Bugün 9 saatlik tarihi MGK toplantısının birinci haftası doluyor. Durumumuz, dere tepe düz gittikten sonra ancak bir arpa boyu yol alabildiğini gören masal kahramanlarından farklı değil.
Milli Güvenlik Kurulu’nun dokuz saatlik bir toplantı sonrası açıkladığı kararların çıkardığı gürültü öyle görünüyor ki daha uzun süre Türkiye gündemini işgal edecek.
Sizi bilmiyorum, ama Ankara’daki iktidar mücadelesinden bir hayli sıkıldığımı fark ettim. Dün de Radikal’in yazı işlerindeki ‘picture desk’te Ankara’da çekilmiş Erbakan -Ecevit ve Erbakan-Baykal fotoğraflarını görünce vizyondan kalkmış bir filmi...
Sincan’daki olaylı toplantı ile başlayan tehlikeli tırmanış karşısında toplumca iyi bir sınav vermedik. Bir kısmımız sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmayı tercih ederken, bir kısmımız da bu tırmanışı daha ileri...
Erken seçim kararının hemen ertesinde 27 Ekim 1995 tarihinde Posta Gazetesi’nde şunları yazdım: “Rüzgâra karşı geliyor olsam da söylemeden edemeyeceğim. Erken seçimin, Türk siyasetinde kendisinden beklenen rahatlamayı gerçekleştirebileceğine inanmıyorum'”.
Amerika’da otobüs şoförlüğü yapan Temel, zencilerle beyazların yer kavgası yapmasından fena halde sıkılmış. “Nedir bu renk ayrımcılığı” diye yolculara çıkışmış. “Aslında hepiniz aynısınız. Aranızda bir fark yok. Varsayın ki hepiniz...
Refah Partisi’nin iktidara gelişiyle birlikte tırmandırılan “darbe” söylentilerine karşı sivil siyaseti temsil edenlerin olayı ne kadar hafife aldıklarını görmek için iki günlük gazetelere şöyle bir göz atmak yeterli.