Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kadın ruhunu anlamak

Bir süredir televizyonda en çok merakla izlediğim program Kanal D’deki Kadınlar Koğuşu.

Aslında “reality show” denen şeylerden sıkılırım. Ama bu programın hiçbir bölümünü kaçırmamaya çalışıyorum.

Bunun sebebini anlatmam gerekir mi bilmiyorum.

Her şeyden önce bir kadın başbakan tarafından yönetilen bir ülkede yaşıyorum. Hayatta en sevdiğim insan yine bir kadın. Bir kızım var. Ve Posta’nın çalışanlarının ve okuyucularının yarısından çoğu kadın.

Görüyorsunuz ki kadın ruhunun karmaşıklığını çözmek, onun labirentlerinde kaybolmamak benim için çok önemli.

Bu nedenle Kadınlar Koğuşu’nu bir film heyecanıyla seyrediyorum.

Gazetecilik hayatım boyunca suç işleyen çok erkek gördüm. Kendi görmediklerimi de arkadaşlarımdan dinledim.

Erkek suçluların çok büyük bir bölümü bir anlık öfkeyle suç işliyorlar.

Kafaları bir şeye kızıyor ve çekip vuruyorlar. Son derece düz bir mantıkları var. Ve yaptıklarından da hemen pişman oluyorlar.

Oysa Kadınlar Koğuşu’nda izlediğim kadın suçluların son derece karmaşık gerekçeleri var.

O işi neden yaptıklarını anlattıkları bölümleri dinlerken tüylerinizin diken diken olmaması mümkün değil.

İşledikleri suçların çok büyük bir bölümü önceden tasarlanmış.

Ve çok ilginç, hiç birisi yaptığı işten pişman değil. “Yine olsa, yine yaparım” diyorlar.

Sevdikleri erkeklerle ilgili düşünce sistematiklerini kavramak mümkün değil.

Örneğin bir tanesi var, hiç aklımdan gitmiyor.

Bu kızcağız bir adamı seviyor. Ona kaçıyor. Derken adam bunu başkalarına satmaya çalışıyor. Bir taraftan da başka kadınlarla gönül eğlendiriyor.

Kader (Adını ben uydurdum. Çoğunun adı buna benziyor), yaşadığı bunca şeyden sonra silahı alıp sevdiği adamın birlikte yaşadığı öbür kadını öldürüyor.

Adama dokunmuyor.

Kader hapiste yatarken adam da başkasıyla evlenmiş, çoluk-çocuğa karışmış.

Kader yaptıklarından hiç pişman değil. “Yine olsa yaparım” diyor. Yakında hapisten çıkacakmış. Gidip adamın evlendiği kadını öldürmeyi düşündüğünü söylüyor. “Allahım onu benim karşıma çıkardı, ne suç işledim ki bunu bana reva gördü bilmiyorum” diyor.

Yukarıdaki satırları bir daha okumanıza gerek yok.

Yanlış anlamadınız. Her şey orada yazıldığı gibi.

Anlaşılmaz davranışlar yalnızca toplumun alt kesimlerindeki cahil kadınlara özgü değil.

İşte dünyanın bütün feministlerini biraraya toplayan Çin’deki Kadın Konferansı buna ilginç bir örnek.

Konferans öncesi Pekin’e giden kadın kuruluşları, bu ülkede demokrasinin olmamasından ve polisin hepsini yakın takibe almasından şikayetçi olmuşlardı.

Çin gibi dünyanın en katı rejimlerinden birine sahip olan bir ülkede konferans toplamaya kalkıştıklarında bunların başlarına geleceğini bilmeleri için müneccim olmalarına gerek yoktu.

Tiananmen Meydanı’nda tankların genç öğrencileri ezerek öldürmelerinin üzerinden ne kadar zaman geçti ki?

Bütün bu izlenimlerimden sonra, bu kadar siyaset kurdunun arasında Tansu Hanım’ın neden hala dimdik ayakta kalabildiğini iyi anlıyorum.

Hüsamettin Bey’e de, Mesut Bey’e de benim gibi akşamları Kadınlar Koğuşu’nu seyretmelerini öneriyorum.

Tansu Hanım’dan her gol yiyişlerinde de aklıma bizim gariban Temel’in Fadime’den yediği şu gol geliyor.

Lokantada tek başına yemek yiyen Temel karşı masada oturan kızı gözüne kestirmişti. Masasından kalkıp kızın yanına gitti. Tesadüf ya, kız da hamsi uşağıydı. Konuşmasından anlamıştı bunu Temel. Arkadaşlık teklifine kız gülerek cevap verdi: “Tabii, ben de sizden hoşlandım.”

Temel fırsatı kaçırmadı, kızın telefonunu istedi. “Gerek lok” dedi kız, “Numaram rehberde var..”.

Temel daha da sevindi. Kıza adını sordu. Genç kız fıkırdayarak cevap verdi: “Ne gerek var, adım da rehberde yazılı…”

Kristal mağazasındaki fil

Kötü haber diye buna dense gerek. Başbakan Tansu Çiller, önceki gün Alanya’da “İlan ediyorum, ekonomik kriz bitmiştir” derken, Ankara’da Merkez Bankası’nın becerisizleri yeni bir krizin temellerini atıyorlardı.

20 yıldır ilk kez döviz fazlası veren Merkez Bankası, IMF’nin uyarısıyla bir yandan bir süre döviz almayacağını açıklarken, diğer yandan da faizlerle oynanınca olan oldu.

Merkez Bankası, züccaciye dükkanındaki fil gibi önüne geleni kırıp-döktü.

Piyasalara yeni yeni yerleşmeye başlayan güven havası birden bire bozuldu.

Hızlı büyümeyle artan enflasyon, büyüyen cari açıklar ve CHP Kurultayı nedeniyle zaten ip üstünde duran piyasalar allak bullak oldu.

Konu sadece becerisizlikle geçiştirilecek bir şey olsa hadi neyse. Biz Türkler, yöneticilerimizin becerisizliklerini sineye çekmeyi zaten huy edindik.

Ama bu işlerde yaman paralar döndüğü dedikoduları da var.

Merkez Bankası’nın bu inanılmaz kararları ardı ardına alırken, bazı “eş-dostu” haberdar ettiği yolunda güçlü belirtiler var.

Başkan bey ile aralarında “su sızmayan” bir özel bankanın herkesin tersine sabah döviz satması, akşam döviz alması ve bu arada milyarlarca lirayı götürmesi “içerden haber aldığı” şeklinde yorumlanıyor.

Son derece ciddi bu iddia bakalım nasıl geçiştirilecek? Yüzsüzler bu sefer bakalım halkın karşısına hangi gerekçeleri çıkaracaklar?

Merakla bekliyorum.