Bir aylık aradan sonra dün Fenerbahçe hem Kadıköy’e hem de kendine geldi. Samsun, Karabük ve Mecidiyeköy deplasmanlarının ardından Fenerbahçe’de değişen çok şey olmuştu.
Gazeteciliğe başladığım günlerde önce Mehmet Ali Kışlalı’dan, sonra da rahmetli Nihad Subaşı’ndan birçok ders yanında şu temel öğüdü aldım: Kimsenin adamı olma, siyasilerle ve çıkar çevreleriyle özel dostluklar kurma, bağımsızlığını...
Ne zaman bir terör olayıyla karşılaşsak Radikal’in yazıişlerinde hep aynı tartışmayı yaşıyoruz: Bu haberi nasıl verelim? Büyük mü gösterelim, yoksa gazetenin bir yerinde sırf ‘vermiş olmak için’ mi verelim?
Suleyman Yeter onceki gun gozlemaltinda bulundugu sirada oldu. Olum sebebi henuz bilinmiyor. Emniyet Genel Muduru’nun dun ihtimallerden birisi olarak saydigi gibi kalp krizinden de olmus olabilir, iskenceden de, henuz bilinmeyen...
Bu seçimin bugüne kadar yapılanlardan en önemli farkının ‘heyecansızlık’ olduğu konusunda genel bir kabul var. Bu konuda daha önce aynı görüşü paylaştığımı, halkın ilgisinin bu kadar az olduğu bir başka...
Artık duymayan kalmadı ama bugün Fenerbahçe ile Galatasaray arasında bir lig maçı oynanacak. Maçın sonucu sadece iki kulübün geleneksel rekabeti açısından önem taşıyor.
Dün Mesut Yılmaz’ı dinlerken aklıma Bernard Shaw’un bir sözü geldi: “Reformcular, değişimin acımasız bir sağduyuyla gerçekleşebileceği düşüncesindedirler.”