapuruna binerken, Selanik’teki son dakikalarında geride bıraktığı aşkı Emine’ye şu satırları yazıp yollamıştı:
1994 ekonomik krizinin ilk günleriydi. O tarihte çalıştığım gazetenin İcra Kurulu toplantısında, gazetenin küçük ortağı şöyle demişti: “Korkmayın, ben Harvard’da kriz yönetimi okudum. Neler yapılacağını biliyorum.”
Irak’ta olup bitenleri, normal bir insanın içine sindirmesinin çok da kolay olmadığını düşünüyorum. Normal dediysem lafın gelişi, böyle düşünmeyenlerin anormal olduğunu da iddia ediyor değilim elbette..
Dün, Kadıköy’e gelen taraftarların çoğu çelişkili duygular içerisindeydi. Bir yandan şampiyonluğa giden Gençlerbirliği’nin puan almasını istiyorlardı, bir yandan da ezeli sevgilileri Fenerbahçe’nin galip gelmesini.