Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

'Baba'yla Bosna yollarında..

SARAYBOSNA-Odamın penceresinden gördüğüm şey karlar altında kalmış, sevimli bir tatil kasabası.. Tepelere doğru uzanan evler dizisi, sivri çatıları, küçük pencereleri ile Avusturya Alplerinden bir görüntü sunuyor sanki.

Gerçek dünyaya geri dönmek için başımı hafifçe sola çevirmem yetiyor. Bu kez karşımda uzun süren ve alçakça katliamlara sahne olan bir iç savaşın görüntüleri var. Bosna Hersek’in topçu ateşiyle darmaduman edilmiş eski parlamento binası bu. Kaç kat olduğunu saymakta güçlük çekiyorum.
Yanmış, mermilerle delik deşik edilmiş, katları adeta birbiri içinde erimiş bir bina.. 20 kat kadar olmalı.

Ankara’dan Bosna’ya bizi getiren uçak insanın sağ eliyle sol kulağını göstermesine benzer bir rota izledi. Yugoslavya belli ki dünyadan tecrit edilmekle kalmamış, artık hava haritalarında bile yok sayılıyor. Sadece bu durum bile Balkanlar’da kalıcı bir barışa ulaşmanın hâlâ ne kadar uzak olduğunu gösteren bir örnek.

Cumhurbaşkanı Demirel, Boşnak lider İzzetbegoviç’in deyişiyle ‘bu küçük cumhuriyetin de babası’ sayılıyor. Demirel ve Hikmet Çetin’in Bosna’yı kan denizine döndüren iç savaş sırasındaki girişimleri olmasa, Türk Dışişleri’nin ve TSK’nın inisiyatif kullanmaları mümkün olamayacak ve belki de Avrupa’nın Güneydoğu’sunda bugünkü Bosna Hersek Cumhuriyeti de olmayacaktı. Dayton anlaşmasına giden süreçte Boşnaklar ile Hırvatların birlikte hareket etmelerinin sağlanması Demirel’in siyaset yaşamının en önemli uluslararası başarılarından biri sayılmalı.

Demirel bu coğrafyaya her gelişinde aynı şeyleri söylüyor; Kosova’da, Makedonya’da, Bosna Hersek’te, Hırvatistan’da: “Tarihin bizleri ayıran yönlerini değil, birleştiren taraflarını hatırlayalım.. Yeni dünyayı bu ortak noktalar üzerinde inşa edelim..”

Ama koyu bir milliyetçi taassubun, din farklılıklarıyla da kol kola girerek bu topraklarda hüküm sürüyor olması hâlâ ciddi bir engel. Müslüman Boşnaklar, katolik Hırvatlar ve Ortodoks Sırplar arasındaki düşmanlık tohumlarını söküp atmak o kadar kolay değil. Hele iç savaşın acıları bu kadar taze, yıkımları bu kadar göz önündeyken..

Uçağımız Ankara’dan havalandıktan sonra Demirel ile sohbet etme imkanı da bulduk. Cumhurbaşkanı aslında dış gezilere çıkarken iç politika ile ilgili sorular sorulmasını istemez, daha çok çıktığı gezinin anlamını anlatmayı tercih ederdi. Bu kez böyle olmadı. Gazetecilerin Apo’dan, cumhurbaşkanlığı seçimi ve hatta nükleer santral ihalesine kadar her konudaki sorularını keyifle yanıtladı. Acaba bunda Ankara’da görev süresinin uzatılması ile ilgili görüşün giderek hâkim olmaya başlamasının bir rolü var mıydı? Bilemiyorum.

Dün Demirel Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi gerektiği yolundaki görüşünde ısrarlı olduğunu bir kez daha tekrarladı. Bunun esasen bir sistem sorunu olduğunu, Türkiye’nin daha iyi idare edilebilir hale gelmesi için kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Ancak o da artık bunun imkânsızlığını görüyor olmalı ki Anayasa’nın, 5’er yıllık görev süresi için iki kez seçilmeye olanak tanıyacak şekilde değiştirilmesinin ikinci tercihi olduğunu söylüyor..

İlk bakışta bu görüşü Demirel’in görev süresinin uzatılmasını istediği şeklinde yorumlanmaya açık. Ancak burada önemli bir nüans var. Demirel görev süresinin uzatılması şeklindeki bir çözümü istemediğini özellikle vurguluyor. Yani Anayasa değişikliğinin şimdiki Cumhurbaşkanının görev süresinin uzatılması şeklinde yapılmasına karşı. Onun tercihi ikinci kez seçime olanak sağlayacak bir değişiklik. Bu değişiklik olur aday da gösterilirse seçime girmekten kaçmayacağını da kendi üslubuyla söylüyor: Göreve talip olmam ama görevden de kaçmam…

İlk kez Başbakan Ecevit’in telaffuz ettiği “Avrupa Birliği üyeliği ile idam bağdaşmaz” görüşü Cumhurbaşkanı tarafından da benimseniyor gibi. ‘Gibi’ diyorum çünkü biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız kelime oyunlarını, ince üslupçuluğu çok seviyor ‘Avrupalı olacaksanız, Avrupalı gibi davranacaksınız’ mealindeki sözlerini ben böyle yorumluyorum.

Bu arada size bir de eğlenceli haber vereyim. Cumhurbaşkanımız ‘çevreci’ olmuş. Gerçi onun çevreciliği, nükleer santral kurulmasına karşı çıkmıyor ama biraz ‘açık’ da olsa ‘yeşil’ bir Cumhurbaşkanımız var, haberiniz olsun..